Reklamı Kapat

Kurdaş: 28 Şubat Türkiye'de "küresel" itirazın önünü kesti

TV5 ekranlarında yayınlanan Buyurun Başlıyoruz programında konuşan Milli Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş, dikkat çeken değerlendirmeler yaptı.

Büyütmek için resme tıklayın

Milli Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş TV5'te Buyurun Başlıyoruz isimli programda Gazeteci-Yazar Bilali Yıldırım'ın sorularını cevapladı.

Bilali Yıldırım'ın Bangladeş'te Cemaat-i İslami üyelerinin idamıyla ilgili soruyu cevaplayan Mustafa Kurdaş, "D8 projesi II. Yalta Konferansı'nı talep eden bir projedir. Doğal olarak bu projenin bütün küresel sistemin doğrudan doğruya özüne zarar verecek ve bütün halkları uyandıracak bir projedir. Bu fikrin, fikir olmaktan çıkıp, kurumsal bir yapıya kavuşması başlı başına bir tehdit olarak algılandı. D8, bir fikirdi. Ne zamandan beri? 1969'dan beri İslam Birliği diyen Erbakan Hoca'nın, Milli Görüş partilerinin bir fikriydi. 1996 – 1997 onbir aylık iktidarı döneminde bu fikir, mücessem hale geldi, kurumsal hale geldi ve bunun fotoğrafları Çırağan Sarayı'nda yayımlandı ve sekiz tane ülke o zamanki nüfusta yaklaşık 1 milyarlık nufusu temsil eden bir pazarla ortaya çıktı. Üretim diyordu. Kendi otomobilimizi, uçağımızı yapacağız, kendi teknolojimizi geliştireceğiz, kendi paramızı basacağız ve öbür taraftan İkinci Yalta için yani Batı'nın karşısında bir güç olacak artık pazarlık masasında uygun bir yere oturacağız. Şimdi bu Batı düşmanlığıyla ilgili yada Avrupa'ya ve Batı'ya meydan okuyuş değildi. İnsanlığın kendini arayışıydı, bir denge arayışıydı. Sömürü dünyası bakımından bu dengeye batısıyla doğusuyla ihtiyaç vardı. İşte bu mesajı küresel hegemonya kendisine tehdit olarak algıladı. 28 Şubat'ın birinci nedeni, yani Türkiye'deki kamuoyu belki sahte amaçlar oluşturularak tetiklenmiştir. Ne denilmiştir? İşte laikliği kurtaralım denmiştir. İşte irtica geliyor korkusu, mürtecilik korkusu gibi artık bu çağda hiç akla bile gelmeyecek mefhumlar zinde güçler tarafından sivil hayata empoze edilmiş ve kullanılmıştı. 28 Şubat süreciyle birlikte Milli Görüş hareketine karşı büyük bir operasyona gidildi. Daha sonra diğer D8 ülkelerinin bütününün yöneticileriyle ve iç dengeleriyle ciddi anlamda oynandı. Bangladeş'te mevcut yönetim ise varlığını sürdürüyor ama belli ki varlığını, Cemaat-i İslami'nin o bölgede zayıflatılması ve yok edilmesi üzerine bir müsaade ile heralde var ki Cemaat-i İslami'ye karşı başlatılmış çok sistematik bir çalışma var" dedi.

28 ŞUBAT TÜRKİYE'DE VE İSLAM ÜLKELERİNDE "KÜRESEL" İTİRAZIN ÖNÜNÜ KESTİ

İsrail'in meşrulaşmasında 28 Şubat sürecinin etkisinden bahseden Mustafa Kurdaş, "28 Şubat Süreci hem Türkiye’de hemde diğer İslam ülkelerinde bütün o küresel itirazın önünü kesen ve aslında İsrail bakımından da ona sorun olabilecek, onun önünde engel olabilecek bütün hareketlerin, bütün düşünce, fikir ve eylemlerin önünü kesmek için yapılmış işlerden birisidir. 28 Şubat sürecinden bugüne kadar bakarsanız. 1969'dan 28 Şubat'a kadar bakınız. İsrail karşısında hep çok şuurlu, bilinçli bir İslam Dünyası görmüştür fakat 28 Şubat'tan sonra tam tersine İsrail sürekli kendisiyle iş birliği arayan bir İslam Dünyasıyla karşı karşıya kalmıştır. Bu bakımdan o bin yıl sürecek açıklaması, bu beyanlar önemli beyanlardır. 28 Şubat süreci eğer hakk ve batıl meselesiyle bin yıl değil, kıyamete kadar gidecek bir meseledir" diyerek 28 Şubat sürecinin sadece ulusal bazda değil, uluslararası alanda oluşturduğu olumsuzluğa dikkat çekti.

