Reklamı Kapat

Sonuç İslam Birliği

İSBAM sonuç bildirgesi yayınlandı. Temenni değil zaruret!

Bünyamin Güler
Bünyamin Güler Tüm Haberleri
Büyütmek için resme tıklayın

İslam Birliği Araştırmaları Merkezi (İSBAM) tarafından ‘İslam Dünyasının Geleceği ve Filistin’ temasıyla Ankara’da düzenlenen, 25 ülkeden 60’ın üzerinde siyasetçi, fikir adamı, âlim ve akademisyen katıldığı İslam Birliği Kongresi’nin 17 maddelik sonuç bildirgesi kamuoyuyla paylaşıldı.

İslam âleminin ve dünyanın içinde bulunduğu krizlere çözümler getiren bildirgede İslam Birliği’nin kurulmasının bir temenni değil zaruret olduğunun altı çizilerek, “Bütün insanlığın saadeti için: Savaş değil barış, çatışma değil diyalog, çifte standart değil adalet, üstünlük değil eşitlik, sömürü değil işbirliği, baskı ve tahakküm değil hürriyet ve insan hakları umdeleri gerek İslam ülkelerinin iç meselelerinde gerekse İslam dünyası ile Batı arasındaki münasebetlerde kâmil manada tesis edilmelidir” ifadelerine yer verildi.

Bildirgede İslam coğrafyasının içinde bulunduğu durum özetlenirken, çözüm yolları da maddeler halinde sıralandı. Bildirgede şu maddelere yere verildi:

YENİDEN İLİM, MEDENİYET VE KARDEŞLİK COĞRAFYASI DÖNÜŞMESİ TEMENNİMİZDİR

1-Bugün İslam dünyası, bir taraftan Müslüman halkların kendi hür iradeleriyle yönetimlerini belirleme isteklerinin açıkça ortaya çıktığı; diğer taraftan tarihte yaşanmış mezhep farklılıklarının çatışmaya sürüklenmesinin tahrik edildiği; zulümlerin, savaşların, çatışmaların, insan hakları ihlâllerinin, cinayetlerin, terör ve şiddetin, ekonomik sıkıntıların, fakirliğin, cehaletin, geri kalmışlığın yaşandığı zorlu bir süreçten geçmektedir. Özellikle coğrafyamızda yaşanan elim hadiseler, hem bu ülkelerde yaşayan kardeşlerimizin hem de bütün Müslümanların tarihin ender gördüğü ağır bir fitneyle imtihandan geçtiğini göstermektedir. Bu durumda Müslüman toplulukların her türlü şer odağına karşı basiretli, ferasetli ve uyanık olmak yükümlülüğü vardır. Tarih boyunca İslam medeniyetine ve onun tüm düşünce yapılarına beşiklik eden bu coğrafyalarda meydana gelen terör ve şiddet olaylarının bir mezhep gerilimi gibi lanse edilmesi ise büyük bir yanıltmadır. Yaşanan bu hadiselerin bir an önce sona ermesi ve İslam coğrafyasının bir acı ve elem coğrafyası olmaktan kurtularak yeniden bir ilim, medeniyet ve kardeşlik coğrafyasına dönüşmesi en büyük temennimizdir.

2-İslam medeniyetinin kadim merkezleri olan Bağdat, Şam, San’a ve Trablus başta olmak üzere İslam coğrafyasının birçok beldesinde yaşanan acı, gözyaşı, ıstırap, şiddet ve çatışmalar bütün Müslümanları derinden yaralamaktadır. Yaşanan bu hadiseler, modern zamanlarda medeniyetimizin ortak değerlerinin giderek zaafa uğradığını göstermekte ve bu değerlerin yeniden hayatiyet kazanması için İslam dünyasının ortak bir çaba içerisine girmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Zira bu medeniyet değerleri inanç farkı gözetmeksizin birlikte yaşadığı toplulukların temel haklarını teminat altına almış ve onların bugüne kadar varlığını sürdürmesini sağlamıştır. Çünkü İslam’ın temel öğretilerine göre bütün insanlık Hz. Adem’in çocuklarıdır ve doğuştan gelen eşit haklara sahiptir. İnsanlar, renk, cinsiyet, dil, coğrafya vb. yönlerden bir ayrıma ve ayrımcılığa tabi tutulamazlar. İnsanlığın muhtelif kabile, dil ve renge ayrılması fıtridir. Bu durum, Allah’ın ayetlerindendir ve tanışmak, dayanışmak ve hayırda yarışmak içindir. İnsanlar arasındaki bu farklılıkların bir üstünlük ve ayrımcılık gerekçesi yapılması dinî, ahlaki ve insani temelden yoksundur.

