Kıraç: Orhan Pamuk'un yazdıkları zırva, Elif Şafak'a tahammülüm yok

Sanatçı Kıraç, yaptığı son söyleşide Orhan Pamuk'tan Elif Şafak'a, evlilikten toplumsal hayata bir dizi eleştiri getirdi.

Büyütmek için resme tıklayın

Herkes onu Kıraç olarak tanıyor. Asıl adı Ali Tufan Kıraç... Yaptığı kaliteli şarkılarla tanınan Kıraç, yaptığı son söyleşide çok konuşulacak açıklamalarda bulundu.

Kıraç, Posta gazetesinden Oya Çınar'ın sorularını cevaplandırdı. Orhan Pamuk ve Elif şafak ile ilgili söyledikleri ses getirecek olan Kıraç'ın evlilik müessesesi ile ilgili ifadeleri de dikkat çekici...

Kıraç, kendisi ile aynı kuşaktan olan müzisyenlerin çoğunun müzikten uzaklaştığı ancak kendisinin devam ettiğine ilişkin soruya, "Ben her zaman ürettiklerimle, samimi bir şekilde var oldum. Toplumsal meselelere duyarlıyım. En önde olmak gibi bir kaygım da olmadığı için herhangi bir kırgınlığım da olmadı. Hep müzikle var oldum. Hiç para vermeseler de ben hayatım boyunca şarkı söylemeye devam ederim." diye cevap verdi.

Söyleşinin devamı şu şekilde:

'Gerçek sanatçı' diye bir tabir var. Sanatın sahtesi oluyor mu?

Oluyor tabii. Bir şeyin başına ‘gerçek’ ifadesi koyuyorsanız onun ‘sahtesi’ de var demektir. Misal az önce bir sohbette tereyağından bahsediyorduk ama ‘gerçek tereyağı’ demek zorunda kalıyoruz çünkü artık her şey suni. Hayatımız, yaşadığımız, yediğimiz, içtiğimiz her şey yalanlarla dolu. Ticari bir dünyadayız. Üreten çok az insan var. O yüzden ‘gerçek sanatçı’ denmesini son derece doğru buluyorum.

Sizi ilk kez canlı izlediğimde çok şaşırmıştım. İnsanı şok edecek kadar açık sözlüsünüz. Hatta bence fazla netsiniz.

Konserlerimde şarkı söylemekten çok keyif alırım ama o dönem beni üzen, aklımı meşgul eden, insanları uyarmam gereken bir konu varsa gündemde, “Ey millet, aç gözünü, kendine gel. Bak neler oluyor?” demekten de imtina etmem.

Hiç çekinmiyor musunuz?

Hiç çekinmediğimi söyleyemem. Kendime göre bir otosansürüm var ama az. Onu da delikanlı gibi söylüyorum. Zaten birazcık kafası çalışan herkes şu anki durumumuzu görebilir. Türkiye'de benim istediğim bir yönetim de yok, muhalefet de yok. Hal böyleyken de korkuya yenik düşüp her yapılanı alkışlamak, saçma sapan her yerde görünmek benim yapacağım iş değil. Rahatsız olduğum her konuda konuşurum.

Genel olarak hayatta nelerle derdiniz var?

Benim için estetik ve ahlâk her şeyden önce gelir. Estetik ve ahlâk yoksulluğu beni çok üzüyor. Ama maalesef ki bu konularda tren çoktan kaçmış gözüküyor. Herkeste bir maske, herkesin kafasının arkasında başka planlar…

Zaman zaman kendinizi doğru ifade edemediğinizi düşünüyor musunuz?

Valla sözcükler sınırlı. Ben olabildiğince iyi kullanmaya çalışıyorum fakat sınırlı. Ben de sık sık yanlış anlaşılıyorum. Siz istediğiniz kadar çabalayın, karşınızdakinin anlama kapasitesi de sınırlı. Ben buna vampir kuralı diyorum.

ELİF ŞAFAK OKUMAYA TAHAMMÜL BİLE EDEMEM

Siz Orhan Pamuk'un romanlarını okudunuz mu?

Şöyle bir baktım ve hiçbir işe yaramadığını hemen anladım.

Okumadığınız romanlar hakkında konuşuyorsunuz… Elif Şafak’ın da İngilizce yazdığı kitaplar var. Onu okudunuz mu?

Onu okumaya tahammül edemem. Kayda değer görmüyorum. Onu tartışmam bile. Ama Orhan Pamuk’a şöyle bir baktım. Yazdıkları zırva! Ben zırva deyince çok üzülüyorlar. Bir kere Türkçeyi yanlış kullanıyor zaten. İfade biçimi yanlış. Bozuk cümleler… Atıyor yani.

Ne demek atıyor?

Mesela Tarlabaşı’nı anlatıyor. Oradaki kültürden haberi yok. Literatürü bilmiyor. Jargonu bilmiyor. Biliyor ayaklarına yatıyor.

