Reklamı Kapat

Toplumsal cinsiyet eşitliği bizi nereye götürüyor?

Dr. Mücahit Gültekin, “dünyasına ya da ahiretine önem veren herkesi toplumsal cinsiyet eşitliği projesine karşı durmaya çağırıyoruz” dedi.

Büyütmek için resme tıklayın

Her gün başka bir haberle sarsılıyoruz. Bir gün kadına şiddetle, bir gün hayvana şiddetle açıyoruz gözlerimizi. Küçücük yavrularımızı sokağa salmaktan ödümüz patlıyor. Başına ne gelecek bilmiyoruz… Her an başımıza ne geleceği korkusuyla yaşamaya başladık. Birbirimize güvenimizi gün be gün kaybediyoruz! Artık kendimizi sorgular hale geldik. Yediklerimizden mi içtiklerimizden mi ne oldu da bu hale geldik sorularını düşüremez olduk dillerimizden. Peki gerçekten ne oldu bize? Gerçekten bu kadar kötüleştik mi? Bizler canımız yanıyor derken yapımcılar hala şiddet içerikli film ve dizileri neden üretiyorlar? Yoksa bu durum birilerinin işine mi geliyor? Eşitlik eşitlik diye bağırıyorken niçin her şey yoluna girmiyor? Neden kimse sesimizi duymuyor? Suçlular niçin hala sokaklarda?

Tüm bu sorularımıza yanıt aramak için Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde Psikolojik Danışma ve Rehberlik ana bilim dalında öğretim görevlisi olan Dr. Mücahit Gültekin ile bir araya geldik. Birbirinden önemli açıklamalarda bulunan Mücahit Gültekin ile ailemizi, yaşanan şiddet hadiselerini, toplumsal cinsiyet eşitliği projelerini, algı ve manipülasyonları ve bunlara karşı almamız gereken önlemleri konuştuğumuz bir röportaj gerçekleştirdik.

Çocuklarımızla bağlarımızı güçlendirmeliyiz. Onlarla geçirdiğimiz vakti artırmamız gerekiyor. Biz bütün bu çabalara rağmen yine de güçlü bir toplumuz diye düşünüyorum. Evet Türkiye de kırılmalar var ama hala kendi dinamiklerini koruya bilen bir ülkeyiz. En azından bunları koruma noktasında çok güzel çalışmalar yapılıyor. Fakat bu giderek gerileyebilir. Şu anda da bir düşme trendi içerisinde o yüzden bu bağları koruyucu çalışmalar yapmalıyız.

Toplumlara yönelik yürütülen psikolojik savaşlara karşı aileyi merkeze alan bir akademisyen olarak Mücahit Gültekin aileyi şöyle tanımladı;

“Aile toplumun temel birimi, insanları birbirine bağlayan en merkezi kurum, toplumun yapı taşı. Belki klasik olacak ama toplumun atan kalbi. O yüzden aile çözüldüğünde, aile problem yaşadığında toplumun tamamı problem yaşıyor. Şöyle tanımlayabiliriz; aile bizim hem dünyamız hem ahiretimizdir hem bugünümüz hem yarınımızdır, aile bizim cennetimizdir.”

Günümüzde Neoliberalizm Aile ve Kadını yeniden dizayn ediyor. Mücahit Gültekin buna niçin ihtiyaç duyulduğunu, bu dizayn nasıl gerçekleştiğini, algı yönetmenleri ve manipülatörlerin kadın ve aileyi nasıl manipüle ettiklerini açıkladı;

