Reklamı Kapat

Türkiye depreme hazır değil

Türkiye, dünyadaki en önemli deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya deprem kuşağının üzerinde yer alıyor.

Haber albümü için resme tıklayın

 Deprem bilincinin yeterince oluşmadığı ülkemizde üstüne üstlük depremlerle yaşayabilmek için yapılması gerekenler de yapılmadı.

Türkiye’nin deprem gerçeğini Millî Gazete’ye anlatan İstanbul Rumeli Üniversitesi Öğretim ÜYESİ Jeofizik Yüksek Mühendisi Sismoloji Anabilim Dalı uzmanı Prof. Dr. İlhan Osmanşahin, röportajımızın ikinci bölümünde, Türkiye’deki fay hatlarını, riskli bölgeleri, Türkiye’nin depreme hazır olup olmadığı ve yapılması gerekenlere pencere açtı.

Türkiye’nin, dünyadaki en önemli deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya deprem kuşağı üzerinde yer aldığını ifade eden Prof. Dr. İlhan Osmanşahin, bu nedenle depremlerin, olduğu zaman değil, sürekli gündemde tutulması gerektiğini ifade etti. Deprem gündeminin insanlarımızı korkutmak için değil, tam aksine olacakları bilip kabullenerek en az kayıpla atlatmak için yapılması gerekenler konusunda bilinçlendirme üzerine oturtulması gerektiğini vurgulayan Osmanşahin, bilinçlenmenin ilköğretimden başlayarak herkese verilmesi ve toplumsal düzeyde deprem bilincinin mutlaka oluşturulması gerektiğini belirtti.

SORU: Sayın Osmanşahin, Türkiye’nin deprem gerçeğine gelirsek; Türkiye’deki fay hatları ne kadar hareketli? Bilim insanları olarak siz neler söyleyebiliyorsunuz? Bununla ilgili bilimsel bir veri var mı? Türkiye’de şu an en riskli bölge, il hangisi? Türkiye’nin deprem açısından riski nedir?

CEVAP: Türkiye’deki aktif fay hatları bilim adamları tarafından ortaya koyulmuştur. Fazla ayrıntıya girmeden kısaca söylemek gerekirse, yerkürede görünen hareket türlerinin tamamı Türkiye ve yakın çevresinde mevcuttur. Üzerinde yaşadığımız katı yerkabuğu karalarda 100 km’ye, okyanuslarda 50 km’ye varan kalınlıktadır. Yerin bu katmanı yekpare olmayıp, kıtalar ve okyanus altındaki uzantılarından oluşan levha dediğimiz büyük, Anadolu ve Arap Yarımadası gibi levhacık dediğimiz küçük parçalardan oluşur. Söz konusu parçalar kabuğun altındaki manto denen plastik yapı üzerinde birbirlerine göre göreceli olarak hareket etmektedir. Bu hareketler birkaç santim mertebesindedir.

TÜRKİYE’DE İKİ AYRI BÜYÜK FAY HATTI VAR

Türkiye’yi etkileyen ana hareketleri kısaca şu şekilde özetleyebiliriz: Afrika Levhası kuzeye doğru hareket etmekte ve Anadolu’nun altına doğru dalmaktadır. Afrika ile birlikte kuzeye hareket eden Arap Levhacığı ayrıca Kızıldeniz’in ortasındaki açılma sebebiyle kuzeydoğuya doğru Anadolu’yu sıkıştırmakta ve batıya doğru kaymasına sebep olmaktadır. Bu hareketler sonucu meydana gelen depremlere sebep olan başlıca kırılmalar (faylar) şunlardır: Güneyden kuzeye uzanıp Hatay sınırlarından Türkiye’ye girerek yukarıda kuzeydoğuya yönelen Doğu Anadolu Fay Zonu (DAFZ), Bingöl’ün Karlıova ilçesinde DAFZ ile kesişen, batıya doğru Karadeniz’e yaklaşık paralel olarak devam edip Marmara Denizi’nde üç kola (İzmit Körfezi, Gemlik Körfezi ve Bursa Ovası) ayrılarak devam eden Kuzey Anadolu Fay Zonu (KAFZ). KAFZ ve DAFZ, yanal doğrultularda hareket etmekte sığ ve büyük depremler üretmektedir. Kilometrelerce uzanan bu fay zonları, derine doğru kesintisiz yüzeyler veya düzlemler olarak düşünülmemelidir. Zaten zon denmesinin sebebi de budur.

