Reklamı Kapat

Milli Görüş, ülkemiz için dönüm noktasıdır

Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi Genel Başkanı Recai Kutan Milli Görüş'ün 50. yılında Milli Gazete'ye özel yazdı. Kutan, "Milli Görüş, ülkemiz için dönüm noktasıdır" ifadesini kullandı.

Milli Görüş hareketi, hem ülkemiz hem İslam âlemi hem de insanlık için önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. 1969 yılında, “Bir çiçekle bahar olmaz” eleştirilerine karşı, “Her bahar bir çiçekle başlar” diyen Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın öncülüğünde yola çıkan Milli Görüş hareketi, bu yıl 50. yılını kutlamaktadır. Bu 50 yıllık süre zarfında Milli Görüş insanlığa yeni bir anlayış, yeni bir soluk, yeni bir heyecan getirmiştir.

Kaba kuvveti değil, hakkı üstün tutan medeniyetimiz insanlık tarihinin dönüm noktalarından olan Selçuklu ve Osmanlı Devleti’ni kurmuş, asırlar boyunca insanlığa barış ve adaletin en güzel örneklerini göstermiştir. Yaklaşık 20 milyon km2’lik bir alanda farklı dil, din, ırk, mezhep, renk ve kültürdeki insanları asırlar boyunca huzur içinde yaşatmıştır.

Ancak Osmanlı Devleti’nin gücünü yitirmeye başlamasıyla Batı değerleri öne çıkmış ve Osmanlı Devleti’nin çöküşünden sonra Batı, küresel bir güç haline gelmiştir. Bu sebeple insanlık tarihinin son 250 yılı Batı medeniyetinin dünyada egemen olduğu bir dönemi kapsamaktadır. Bu dönemde yeryüzünü Batılılar şekillendirdi. Haritaları Batılılar çizdi. İşgalleri Batılılar gerçekleştirdi.

İnsanlık hiç görmediği acımasızlıkta iki dünya savaşı atlattı. I. Dünya Savaşı ile Avrupa toplumlarında öyle bir güvensizlik duygusu uyandı ki komünizm, faşizm, nazizm, kapitalizm gibi saplantılı ideolojiler yeşermek için uygun zemin buldular. Bunun sonucunda bütün dünyada ideolojik bir çatışma ortamı doğdu. Bu çatışmaların neticesinde de hırs, aç gözlülük, sömürme arzusu arttı ve kandan beslenen ülkeler eliyle II. Dünya Savaşı çıkarıldı. Birçok kıtada milyonlarca insan öldü, milyonlarcası yaralandı, bütün şehirler yerle bir oldu. Askerlerin yanı sıra milyonlarca sivil yetersiz besin, hastalık ve bombardıman sebebiyle hayatını kaybetti.

Ancak bu savaştan sonra dünyanın genel gidişatı değişti ve emperyalist ülkeler birbirleri ile savaşmayı bırakarak dünyayı sömürme konusunda uzlaşı sağladılar. II. Dünya Savaşı’nın ardından Amerika Başkanı Franklin D. Roosevelt, İngiliz Başbakanı Churchill ve Rus Lideri Stalin Kırım/Yalta’da bir araya geldiler. “Yeni Dünya Düzeni” olarak beliren sömürü sisteminde mutabık kaldılar ve bu birlikteliğin ilk nüvesi olarak Birleşmiş Milletler’i (BM) kurdular.

Aslında İngiltere Başkanı Churchill’in şu sözü Batı’nın ve yeni kurduğu düzenin gerçek yüzünü açıkça göstermektedir: “Bir damla petrol, bir damla kandan daha değerlidir.”

BM kurulduktan sonra ilk icraatı1948 yılında Filistin topraklarında İsrail Devleti’nin kuruluş kararını almak oldu. İsrail de hudutlarını genişletmek için çevresine sürekli tecavüzlerde bulundu ve muharref Tevrat’ta kendilerine vaat edilmiş olan toprakların yani Arz-ı Mev’ud’un bütünüyle İsrail’in eline geçmesi için işgallere başladı. Yeni düzen anlaşılacağı üzere aslında Siyonizm’in düzeni oldu. Batı’nın emperyalist devletleri de büyük ölçüde Siyonizm’in etkisi altında kaldı.