BÜTÜN MÜMİNLER KARDEŞTİR

3-Bütün müminler kardeştir. Hiçbir gerekçe Müslümanların birbirine zarar vermesini haklı kılamaz; bunu meşru kılacak etnik, siyasi, mezhebî hiçbir sebep de ileri sürülemez. Hiçbir siyasi, dinî, sosyo-kültürel yapı İslam kardeşliğini ve Müslümanların vahdetini bozmaya yönelik çalışmalara girişemez. Nitekim İslam kimliği bütün Müslümanlar için en üst aidiyettir. Bu kimlik siyasi, toplumsal, mezhebî her türlü kimliğin üstündedir. Mezhep, meşrep vb. dinî oluşum ve aidiyetler, ikincil aidiyetler olup İslam kimliğinin önüne geçirilemez. Zulme, sömürüye, işgale, savaşa, baskıya, menfaate, korsanlığa, silaha ve güce dayalı egemen anlayıştan kurtularak adalete, dayanışmaya, bağımsızlığa, barışa, özgürlüğe, dostluğa, bilgeliğe, hukuka ve ahlaka dayalı değerler, Müslümanların en üst referans değerleri olmalıdır. Hiçbir mezhep, meşrep ve dinî oluşum kendi kanaatini mutlak hakikat yerine koyamaz, farklı inanış ve düşünüşleri İslam dışı ilan ederek tekfir edemez, buna dayanarak hayat haklarının ortadan kaldırılmasını tecviz edemez. Bu kabil yaklaşımlara İslam’ın temel kaynaklarından hiçbir dayanak getirilemez, herhangi bir tartışmaya da konu edilemez.

4-İslam’da aslolan herkesin akıl, din, can, mal, nesil, onur ve haysiyetinin korunmasıdır. Müslümanlık beyanında bulunan her fert Müslüman’dır ve hiç kimsenin bu beyanı iptal etme hakkı yoktur. Keza hiçbir fert ve oluşum, ehl-i kıbleyi İslam dışı ilan edemez. Müslümanları tekfir etme anlayışının dinen meşruiyeti yoktur. Tarih boyunca Müslümanların ortak vicdanı da bunu asla kabul etmemiştir. Müslüman toplumların sağduyusu ve aklıselimi geçmişte olduğu gibi, bugün de böyle bir anlayışın İslam coğrafyasında tutunmasına müsaade etmeyecektir. İslam dünyasının hemen her bölgesinde farklı adlarla ortaya çıkan “tekfirci” eğilimler, temelde “dış mihrakların komplosu” olmakla birlikte bu komploların yürütülmesini mümkün kılan ve kendi bünyemizden kaynaklanan sebepler ve zaaf noktaları üzerinde de öncelikle ve özenle durulmalıdır.

HUZUR VE GÜVENİN SAĞLANMASI İÇİN EL BİRLİĞİYLE ÇABA GÖSTERİLMELİ

5-Yapısı gereği farklı dillerin, mezheplerin ve dinlerin tarihten bugüne birlikte yaşadığı bu coğrafyada yeni gerilim alanları oluşturularak din, dil, düşünce, inanış üzerinden gerilim alanlarında huzursuzluk çıkarılmak istenmektedir. Din ve dinî düşünceler üzerinden aşırılığa, şiddet ve tedhişe uygun ortamlar oluşturularak Müslüman toplumların yaşama alanları tahrip edilmekte, inanç değerleri ve güvenlikleri zedelenmektedir. Başta Müslümanlar olmak üzere bütün insanlık camiasının görevi, nefret ve şiddet üreten ortamları gidermek için gerekli tedbirleri almak, huzur ve güvenin sağlanması için el birliği ile çaba göstermektir.