ANADOLU İKİ FAY HATTI ARASINDA BATIYA DOĞRU YILDA YAKLAŞIK  2 SANTİM KAYMAKTADIR

Hareketler sürdükçe sıkışmalar artar ve kütlelerin taşıyamayacağı boyutlara varınca kırılma olur, yani fay zayıf bulduğu yeri kırar. Anlaşılacağı gibi, aynı yerde tekrarlanan depremler yüzeyde aynı hatları kıracaktır diyemeyiz. Kilometrelerce derinde başlayan kırılma ve bunun yeryüzündeki izleri, o zamandaki en zayıf noktalardır. Anadolu bu iki fay zonu arasında batıya doğru yılda yaklaşık 2 santim kaymaktadır. Batı, Güneydoğu ve Güneybatı Anadolu’da ise pek çok irili ufaklı eğimli, düşey veya düşeye yakın hareket eden faylar vardır. Ayrıca son iki yıkıcı Marmara Bölgesi depremi 1894 ve 1999 yıllarında yaşanmıştır. Yılda yaklaşık 2 santimden, geçen toplam zamanda 2 metre civarında bir hareket söz konusudur ve 1999 depremindeki kırılmanın ortalama değeri de budur. Bu kısa bilgilerden anlaşılacağı gibi, zaman zaman ufak depremler yaşansa bile, büyük depremlerin meydana gelmesi için büyük enerji birikimine gerek vardır.

YETERLİ BİLİMSEL ÇALIŞMA YAPILMIYOR

SORU: Türkiye’nin özelde de İstanbul’un depreme hazırlıklı olduğunu ve gerekli bilimsel çalışmaların yapıldığını düşünüyor musunuz? Depreme hazırlıkla ilgili neler yapılabilir?

CEVAP: Türkiye genelinde depreme hazırlıklı olduğumuzu, bu konuda gerekli ve yeterli bilimsel çalışmaların yapıldığını söylemek ne yazık ki mümkün değildir. Geçmişten beri süregelen eksikliklerin yanında yapılan hatalar da açık bir şekilde ortada durmaktadır. Bir deprem ülkesi olarak, depremleri engelleyemeyeceğimize göre, gerekli çalışmaları yapıp önlemlerimizi almak zorundayız.

YERLEŞİM ALANLARININ DOĞRU SEÇİLMESİ VE ZEMİN YAPISINA UYGUN YAPILAR İNŞA EDİLMESİ ŞARTTIR

Her şeyden önce yerleşim alanlarının doğru seçilmesi ve zemin yapısına uygun yapılar inşa edilmesi şarttır. Bu noktada, Türkiye genelinde yıllardır süregelen büyük hatalar ve eksiklikler vardır. Kentsel dönüşüm uygulamaları bu hataların giderilmesi için bir fırsat olmakla birlikte, bugüne kadar sürdürülen çalışmalarda bu fırsatın değerlendirildiğini söyleyemeyiz. Bu konuda söylenecek çok şey var. Bir başka başlık altında ayrıntılı bir şekilde ele almak gerekir.

KORKMAMIZ GEREKEN DEPREMLER DEĞİL, YAPILMASI GEREKENLERİ YERİNE GETİREMEMİŞ OLMAKTIR

SORU: Son olarak depremle ilgili vatandaşa ne mesaj vermek istersiniz?

CEVAP: Geçmişten bugüne biriken hatalar sonucu, hepimiz çarpık kentleşmenin mağdur vatandaşlarıyız. Evet, depremler doğal felaketlerin en büyüğüdür ve bizim ülkemizin depremselliği yüksektir. Ancak dünya genelinde düşünecek olursak, korkmamız gereken depremler değil, depremlerle yaşayabilmek için yapılması gerekenleri yerine getirememiş olmaktır. Burada en büyük görev devletimizindir. Bugünün ekonomik koşullarında vatandaş olarak bizlerin yapabileceğimiz şeyler sınırlıdır ama ihmal etmemeliyiz. Binalarımızın durumunu kontrol ettirerek net bir şekilde öğrenebiliriz. Sonra, komşularımızla birlik içerisinde ne önlem almak gerekiyorsa, takviye veya yenileme, zamana bırakmadan mutlaka yapmalıyız. Yerel ve merkezi idareleri, altyapı eksikliklerini tamamlamaları için zorlamalıyız. Yaşadığımız ve çalıştığımız mekânların depreme dayanıklılığı konusunda ısrarcı olmak zorundayız. Bunun ötesinde, uzman diye ortalarda dolaşanların söylediklerini kendi akıl süzgecimizden geçirecek kadar bilgi sahibi olmak için okumalı ve araştırmalıyız.

22 Ekim 2019 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?