Anadolu’dan Güney Afrika’ya uzanan ilim köprüsü: Ebubekir Efendi

19. yüzyılın ikinci yarısında Güney Afrika’ya bir ilim elçisi olarak gönderdiği Hişam Nimetullah Efendi, Millî Gazete'den Abdussamet Karataş’a önemli açıklamalarda bulundu.

Abdussamet Karataş
RÖPORTAJ Abdussamet Karataş Tüm Haberleri
Haber albümü için resme tıklayın

Osmanlı Devleti’nin, 19. yüzyılın ikinci yarısında Güney Afrika’ya bir ilim elçisi olarak gönderdiği İslam âlimi Ebubekir Efendi’nin torunu Hişam Nimetullah Efendi, Millî Gazete'den Abdussamet Karataş’a konuştu.

Ebubekir Efendi’nin Güney Afrika toplumuna yaptığı İslami ve insani katkıları anlatan Hişam Nimetullah Efendi, ırkçı Apartheid rejiminde yaşadıkları baskıları anlatırken oldukça duygulandı.

DİN ADAMLIĞININ YANI SIRA İYİ BİR KÜLTÜR ADAMIYDI

Dedesi Ebubekir Efendi’nin din adamlığının yanında iyi bir kültür adamı olduğunu da hatırlatan Hişam Nimetullah Efendi, “Ebubekir Efendi, Güney Afrikalı olmamasına rağmen, Güney Afrika’nın yerel dilinde eser veren ilk üç insandan biriydi. O, Osmanlı alfabesini kullanarak Afrikans dilinde İslam dininin tercümesi şeklinde bir eser kaleme aldı” dedi.

Osmanlı sultanı ve İslam halifesi Abdülaziz Han tarafından Güney Afrika’ya İslami tebliğ için gönderilen müderris Ebubekir Efendi, sadece Müslümanların değil, bütün insanlığın daha yakından tanıması gereken, evrensel değeri hâiz bir ilim adamı. Afrika kıtasının en güneyindeki Ümit Burnu’na, yeni ümitlerle birlikte İslam’ın eşsiz güzelliklerini taşıyan Ebubekir Efendi, vefatının üzerinden 139 yıl geçmesine rağmen Güney Afrika toplumunda manevi etkisini hâlâ hissettiriyor. İslam davâsını kıtalara yaymak için Anadolu’dan kalkıp uzak diyarlara hicret eden bu fedakâr İslam âliminin torunlarından Hişam Nimetullah Efendi, geçtiğimiz günlerde İstanbul’daydı. Afrika Koordinasyon ve Eğitim Merkezi’nin (AKEM) idari merkezi Gevherhan Medresesi’nde konuştuğumuz  Hişam Nimetullah Efendi, Millî Gazete’ye Ebubekir Efendi ve Güney Afrika’daki Osmanlı izlerine dâir çok özel değerlendirmelerde bulundu.

Efendim, ilk olarak şu soruyla başlayalım; Güney Afrika’da İslamiyet nasıl yayıldı ve nasıl bir gelişme gösterdi?

Bunun için öncelikle Güney Afrika’nın sömürge tarihinden bahsetmek istiyorum. Hollandalılar, Güney Afrika’da faaliyet gösteren ilk Avrupalı sömürgeci güçtü. 1600’lü yıllardan 1700’lü yılların sonuna kadar Güney Afrika’yı sömürdüler. O zamanlar İslam, Güney Afrika’da çok yoğun değildi. Hollandalıların Uzakdoğu’da ve dünyanın birçok yerinde sömürgeleri vardı. Malezya başta olmak üzere birçok Uzakdoğu ülkesinden binlerce insanı, Güney Afrika’ya köle olarak getirdiler. İslamiyet Güney Afrika’ya bu şekilde ulaşmış oldu. Daha sonraki yıllarda İngilizler, Hollandalılarla giriştikleri mücadeleyi kazanarak, Güney Afrika’daki sömürge bayrağını devraldılar.

Ebubekir Efendi’nin tarih sahnesine çıkması da bu süreçte başlıyordu değil mi? Dedeniz Osmanlı âlimi Ebubekir Efendi,Güney Afrika’ya ne amaçla ve hangi şartlarda gitti? Bu süreci sizden dinleyebilir miyiz?