Emperyalistlerin en çok rahatsız olduğu hususlar ise Müslümanların haksızlıklara karşı bir türlü sindirilemeyen mücadele azmi, yani cihat şuuru ve yüksek ahlaki değerlere bağlılıkları olmuştur. Bu yüzden sömürgeciler yıllar boyunca İslam’ı yanlış tanıttılar. İslam’ı barışı tehdit eden bir din olarak göstermeye çalıştılar. Dünyanın her yerinde Müslümanları potansiyel suçlu ilan ettiler.

Bizler de o yıllarda genç üniversite öğrencileri olarak bazı evlerde ve özellikle bazı büyük gönül adamlarının huzurunda sohbetlere iştirak eder, ülkenin geleceği için neler yapılmalıdır bunları müzakere ederdik. Bu sohbetlerde gençler olarak kendi aramızda sohbet yaparken en öne çıkan isim, önceleri İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Motor Kürsüsü Asistanı sonra Doçenti ve Profesörü olan Necmettin Erbakan Hocamız olurdu. Motor alanında dünya çapında şöhreti bulunan bu bilim adamı çevresine azimle ve inançla, “Bu sıkıntılar arızidir, geçicidir. Mutlaka bir araya gelmeliyiz, ülkeye sahip çıkmalıyız” mesajını verirdi.

1969 seçimlerinde Bağımsızlar Hareketi ile Milli Görüş, TBMM’de temsil edilmeye başlanmıştır. Bunun ardından 26 Ocak 1970 tarihinde Milli Görüş’ün ilk siyasi partisi olan Milli Nizam Partisi (MNP) kurulmuştur.

MNP’nin kuruluşuyla birlikte bize soruyorlardı, “Bu kadar parti varken niçin parti kurdunuz? Mevcut partilerden farkınız ne? Milli Görüş zihniyeti nereden çıktı? Bir parti ya sağdır ya da soldur. Sizin zihniyetiniz ne?” Milli Görüşçüler bu sorulara şöyle cevap veriyorlardı:

Milli Görüş, milletimizin aslına, özüne dönüş hareketidir. Aziz milletimizin inancını, tarihini, kültürünü temsil eden görüştür. Milli Görüş’ün nasyonalizm ile alakası yoktur. Oradaki milli, “Millet-i İbrahim” düsturundan kaynaklanan görüş demektir. Millet-i İbrahim’deki millet ne anlama geliyorsa Milli Görüş’ün “milli”si de o anlama gelmektedir.

Temeli hak, adalet, sevgi, şefkat, barış ve kardeşlik olan görüştür. Kaba kuvveti, menfaati değil, hakkı üstün tutan görüştür. Materyalist değil, maneviyatçı olmayı öğütleyen görüştür. En önde yürüyen bayrağımız “Önce Ahlak ve Maneviyat” diyen görüştür. Nefis terbiyesini esas alan görüştür. En ileri seviyede insan hakları ve özgürlükleri savunan görüştür.

“Yaşanabilir Bir Türkiye”, “Yeniden Büyük Türkiye” ve “Yeni Bir Dünya” kurma vizyonuna sahip olan bir görüştür.

Milli Görüşçüler borçlanmanın, faizin, rant ekonomisinin sonunun olmadığını söylediler. Tüm engellemelere rağmen üretim ekonomisini savunarak ülkeyi ayağa kaldırdılar. Böylece sanayicilere, tüccarlara, esnaf ve çiftçilere altın yıllarını yaşattılar.

Milli Görüş, dört koalisyon hükümetinde yer aldı. Bu hükümetlerin ömrü çoğunlukla kısa olmasına rağmen muhteşem hizmetler yaptı. Yerel yönetimlerde de “efsane Milli Görüş belediyeciliği” sergileyerek milletimizin gönlüne taht kurdu.

Milli Görüş, Türkiye gemisinin Batı’ya dönük rotasını bir buz kıran gemi gibi milli yöne döndürdü. Sadece Türkiye’yi değil, İslam âlemini de etkilemiş, İslam dünyasında siyasi uyanışa vesile oldu.