"ZALİMDİR AMA DEVLETTİR" DEMEK DOLAYLI MEŞRUİYETTİR

İsrail ile ilgili "Katil İsrail" sloganlarının İsrail'i kamuoyu nezdinde meşrulaştırdığını söyleyen Kurdaş, dolaylı meşruiyet vurgusu yaptı. Kurdaş şunları söyledi:

"Katil İsrail dediğimiz zaman biz İsrail'i zalim bir devlet olarak tanımlamış oluyoruz ama bir devlet olarak da tanımlamış oluyoruz. Bu dolaylı meşruiyettir. Zalimdir ama devlettir demek; bu topraklarda hakkı var demektir ve maalesef son yıllarda zalim olarak anarak kamuoyu nezdinde bu hakkı vermiş oluyoruz.

İsrail, Yahudilerin kurduğu bir devlet değildir. Birleşmiş Milletler'in kurduğu, Yahudilere hediye ettiği, altın tepside sunduğu bir devlettir. Eğer devlet olarak adını söyleyeceksek. Biz Kurtuluş Savaşı yapmış bir milletiz. Bir devlet olmak için önce bir Kurtuluş Savaşı yapmış olmak, düşmanı topraktan söküp atmak gerekir. Sonra ben bağımsız bir devletim, benim para birimim şudur, benim bayrağım budur, benim yönetim şeklim şudur, benim anayasam budur denir. Sonra komşu ülkeler tanır, sonra çevre ülkeler tanır sonra diğer ülkeler tanır ve sonra BM'ye üye olursunuz ama İsrail'in ki tam tersi mekanizmayla işlemiştir. BM demiştir ki, yaşanan olaylar ve terör nedeniyle, Yahudiler kaosu her zaman düzen için kullanmışlardır, kaostan düzen üretirler. Önce o bölgede terör estirdiler, sonra BM devreye girdi ve siz bir devlet olun dediler. Sonra bütün dünya devletlerine çağrıda bulundu, tanıyın denildi. Tersten işliyor sistem. Maalesef Türkiye'de tanıyan ilk müslüman ülke oldu. Sonra bölge ülkeleri, sonra çevre, sonra komşu şimdi de Hamas'a tanıtmak istiyorlar. Tam tersi mekanizma işliyor. Bu bakımdan İsrail aslında Yahudilerin kurduğu bir devlet değildir. Aslında Yahudilerin tarih boyunca bir devlet kurma gücü de yoktur. Onlar genellikle bulundukları coğrafyalarda ifsat ve bozunculuk çıkardıkları için sürgün edilmişlerdir.

İsrail'e laf etmek, küresel dünyanın dininden çıkmak gibi bir şey. Onlara asla laf edemezsiniz. Nefret suçu demişken, yeri gelmişken söyleyelim. Bu terminolojiye benim kökten itirazım var. Bu nefret suçu terminolojisinin kökü Avrupa kanunlarında var. Avrupa'da Yahudiye Yahudi demek eğer kerhen söylüyorsan, bir maksatla söylüyorsan neredeyse suç. Şimdi biz İslam ülkesinde yaşıyoruz. İslam ülkesinde maalesef son yeni anayasa çalışmaları sırasında bir konu nefret suçu söylemi mevzuatımıza kısmen girdi ama bu virüs gibidir. Kısmen girer sonra bu mevzuatın ve anayasanın bütünüymüş gibi takdim edilir. Çünkü zemin buna uygun. Konya'da AGD mensupları biliyorsunuz Müslümanların dost edinmesi yani stratejik ortaklık kurması, veli edinmesi, istişare edilecek kişiler olarak Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmesiyle ilgili bir ayet-i kerimeyi afiş yaptı. Türkiye'yi Şalom Gazetesi'nin bir yazarı ayağa kaldırdı. Neyle? Nefret suçuyla. Nefret söylemi yoluyla bir suç oluşturulmaya çalışılıyor. Ben tekrar ediyorum. Siyasi görüşü ne olursa olsun Türkiye'deki Müslümanlar, nefret söylemi ve nefret suçu terminolojisini, söylemini ve dilini kullanmasınlar. Bu yarın Kur'an-ı Kerim'de birçok ayet-i kerimeyi zikretmemizi, okumamızın önünü alabilecekleri bir şey olur.”

12 Kasım 2019 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?