“Aileyi tehdit ve tehlike olarak görüyorlar. Bunun birçok sebebi var ama bana göre en temel sebebi şu; ulusal ve küresel patronlar çocuğa doğrudan ulaşmak, anne babayı aradan çıkartmak istiyorlar. Peki, niçin böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorlar? Çünkü kendileriyle çocuk arasında anne baba olursa çocuğu istedikleri gibi şekillendiremiyorlar. Çok uzun zamandan bu yana hem Türkiye’de hem de dünyanın pek çok yerinde modernizasyon projesi uyguluyorlar, çıktılara bakıyorlar sonuçlar çok istedikleri gibi değil. Bundan 300 yıl önce seküler bir dünya kurmak için yola çıktılar ve şunu iddia ettiler; “Bilim çağı geldikten sonra, insanlar cehaletten kurtulduktan sonra tanrıya, ahirete, dine ihtiyaçları kalmayacak”.
"Çok büyük mücadeleler vermelerine rağmen insanlar hala Allah’a inanmaya devam ediyor, şöyle ya da böyle bir dine inanmaya devam ediyorlar, doğru ya da yanlış, eksik ya da fazla insanların ahiret inancı devam ediyor. Peki, nerden kaynaklanıyor bu? Okullarda seküler bir eğitim verdiler, medya, sokaklar, kamu öyle. Peki çıktılar niçin öyle olmadı? Çünkü araya anne babalar giriyor. Bakın bunun en çarpıcı örneklerinden birisi bizizdir. Türkiye de çok güçlü bir modernizasyon projesi uygulandı ama biz hala varız. Çünkü okullardan geldiğimizde anne babalarımız bize orda öğretilenler bir hikâye bunun gerçeği şudur doğrusu budur dediler. Bizim zihinsel yapımızı şekillendirdiler. Anne baba çocuğun kişiliğini şekillendiren en önemli varlıklar ve bu da ailede gerçekleşiyor. Aile devletin sahip olduğu bir işleve sahip. Devlet insanı biçimlendirir. Bunu ne ile yapar? Medyayla, okulla, daha başka aygıtlarını kullanarak yapar. Aynı şeyi aile de yapar. Çocuğun kişiliğini, zihinsel, psikolojik, davranışsal dünyasını ailede şekillendirir. Burada ulusal ve küresel patronlar kendilerine ortak istemiyorlar. Anne babayı çocuğun şekillendirilmesinde kendilerine ortak olarak görüyorlar ve devre dışı bırakmak istiyorlar. Yapmaya çalıştıkları şey şu; anne baba çocukla ne kadar az iletişim kurarsa anne baba o kadar iyi. İleride anne babayı tamamen devre dışı bırakacak bir üreme teknolojisinin hazırlığını yapıyorlar."
"Bugün hem kadını hem erkeği yeniden inşa etmek gibi bir amaçları var. Neil Postman’ın ‘Çocukluğun Yok Oluşu’ kitabında çok çarpıcı bir benzetmesi vardır. 'Günümüzde çocuklar yetişkinleştirilirken, yetişkinlerde çocuksulaştırılıyor.' der. Buradan yola çıkarak bende şunu söylüyorum “Algı yönetmenleri ve manipülatörler bugün kadınları erkekleştirirken, erkekleri de kadınlaştırıyor.” Böyle bir sürecin içindeyiz ve bunu da toplumsal cinsiyet eşitliği denilen bir kavram üzerinden yapıyor. Orada eşitlik denen kulaklara çok hoş gelen bir kavram var. Fakat toplumsal cinsiyet kavramı cinsiyet rollerini toplum tarafından yani dışarıdan inşa edilebileceğini ve tamamen değiştirilebileceğini öngören bir kavram. Ve bu sadece cinsiyetle sınırlı değil cinselliğinde tamamen inşa edilebileceğini, yeniden yapılandırılabileceğini öngören bir kavram. Kadın hakları, kadını güçlendirelim, kadına yapılan ayrımcılığı bitirelim gibi sağduyumuza hitap eden kavramlarla gündeme gelmesine rağmen ajandada başka gündem maddeleri var. O ise hem kadını hem erkeği hem cinsiyet hem de cinsellik anlamında yeniden inşa etmeyi öngörüyor. Burada doğal cinsiyetin dışarıdan müdahalelerle değiştirileceği, daha trans bedenlerin var edileceği, ikili cinsiyet rejiminin çökeltileceği bir öngörü ile hareket ediyorlar. Bunu da çok açık bir şekilde biz böyle istiyoruz demeyecekler. Biz bunu eşitlik için yapıyoruz diyecekler. Ama şunu hiçbir zaman unutmamalıyız ki Irak’a Amerika’nın demokrasi getirmesi gibi getirilecek bir eşitliktir bu. Amerika Irak’a ne kadar demokrasi getirdiyse, demokrasi getireceğim diye ne yaptıysa burada da eşitlik getireceğim diyenler o kadar eşitlik getirecekler."
"Bunun sonunda da ne kadının kaldığı ne erkeğin kaldığı bir tablo ortaya çıkartacaklar. O yüzden biz bütün toplumu, sadece şu kesim bu kesim değil çocuklarına, ailesine, geleceğine, dünyasına ya da ahiretine önem veren herkesi toplumsal cinsiyet eşitliği projesine karşı durmaya çağırıyoruz. Burada çok ciddi bir algı yönetimi ve manipülasyon süreci vardır diyoruz, bunları da çeşitli yazdığımız araştırma raporlarında, kitaplarda daha detaylı bir şekilde açıklıyoruz.”

EVRENİ VE İNSANI KONTROL ETMEK İSTİYORLAR

Batının ilahi olandan kopuşuyla beraber toplumları yönetme arzusuyla kontrolü eline almak istediğini söyleyen Mücahit Gültekin, yapılmak istenenleri anlattı;

“İşin merkezinde kontrol dediğimiz bir kavram var. Batı tanrıdan ve ilahi olandan bağını koparttıktan sonra evreni ben kontrol edeceğim, istediğim gibi bir dünya kuracağım diyor. Bunun içeresinde insan da var. Evreni, cansız olan varlığı kontrol etmek bir yere kadar mümkün. Ama insanı kontrol etmek, diğeri kadar kolay değil. Aslında bunu geçmişte tartışmışlar. Demişler ki çocuğun yetiştirilmesi anne babaya bırakılamayacak kadar önemli bir konudur. Fransız devriminden sonra meclis delegesi olan, sadizmin babası Marquis De Sade aynen bu söylediğim şeyi diyor; “Çocuklar asla anne babalarına bırakılmamaları gerekir. Hele hele babalarıyla hiç tanıştırılmamaları gerekir."

(Maaile Dergisi – Selime Sümeyye Abatay)

24 Eylül 2019 - Aile & Yaşam


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?