BÜTÜN EĞİTİM SİSTEMLERİ GÖZDEN GEÇİRİLMELİ

6-Hiç kimse bir başka grubu, mezhebi veya dinî tezahürü tahkir edici ve küçümseyici bir tavır içinde bulunamaz. Başta Sahabe-i Güzin ve Ehl-i Beyt olmak üzere İslam büyükleri ve farklı dinî yorum çevrelerince referans alınan değer ve şahsiyetler hiçbir şekilde istihfaf edilemez. “Müslümanların bugün mezhep, meşrep, cemaat ve hizip tarafgirliğine savrulması kabul edilemez…” Kur’an-ı Kerim’in evrensel mesajları, Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) çağlar üstü örnekliği istikametinde hak, hakikat, adalet ve erdem yolunda hizmet etmesi gerekir. Bugün çatışma üreten bütün anlayış ve yapıların temelinde bilgi, eğitim ve ahlak konusunda eksik eğitimlerin olduğu görülmektedir. İslam’ın geleneksel değerleri ile günümüz gerçekliklerini iyi gören, İslam’ı bir bütün olarak anlayan ve yorumlayan nesillerin yetiştirilmesi için gereken adımlar mutlaka atılmalıdır. Başta dinî yükseköğretim veren müesseseler olmak üzere bütün eğitim sistemleri yeniden gözden geçirilmelidir. Ayrımcı, ötekileştirici ve dışlayıcı değil, vahdet içinde kesret, kesret içinde vahdet bakışını ve İslam’ın rahmet ve hikmet mesajlarını özümseyen nesillerin yetiştirilmesi sağlanmalıdır.

7-“Arap Baharı” söylemiyle Kuzey Afrika’da başlayan, dalga dalga Ortadoğu ve Afrika kıtasına yayılan çatışma ve kargaşa ortamı, bilhassa Suriye krizi ile birlikte uluslararası ölçekte bir trajediye dönüşmüştür. Bu süreçte geleneksel dinî/tarihî yapılar, bilimsel ve kültürel miras tahrip edilmiş, yağmalanmış, kitlesel göçlere sebebiyet verilmiş ve insanlarda büyük korku ve umutsuzluklar meydana getirilmiştir. Dünyamız bir kere daha küresel ölçekte uluslararası bir savaşın eşiğine getirilmiştir. Suriye krizinin daha büyük bir felâkete dönüşmemesi için başta uluslararası kurum ve kuruluşlar olmak üzere dinî müesseselerin, aydınların, bilim ve sanat insanlarının inisiyatif alması, akan kanın bir an önce durdurulması, yeniden barış ve güven ortamının tesisi için çaba sarf edilmesi en büyük temennimizdir. Vakit geçmeden insanlık, tüm gücüyle barışın hayat veren diriltici nefesini yeniden üflemelidir.

8-Bugün başta Suriye olmak üzere insanlık trajedisinin yaşandığı ülkelerden sökün eden mülteciler, gerek Türkiye’ye sığınanlar gerekse Türkiye üzerinden başka kıtalara geçmek için çabalayanlar, insanlık vicdanını sınayan küresel bir sorun hâline gelmiştir. İltica etmek için evlerini ve yurtlarını terk eden Suriyelilerin acıklı ölümleri, deniz kıyılarından toplanan çocuk cesetleri, tüm insanlığın vicdanını kanatmaya devam etmektedir. Özellikle mültecilere yönelik uluslararası örgütlerin takındığı tavırlar, ümit verici değildir. Sorunun kalıcı çözümü için yeterli bir çaba gösterilmediği de açıktır.

MÜSLÜMANLARIN KANAYAN YARASI FİLİSTİN ATEŞ SARMALINA DÖNÜŞTÜ

9-Yarım asrı aşan bir süredir bütün dünya Müslümanlarının kanayan yarası olan Filistin sorunu, son zamanlarda Kudüs ve Mescid-i Aksa’ya yönelik çirkin saldırılar ile birlikte tehlikeli bir boyuta ulaşmış; bölge, yeniden bir ateş sarmalına dönüşmüştür. İslam’ın ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’ya yönelik müdahale ve işgaller, Müslümanların bu mabette ibadet etme özgürlüklerinin kısıtlanması, mescidin zamansal ve mekânsal taksimi planları, hem temel insan, din ve vicdan özgürlüğünü hiçe saymak hem de insanlığın ortak kazanımları arasında yer alan mabet masuniyetini açıkça ihlal etmektir. Mescid-i Aksa’ya yapılan saldırılar, dünyadaki bütün Müslümanlara yöneliktir. Yeryüzünde hiçbir Müslüman, Mescid-i Aksa’ya yönelik tecavüz girişimini asla kabul etmez ve etmeyecektir. Mescid-i Aksa, tıpkı Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî gibi bütün Müslümanların mukaddes ve ortak değeridir. Kudüs, hiçbir şekilde Müslüman varlığından ayrı düşünülemez. Mescid-i Aksa, Müslümanların mabedi olma hüviyetinden, Harem Bölgesi de tarih boyunca var olan dinî ve manevi statüsünden çıkarılamaz.

