Reklamı Kapat

Depremle ilgili verilen rakamlar bilimsel değil

20 yıldır Türkiye’nin gündemine oturan deprem gerçeği ve her deprem sonrası ortaya çıkan uzmanların telaffuz ettiği felaket senaryolarını Millî Gazete masaya yatırdı...

Dursun Ali Bulut
RÖPORTAJ Dursun Ali Bulut Tüm Haberleri
Haber albümü için resme tıklayın

Türkiye, 17 Ağustos 1999’da yaşanan büyük yıkımın ardından geçen yirmi yılda depremi unuttu. Son aylarda küçük ve orta ölçekli birçok deprem, batıdan doğuya, kuzeyden güneye tüm Türkiye’yi sallarken son olarak İstanbul’da yaşanan 5,8 büyüklüğündeki sarsıntıyla Türkiye’nin gündemi yeniden deprem oldu. Türkiye’deki deprem gerçeğini ve depremlerin nasıl, nerelerde, ne zaman ve hangi büyüklüklerde olacağını, deprem uzmanı olan deprembilimci, İstanbul Rumeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Jeofizik Yüksek Mühendisi Sismoloji Anabilim Dalı uzmanı Prof. Dr. İlhan Osmanşahin ile konuştuk.

SORU: Hocam, İstanbul’da yaşanan 5,8 büyüklüğündeki deprem sonrası, 1999’da yaşadığımız büyük yıkımın ardından deprem tekrardan Türkiye’nin gündemine oturdu. Hemen her gün medyada çeşitli senaryolar, tahminler hatta daha çok sosyal medyada spekülasyon denilecek paylaşımlar yapılıyor. Örnek olarak, “Gece saat 4’te deprem olacak” gibi. Halkı da tedirgin eden bu tür söylemler hakkında ne söylemek istersiniz? Depremleri önceden bilmek, tahmin etmek mümkün mü? Uyarı sistemleri depremi önceden haber verebiliyor mu? Depremler konusunda bilimin geldiği nokta neresi?

CEVAP: Hepimizin malumu; ülkemizin doğal zenginlikleri ve güzellikleri üst seviyededir. Bunun büyük ölçüde doğal olayların eseri olduğunu söyleyebiliriz. Yağışların ve akarsuların etkisiyle oluşan selleri ve heyelanları, çökmeleri, yanardağları, en önemlisi de büyük kara kütlelerinin hareketleri sonucu oluşan depremleri düşünelim. Dağlar, ovalar, göller, boğazlar, akla gelen her türlü coğrafik oluşum, milyonlarca hatta milyarlarca yıldır süregelen bütün bu doğal olayların sonucunda şekillenmiştir ve şekillenmeye devam etmektedir. Türkiye, dünyadaki en önemli deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya deprem kuşağı üzerinde yer alan deprem riski yüksek bir ülkedir. Bu nedenle depremler, olduğu zaman değil, sürekli gündemde tutulması gereken bir konudur. Ancak bu gündem insanlarımızı korkutma değil, tam tersine olanları ve olacakları bilip kabullenerek en az kayıpla atlatmak için yapılması gerekenler konusunda bilinçlendirme üzerine oturtulmalıdır.

DEPREMLERİN NE ZAMAN VE HANGİ BÜYÜKLÜKTE OLACAĞINI GÜNÜMÜZ KOŞULLARINDA BİLMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR

Gelecekte depremlerin nasıl ve nerelerde oluşabileceği bilinmektedir. Ancak ne zaman ve hangi büyüklükte olacağını veya kesin konumunu söylemek, günümüz koşullarında bilimsel olarak mümkün değildir. Yine de, bazı uzun süreli tahminler ve kısa süreli kestirimler yapılabilmektedir.