Söyledikleriniz ağır ithamlar…

Neden bunların yanlış olduğunu düşünüyorsunuz efendim? Ne yaşamış ki Elif Şafak, ne yaşamış da ne biliyor Orhan Pamuk? Lütfen rica ederim. Türkiye'nin geçmiş sanatçılarına bir dönün bakın. Bunlar onların yanından geçebilir mi? Bir Yaşar Kemal'e bir Orhan Kemal'e bakın, bir de bunlara… Bunlara kıymet verenler zaten kendilerini bu ülkeye ait hissetmeyen, kendi ülkesine, insanına gökdelenlerin tepesinden bakan, her şeyi bildiğini sanıp hiçbir şey bilmeyen, neo liberal, ukala, tuhaf bir kesim. Şahsım adına çok rahatsızım bu kesimden.

BİR TÜRK YAZARIN İNGİLİZCE ROMAN YAZMASI RUHUNU ŞEYTANA SATMAKTIR

Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk'u bazı kitaplarını İngilizce yazdığı için eleştirdiniz. Dünya çapında bir yazarın daha çok insana ulaşmak istemesi ya da başka bir sebeple İngilizce yazması sizi niye rahatsız ediyor?

O kadar anlamsız ki bu... Romandan bahsediyoruz. Tamamen kendi kültüründen yola çıktığın, kendi mevcudundan bahsettiğin bir sanat eseri. Ve sen oturup bunu önce İngilizce yazıyorsun. İmkansız, olamaz! Salakça bu.

BENCE EVLİLİK BEŞ-ON YIL İÇİNDE ORTADAN KALKACAK

Evlilik ve boşanmalarla ilgili bir tartışmanın ortasında bir arkadaşım şöyle demişti. "Mesela Kıraç bence asla boşanmayacak biri." Sizce insanlara böyle düşündüren ne olabilir?

Bir şarkı vardı "Sevdim mi tam severim" hahaha! Bir Allah'ımız var, büyük konuşmam; ben inanan biriyim. Ama arkadaşının algısı da yanlış değil. Benim değerlerim var. Bir de ben sevdiğim insanı bir süre sonra parçam gibi görmeye başlarım. Ayrılmak kolumu, bacağımı bırakmak gibi gelir. Ama bunu söylerken bile yine üst perdeye saygı duyarak, Allah’a saygı duyarak söylüyorum. Bence artık evlilik kurumu çok ciddi tehlikede. Belki de beş-on yıl sonra artık kimse evlenmeyecek. Evliliğin yakın tarihte yasalar bazında ortadan kalkacağını düşünüyorum. Boşanma sürecinde öyle sorunlar oluyor ki insanlar sırf onu yaşamamak için bile evlilikten uzak duruyor.

ŞEHİRLİ KADIN ÇOCUĞUNA BAKMIYOR, ONU GEÇTİM EVDE KAHVALTI BİLE HAZIRLAMIYOR

'Deli Düş' adlı kitabınızda “Bir karı koca ayrıldığında erkek eşinden ayrıldığı için, kadın sosyal konumundan ayrıldığı için üzülür” diyorsunuz. Ne demek istediniz?

‘Deli Düş’ benim 2003’te yayımlanan bir kitabım. Bir yayınevi benimle yaptığı röportajı kitap haline getirip bastı. Dolayısıyla orada bambaşka bir cümlenin ve konunun içinden onu çekip aldığınızda yanlış anlaşılmaya müsait bir hale geliyor. Ama kadınların sanıldığı gibi duygusal olmadığı konusunda netim. Boşanmalara bakınca bile bunu görebilirsiniz. Boşanan kadın üç ayda topluyor kendini, boşanan adam darmaduman oluyor.

Evliyken her şeyin sorumluluğunu kadına yüklediği için olabilir mi erkeğin sonradan o kadar dağılması...

Alakası yok. Sen artık gömlek ütüleyen, yemek yapan kadın var mı zannediyorsun? Onların hepsi geçmişte kaldı. Onlar gariban kadınlardı. Eski, zavallı kadınlardı. Şimdi kadınlar öyle değil maalesef.

Gömlek ütülemek bir kadının asli görevi mi sizce?

Değilse, o zaman ‘gömlek ütüleyen, çocuğa bakan kadın’ metaforunu kadınlar işlerine geldiği gibi kullanmasın.

Bu da ne demek?

Kendileriyle ilgili bir yorum yapıldığında hemen başlıyorlar: “Kadın temizlik mi yapsın, çocuğa mı baksın, yemek mi yapsın?” demeye. Çocuklara yabancı dadılar bakıyor. Hafta sonu kahvaltıcılar tıklım tıklım. Şehirli kadın çocuk bakmayı geçtim, evde kahvaltı bile hazırlamıyor. Bu algı yanlış. Bu yanlış algıyı parçalamak lazım.

29 Eylül 2019 - Kültür-Sanat


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?