Evet, İngiliz sömürge yönetimi Hollandalılar gibi yapmadı, Müslümanları dini vecibelerini yerine getirmede özgür bıraktı. Bu sırada Müslüman âlimlerden birçoğu vefat edince, halk İslam’ın nasıl yaşanacağı konusunda bir bilgisizlik ve boşluk içine düştü. O dönemde Güney Afrika’da, Osmanlı Devleti’nin de etkili olduğu farklı bir idari yapı bulunmaktaydı. Güney Afrika’da Osmanlı Devleti adına fahri büyükelçilik yapan aslen İngiliz olan bir zât bulunuyordu. Bu zât İngiltere kraliçesi tarafından seçiliyor, fakat Osmanlı sultanı tarafından atanıyordu. Bu büyükelçi, sokakta iki Malezyalı Müslüman'ın kavga ettiğini ve birinin diğerini öldürdüğüne şahit oldu. Bu olayın etkisiyle, kraliçeye İslam hukuku konusunda bir bilirkişiye ihtiyaç duyduklarını rapor etti. Bu durum üzerine kraliçe, Osmanlı hukuk âlimi ve devlet adamı Ahmet Cevdet Paşa’dan bu durumla ilgilenmesini rica etti. Osmanlı devlet kademelerinde yapılan istişare sonucunda Ebubekir Efendi’nin bölgeye intikali kararlaştırıldı.

GÜNEY AFRİKA MÜSLÜMANLARI IRKÇILIK BELASINDAN ÇOK ÇEKTİ

1948’den 1994’e kadar Güney Afrika’yı yöneten Irkçı Apartheid rejiminde büyük sıkıntılar yaşadığınızı biliyoruz. O dönem nasıl bir dönemdi, anlatabilir misiniz?

Güney Afrika’da 1994 yılı sonrası doğanlar için ‘Özgür Doğanlar’ deniliyor. Çünkü onlar ırkçı Apartheid rejiminin yıkılmasından sonra doğdular. O sıkıntılı dönemde, Müslümansanız başka bir ülkeden Güney Afrika’yı ziyaret etmeniz dâhi mümkün değildi. Çünkü hükümet bütün Müslümanların Malay kökenli olduğunu benimsemişti. Benim gibi aileler ise büyük sorundu. Çünkü hem Türk gibi görünüyorduk hem Avrupalı gibi hem de Apartheid rejimi tarafından Avrupalı olmayan gruba dahil ediliyorduk. Hükümetin gözünde mavi gözlere, sarı saçlara sahip olsanız da eğer Müslümansanız Avrupalı değildiniz, Malaydınız. Bu durum benim ailem için büyük bir sorun teşkil ediyordu. Kuzenlerimin bir kısmı baskılar sonucunda Suudi Arabistan, İsviçre, Kanada, Avustralya gibi çeşitli ülkelere göç etmek zorunda kaldı. Hâlâ oralarda yaşayan akrabalarımız var. Örneğin eşimin büyükbabası benim gibiydi, büyükannesi ise beyazdı, Avrupalılara benziyordu, bu yüzden başı belaya girmişti. Polis eşimin büyükannesini sorgulayıp ‘nasıl olur da Avrupalı olmayan biriyle evlenebilirsin’ diyerek tutukladı. Bu durum ve bu uygulamaların hepsi insanlığa karşı bir suçtu. Bu uygulamalar ‘İnsan, derisinin rengi sebebiyle suçlu sayılamaz’ ibaresinin geçtiği Birleşmiş Milletler kararıyla da tescillenmişti. Birleşmiş Milletler’in bu kararını dönemin Türkiye hükümetinin imzalamaması üzücü bir durumdu. Bu karara kızan Nelson Mandela devlet başkanı olduktan sonra, Türkiye’de kendisine verilmek istenen ‘Barış Ödülü’nü kabul etmedi.

APARTHEİD REJİMİNDE BİZE ÇOK KÖTÜ DAVRANILDI

Apartheid rejiminde hangi ayrımcılıklara maruz bırakıldınız?

Apartheid rejimi döneminde bize çok kötü davranıldı. Beyazlarla aynı okula, aynı hastaneye gidemiyorduk. Aynı şekilde sokaktaki bazı bölümleri kullanamıyorduk. Böyle bir ayrım vardı. Beyazların kullanabileceği özel yerler vardı ve bunun yanı sıra ‘Color’ dediğimiz renklilerin, Müslümanların, Asyalı ve Afrikalı siyahların kullanmasına müsaade edilen sınırlı yerler vardı. Bu durumdan ötürü Afrikalı siyahlar, beyazlara karşı olumsuz duygular geliştirmeye başlamıştı. Bu da toplumsal huzuru ve barışı tehdit eden bir durumdu. Devlete ve kamuya ait her alanda bu ayrımı görmek mümkündü. Denize girilen yerlerde beyazlara ait olan yerler ayrıydı, ayrımcılığa maruz bırakılan gruplar bu bölümlere giremiyordu. Kütüphanede beyazların oturacakları yerler ayrıydı. Beyazlarla siyahların ortak bir noktada buluşması hiçbir şekilde mümkün değildi. Bir örnek vereyim, büyükbabamın evinin olduğu bölge Apartheid hükümeti tarafından birdenbire Hristiyan beyaz Avrupalılara ait bir bölge ilan edildi ve büyükbabam zor kullanılarak, kendisine evin değerinin çok altında bir meblağ ödenerek bölgeden taşınmak zorunda bırakıldı. Müslümanlar ve Afrikalı siyahlar hükümetin özel izni olmadan başkent Cape Town’da üniversite okuyamazlardı. Ben de Cape Town Üniversitesi’ne eğitim için başvuru yaptığımda çok uzun yıllar beklemek zorunda kaldım.