Milli Görüş’ün ortaya koyduğu bu temel prensipler ve görüşler, hükümet ortağı iken yaptıkları uygulamalar yurt içinde ve yurt dışında bazı kesimler tarafından endişeyle karşılandı. Özellikle emperyalizme teslim olmuş çevreler bu yeni harekete şiddetle karşı çıktılar. Akla hayale gelmeyen hile ve tuzaklar kurdular. Milli Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi, Refah Partisi ve Fazilet Partisi’ni ardı ardına kapattılar. Bütün engellemelere rağmen bu hareketin önderleri yılmadılar. Azimle yola devam edip Saadet Partisi’ni kurdular.

Milli Görüş’ün göze çarpan en önemli özelliklerinden biri de kapatılan partileri ile şu anda Milli Görüş’ü temsil eden Saadet Partisi arasında parti programı ve söylemleri bakımından hiçbir farkın olmayışıdır. Onlar baskılar altında eğilmediler, inançlarından taviz vermediler, çizgilerinden sapmadılar.

Dış politika, milli bir dış politika haline geldi. Bu durum, Türkiye ve İslam ülkelerinin gelişmesi yönünden çok önemliydi. Mesela, “1974 Kıbrıs Zaferi”. Uzun yıllar zafer hasretinde olan İslam âlemi, Kıbrıs Zaferi’nden sonra büyük bir özgüven yakaladı.

İslam Konferansı Örgütü, 1976 yılında yıllık toplantılarını İstanbul’da yapma kararı vermişti. Hükümetimizde bu işten sorumlu olan bakan da Erbakan Hocamız idi. Ancak Türkiye, İslam Konferansı Örgütü’ne tam üye değildi, sadece gözlemci üyeydi. Bunun üzerine Erbakan Hoca, Demirel ile görüştü ve dedi ki, “Asırlarca İslam âlemine bayraktarlık yapmış olan bir ülke gözlemci üye statüsünde olamaz. Biz bu utancı taşıyamayız. Türkiye’nin İslam Konferans Örgütü’ne tam üyeliği kabul edilmezse biz hükümetten çekileceğiz.” Böylece Türkiye İslam Konferans Örgütü’ne tam üye oldu.

O dönemde Ortak Pazar’a karşı çıktık. “Neden karşı çıkıyorsunuz? Bu sadece ekonomik bir kuruluştur” denildi. O vakit, “Hayır! Öyle görülüyor ama göreceksiniz bu adım adım birleşik Avrupa’ya yani Avrupa Birliği’ne gidecek” beyanında bulunduk. Zaman içerisinde de öyle oldu.

Filistin bizim en önemli meselelerimizden biri oldu. Bir ara İsrailliler aynen bugünlerde de yaptıkları gibi Kudüs’ü başşehir olarak ilan ettiler. O dönemde Dışişleri Bakanı Hayrettin Erkmen Bey idi. Ona gidildi ve bunun kabul edilemeyeceği, İsrail ile ilişkilerin hemen kesilmesi söylendi. Gayet cılız bir kınama geldi. Bunun üzerine Meclis’e bir gensoru önergesi verildi ve yapılan o müzakerelerin sonunda Hayrettin Erkmen Dışişleri Bakanlığı’ndan düşürüldü. 6 Eylül 1980’de de meşhur Kudüs Mitingi’ni yaptık ve o miting askeri cunta tarafından 1980 Askeri Darbesi’ne gerekçe gösterildi.

Netice olarak yapılan menfi çalışmalarla Müslüman ülkeler arasında yıkılmış olan köprüleri İslam âleminin güçlü ve kuvvetli olması için ihya edilmesi lazımdı. 1976’da Erbakan Hocamız ile Suudi Arabistan’da bir törene gittik. Erbakan Hocamıza, Müslüman gençliğe yaptığı hayırlı hizmetlerden dolayı ödül verildi. Suudi Arabistan çok sıcak olduğu için toplantı Taif’te yapıldı. Ödül töreninden sonra Erbakan Hoca gelen heyete Siyonizm’i ve Batı’nın iç yüzünü anlattı. Ondan sonra dedi ki,

“Bakın! Eğer biz güçlenecek ve bu gücümüzle yeni bir dünya kuracaksak şu adımları atmamız lazım. Vaktiyle emperyalistler II. Dünya Savaşı’ndan sonra Yalta Konferansı’nda muhtelif adımları attılar? Birleşmiş Milletler’i, UNESCO’yu kurma kararı verdiler. Biz de Müslümanların birlikteliğini, İslam Birliği’ni kuralım. Müşterek savunma sistemimizi, Müslüman Birleşmiş Milletlerimizi kuralım ve müşterek bir para sitemine geçelim.”