Uzun süreli tahminler istatistiksel bilgilere dayanır. Deprem bölgelerinde yıllar içinde büyük depremlerin tekrarlanacağı elbette kehanet değildir. Bir deprem bölgesinde, belirli büyüklükte depremlerin hangi aralıklarla tekrarlandığı arşivlerde bellidir. Fakat bu bilgiler çok kaba tahminlerin ötesinde bir anlam ifade etmez. Yer içinin yapısına, hareketlerin biçimine ve boyutuna bağlı olarak önemli ölçüde hata payları içerir.

Kısa süreli tespitler yapılabilmek ise kapsamlı ve sürekli araştırmalarla mümkündür. Büyük depremler öncesinde yerküre homurdanmaya başlamakta yani, sıkışmalar, genleşmeler ve küçük hareketler olmaktadır. Böylece, yeraltı sularının seviyeleri ve sıcaklıkları, gaz çıkış oranları, sismik, elektrik ve manyetik gibi yerin fiziksel özellikleri değişebilmektedir. Bu değişimleri yakalayabilmek için, bir deprem bölgesinde çok sayıda istasyon kurmak, her istasyonda çok sayıda parametreyi sürekli ölçmek ve bu ölçümleri sürekli değerlendirmek gerekir. Bu da personel ve cihaz bakımından büyük yatırım gerektirir. Böyle bir yatırımın direkt olarak ekonomik getirisi olmadığını düşünüp depremlerin neden olduğu büyük can ve mal kayıplarını öngöremeyen yönetimler yüzünden bu tür araştırmaların gerçekleştirilmesi zor olmaktadır.

İNSANIMIZI KORKUYA DÜŞÜREN ABARTILI VE MESNETSİZ RAKAMLAR

Tarih boyunca insanların kafasında depremlerle ilgili dört temel soru olmuştur; depremler nasıl, nerelerde, ne zaman ve hangi büyüklüklerde oluşmaktadır?

Bu soruların cevapları, geçmişte oluşan depremler için çok iyi bilinmektedir. Bu bilgiler ilköğretimden başlayarak herkese verilmeli ve toplumsal düzeyde deprem bilinci mutlaka oluşturulmalıdır. İşte o zaman, insanlar neyin doğru neyin yanlış, neyin senaryo ve hangi ifadelerin spekülatif olduğuna karar verebilirler ve en önemlisi korkularından arınmış olurlar. Hepimizin bildiği gibi, bazen hayret bazen de kızgınlıkla izlediğimiz kimi uzmanlar, insanlarımızı yanıltan ve korkuya düşüren boyutlarda abartılı ve mesnetsiz rakamlarla gelecekte oluşacak depremler için yer, zaman ve büyüklük vermektedirler. Deprem bilinci oluşmuş toplumlarda bu tür açıklamalar yapılmaz, yapılsa da itibar görmez. Gelecekle ilgili olarak yapılan bu tarz açıklamalara kesinlikle kulak verilmemelidir. Onlara sorulması gereken tek bir soru vardır; bu söylediklerinizi hangi verilerle ve ne tür hesaplamalar sonucu belirlediniz? İnanın verecekleri mantıklı bir cevap yoktur.

İNSANLARIMIZ, GELECEKLE İLGİLİ OLARAK NET RAKAMLAR İFADE EDENLERE KULAK ASMASINLAR

SORU: Son 5,8 büyüklüğündeki deprem büyük depremi öne çekti gibi bazı bilim adamlarının söylemleri var, bunları nasıl değerlendirirsiniz? Silivri çukuru diye tabir edilen yerde yaşanan depremin bulunduğu fay hattı hangi fay hatlarına yakın ya da başka hatları tetikleyebilir mi? Depremle ilgili uzmanların birbirinden farklı açıklamaları kafaları daha da karıştırıyor. Özellikle bazı uzmanlar felaket senaryoları çiziyor, bu da halkımızı korkutuyor. Vatandaş ne yapsın, kime inansın?