EBUBEKİR EFENDİ, GÜNEY AFRİKA’DA DOĞRU İSLAM’I ÖĞRETTİ

Ebubekir Efendi, başta Müslümanlar olmak üzere Güney Afrika kültürüne ve medeniyetine hangi katkılarda bulundu?

Ebubekir Efendi, Güney Afrika’ya gelmeden önce, Müslüman toplumun önde gelen ilim adamları vefat ettiğinden Müslümanlar arasında yanlış bilgiler yayılmaya başlamıştı. Bu nedenle Müslümanlar bilgi eksikliğinden dolayı İslamiyet’i farklı uygulamalarla yaşamaya başlamışlardı. Bu yanlışlıkların farkına varan Ebubekir Efendi, onlara doğru İslam’ı anlattı.

İLİM ADAMLARI VEFAT EDEN MÜSLÜMANLAR YANLIŞ UYGULAMALARA BAŞLAMIŞTI

Neydi bu yanlış uygulamalar, örnek verebilir misiniz?

Mesela Müslümanlar oruç tutarken oruçları bozulacak endişesiyle tükürüklerini yutmuyorlardı ve tükürüklerini gün boyunca bir poşete biriktiriyorlardı. Ebubekir Efendi, Müslümanlara tükürük yutmanın haram olmadığını, bu şekilde oruçlarının bozulmayacağını öğretti. Yine yanlış bir uygulama olarak Müslümanlar, ölülerini kabirlerine rastgele gömüyorlardı, Ebubekir Efendi onlara ölülerini kıbleye doğru gömmelerini öğretti. Mesela o dönemde Müslüman erkekler arasında keyfi olarak birden fazla kadınla evlenmek yaygındı, Ebubekir Efendi onlara bunun doğru olmadığını, tek eşli kalmaları gerektiğini anlattı. Kendisi Güney Afrika’ya gelmeden önce Müslümanlar camilere ve din adamlarına gönüllü olarak çok fazla yardımda bulunuyor ve sınırı aşan bu yardımlar imamların zenginleşmesine sebep oluyordu. Müslüman halk, imamların camilere yapılan yardımlardan faydalanabileceğini zannediyor ve bu da imamları zamanla zenginleştiriyordu. Ebubekir Efendi halkın yardımlarıyla zenginleşen imamlara ‘Siz Allah'ın dinine hizmet etmekle yükümlüsünüz, zengin olmakla değil’ diyerek bu yanlış anlayışı değiştirdi.

EBUBEKİR EFENDİ AYNI ZAMANDA İYİ BİR KÜLTÜR ADAMIYDI

Ebubekir Efendi’nin din adamlığının yanı sıra bir de kültürel yönü var değil mi? Biraz da ondan bahseder misiniz?

Ebubekir Efendi din ve ırk farkı gözetmeksiniz Güney Afrika’daki insanlara sürekli yardım eder, onlara yiyecekler, tatlılar ikram ederdi. Kendisi aynı zamanda iyi bir kültür adamıydı, Güney Afrika’daki yerel dil olan Afrikans dilinde eser veren ilk üç insandan biriydi. Osmanlı alfabesini kullanarak Afrikans dilinde İslam dininin tercümesi şeklinde bir eser kaleme aldı. Çocuklarının onun ölümünden sonra ondan daha fazlasını yaptığını söyleyebilirim. Ailemizin üyeleri tarafından farklı şehirlerde çok sayıda okullar açıldı, örneğin Ebubekir Efendi’nin oğullarından biri tarafından Port Elizabeth’e 800 kilometre mesafede bir yerde Osmanlı medresesi açıldı. Şu anda Ebubekir Efendi’nin medreselerinden biri maalesef eğlence amaçlı kullanılıyor. Güney Afrika’da yaşayan akademisyen Halim Gençoğlu ile beraber Türkiye hükümetinin de diplomatik yardımını isteyerek, o medresenin tekrar orijinal haliyle hayata geçirilmesi için mücadele ediyoruz.

 

 

08 Ekim 2019 - Aile & Yaşam

Muhabir Abdussamet Karataş


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?