1992 yılında İstanbul’da Yıldız Sarayı’nda başlatılan Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi’nin ilk toplantısında Erbakan Hoca, Müslümanların bir araya gelmesindeki önemi ve bu birlikteliğin hangi amaçlarla ne için kurulduğunu şu cümlelerle ifade etmişti:

“Muhterem kardeşlerim. Tam da yeni bir dünyanın kurulduğu gündeyiz. Bir yandan yetmiş yıllık komünizm iflas etmiş, o komünizm ki kuvveti üstün tutan Batı zihniyetinin bir rejimi idi. O komünizmin ikiz kardeşi olan kapitalizm de görüldüğü gibi aslında can çekişiyor. Bütün insanlık bir saadet arıyor. Bu saadet arayışında İslam âleminin her tarafı kanlar içerisinde, katliamlar içerisinde, zulümler içerisindeyken Allah’ın lütfuyla bir doğum oluyor. İşte bugün biz bu yeni doğumun şahitleriyiz. İnsanlığı kurtaracak ‘İslam Birliği’ doğuyor.”

Nitekim 15 Haziran 1997’de Çırağan Sarayı’nda imzalanan D-8 anlaşması, Türkiye ve İslam âlemi için büyük önemler taşımaktadır. Nüfusu 60 milyondan fazla olan Türkiye, İran, Pakistan, Bangladeş, Malezya, Endonezya, Mısır, Nijerya bu birliğe imzalarını atmışlardır.

Bu hamle ile İslam ülkelerinin birliğini sağlayacak olan İslam Birleşmiş Milletleri, İslam Savunma Paktı, İslam Kültürel İşbirliği Teşkilatı, İslam Ortak Pazarı ve İslam müşterek para birimi yani İslam Dinarı gibi projeler gündemde tutmaya gayret edildi.

Çünkü D-8, kuvveti üstün tutan zulüm dünyası yerine, hakkı üstün tutan yeni bir saadet dünyasının kuruluşunun hareketedir. D-8, yeni saadet dünyasında 7,5 milyar insanı bağrında toplama hareketidir. Bu zülüm dünyasının yanlış temellere dayalı olarak devam etmesi mümkün değildir.

Dünya barışı için D-8’lerin bayrağında altı temel ilke insanlık için bir umuttur:

* Savaş değil, barış

* Çatışma değil, diyalog

* Çifte standart değil, adalet

* Tekebbür değil, eşitlik

* Sömürü değil, işbirliği

* Baskı ve tahakküm değil; insan hakları, hürriyet ve demokrasi.

Mili Görüş, sadece milletimizin değil yeryüzünde yaşayan 7,5 milyar insanın hepsinin saadetini istemektedir. Bu minvalde insanlığın yeni bir medeniyet inşasına ihtiyacı vardır. Sömürünün değil, hakça paylaşımın esas olduğu bir dünyaya ihtiyacı vardır. Gücün değil, hakkın ve haklının hâkim olduğu yeni bir dünyaya ihtiyacı vardır. Tarihi gerçekler göstermektedir ki böyle bir dünyayı emperyalist Batı medeniyeti kuramaz. Çözüm ancak temeli hak ve adalet olan bizim medeniyetimizdedir.

Gün, kendi inancımız ve diğer ölçülerimizin etrafında toplanarak yeni bir medeniyeti kurma günüdür. Yeryüzünde her çeşit baskı ve haksızlığı ortadan kaldıracak “Yeni Bir Dünya”nın kurulması zamanıdır.

Meşhur sözdür, “Mazlumlar ayağa kalkmadıkça zalimler diz çökmez.” Mazlumlar her yerde ayağa kalkmıştır. Mücahitler yola koyulmuşlardır. Cenab-ı Hakk’ın lütfuyla “Hak ve Adalet Merkezli Yeni Bir Dünya” en kısa zamanda kurulacaktır.

Zafer inanlarındır ve zafer yakındır…

Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi Genel Başkanı Recai Kutan

# MİLLİ GÖRÜŞ 50. YIL YAZILARI İLE İLİŞKİLİ:

03 Kasım 2019 - Siyaset


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?