CEVAP: Tetiklemek demek, zaten olacaktı demektir. Bir depremin diğerini tetiklemesi demek; yakın civarında enerji birikmişti, zaten deprem olacaktı, daha erken oldu veya olacak anlamına gelir. Bir depremin diğerini tetiklemesi kavramı yukarıda verilen bilgiler ışığında dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir. Bir kırılma olduğunda, doğal olarak önünü ve arkasını veya yönüne göre her iki ucunu çeker veya sıkıştırır. Oralarda zaten birikmiş bir enerji varsa tetiklenme söz konusu olacaktır. Uzak mesafelerde tetikleme mümkün değildir. Örneğin; Hatay’da olan bir deprem Marmara’yı, Marmara’da olan bir deprem Bingöl’ü tetiklemez. Konu ile ilgili birbirine tezat açıklamaların yapılması üzücüdür. İnsanlarımızın kafaları karışmakta ve sonuç olarak korkmaktadırlar. Türkiye’nin deprem gerçeği göz önünde bulundurulduğunda, kara tablo çizmek de, pembe tablo çizmek de doğru değildir. İnsanlarımız gelecekle ilgili olarak net rakamlar ifade edenlere, söylediklerini ispatlayan verileri olmayanlara, iyi de deseler kötü de deseler kulak asmamalıdır. Özellikle, aynı yerde tekrarlayan büyük depremler arasında, gereken enerjinin birikmesi için belli bir zaman geçmesinin gerektiği unutulmamalıdır.

SORU: İstanbul’da kaç fay hattı var? İstanbul’u da etkileyecek olan Kuzey Anadolu Fay Hattı hakkında bilgi verir misiniz? İstanbul’da olası deprem tahminleri neler? Halkımız bu konuda oldukça tedirgin…

CEVAP: İstanbul’u etkileyecek depremleri üreten başlıca faylar, KAFZ’nun Marmara’daki yukarıda bahsettiğimiz kolları ve Marmara Denizi kıyılarına yakın daha küçük faylardır. KAFZ, güneyinde kalan Anadolu bloğu batıya doğru kayacak şekilde yanal olarak hareket etmektedir. Kıyılara doğru olan faylar ise muhtelif eğimlerle hareket etmektedir. KAFZ’nun daha büyük depremler üretebileceği boyutsal olarak ortadadır. Hareketin durumu ve şimdiye kadar olan depremler Batı Marmara’da deprem riskinin daha yüksek olduğunu göstermektedir.

BÜYÜK DEPREM İÇİN BÜYÜK ENERJİ BİRİKMESİ GEREKMEKTEDİR

SORU: İstanbul’da olası bir depremde hangi bölgeler riskli? İstanbul’da son büyük deprem hangi tarihte oldu? İstanbul’un deprem tarihçesi hakkında bilgi verir misiniz?

CEVAP: Silivri açıklarında oluşan 5,8 büyüklüğündeki depremin İstanbul’un tamamında net bir şekilde hissedildiği göz önünde bulundurulacak olursa, bölgede oluşacak yıkıcı büyüklükte bir deprem için, İstanbul’un taşıdığı riski bölgelere göre sınıflandırmak yerine yapıların durumuna ve zemin yapılarına göre sınıflandırmak daha doğru olur. Son iki yıkıcı Marmara Bölgesi depremi 1894 ve 1999 yıllarında yaşanmıştır. Yılda yaklaşık 2 santimden, geçen toplam zamanda 2 metre civarında bir hareket söz konusudur ve 1999 depremindeki kırılmanın ortalama değeri de budur. Bu kısa bilgilerden anlaşılacağı gibi, zaman zaman ufak depremler yaşansa bile, büyük depremlerin meydana gelmesi için büyük enerji birikimine gerek vardır.

Yarın: Türkiye’deki fay hatları, riskli bölgeler, Türkiye’nin depreme hazır olup olmadığı ve yapılması gerekenler.

Dursun Ali Bulut / Milli Gazete

# DEPREM İLE İLİŞKİLİ:

21 Ekim 2019 - Gündem

Muhabir Dursun Ali Bulut


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?