10-Dünya tarihinin yaşanan en büyük garabetlerinden birisi Trump’ın imzasıyla Kudüs’ün Siyonizm’e başkent olarak ilan edilmesidir. Peşi sıra ABD büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması ve Golan Tepeleri’nin İsrail’e bırakılması Filistin davasını Müslümanlar açısından hayatî bir ölüm-kalım meselesi haline getirmiştir. Daha dün bir seçim vaadi olarak Netenyahu’nun Batı Şeria’yı ilhak edeceğini açıklaması ise ateşle oynamak ve yaşanan kaosu daha da büyütmekten başka bir anlama gelmemektedir. Aynı zamanda bu, “asrın antlaşması” adı altında yürütülen görüşmelerin ne büyük bir ihanetin habercisi ve ilk adımı olduğunu göstermesi bakımından da dikkat çekicidir.

11-Bugün çeşitli platformlarda ve gizleme ihtiyacı bile hissetmeden birilerinin açık bir şekilde Filistin toprakları üzerine pazarlıklar yapması tüm Müslümanlar için hayati derecede öneme sahip olan Filistin davasının tarihinin en tehlikeli merhalesine girdiğini göstermektedir. Son zamanlarda “yüzyılın antlaşması” etiketiyle açıklanan plan, bu pazarlıkların vardığı merhaleyi göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Üzerinde çalışılan bu ihanet belgesi, ümmetin servetinin barış ve refah vaadiyle küresel-emperyal güçlere peşkeş çekilmesinden başka bir şey değildir. Refahı adeta bir rüşvet olarak veren ve karşılığında da Filistin ve Kudüs ile ilgili yüzyıllık işgalci emellerini gerçekleştirmek isteyen bu ihanete hiçbir Müslüman fert ve devletin razı olması veya sessiz kalması mümkün değildir.

12- “Yüzyılın antlaşması” olarak adlandırılan bu ihanet, aslında insanlık tarihinin daha önce şahit olmadığı kadar çirkin bir tezgâhtır. Bu kirli plan, insanlığın ve hususen de Müslümanların aklıyla alay etmektir.

13-Bu meyanda bazı dost ve kardeş Arap ülkelerinin bu oyuna alet olması ise ümmetin fertleri arasında büyük bir hayal kırıklığına ve üzüntüye sebep olmuştur. Bu sebeple Bahreyn’de yapılan toplantı bütün İslam dünyasında büyük endişe ile takip edilmiştir.

14-Sıfatı, konumu ne olursa olsun hiçbir şahıs, kurum veya ülke Filistin topraklarının bir karışının dahi işgalcilerle pazarlığını yapamaz. Siyonistlerin bu topraklar üzerinde hak sahibi olduğunu iddia edenler maşer-i vicdanda ve tarihin karşısında mahkûm olacaklardır. Bu mübarek toprakları işgal eden zorbalarla bu meyanda yapılan hiçbir antlaşmanın meşruiyeti söz konusu olamaz.

15-5 Ağustos 2019 tarihinden itibaren Hindistan Hükümetinin Jammu Keşmir’de attığı adımlar, sebebiyet verdiği insan hakları ihlalleri ve saldırılar asla kabul edilemez. Hindistan hükümeti bir an evvel bu saldırılarından vazgeçmelidir. Uluslararası camia ve kurumlar Jammu Keşmir’de yaşanan sokağa çıkma yasağı gibi getirilen kısıtlamaların kaldırılmasını ve Keşmir’in BM kararlarına göre kendi kaderini tayin hakkını kullanması en kısa sürede temin etmelidir.

16-İnsanlık dışı yaşanan savaşlardan biri de Yemen’de sürdürülmektedir. Yemen’de öncelikli olarak akan kan durdurulmalı ve diplomatik çözümler masaya yatırılmalıdır. Bunun için yabancı devletler Yemen’den çekilmelidir. Temel ilke bakımından da Yemen’in toprak bütünlüğü korunmalı, herhangi bir parçalanmaya ve bölünmeye müsaade edilmemelidir. Dolayısıyla Yemen’in meseleleri Yemen’in kendi şartlarında, toplumsal beklentiler de göz önünde tutularak ilgili konseylerinde çözüme kavuşturulmalıdır.

17-Bugün İslam âleminin ve dünyanın içinde bulunmuş olduğu kriz durumunda İslam Birliği’nin kurulması bir temenni değil zarurettir. Bu minvalde bütün insanlığın saadeti için:

  • Savaş değil, barış.
  • Çatışma değil, diyalog.
  • Çifte standart değil, adalet.
  • Üstünlük değil, eşitlik
  • Sömürü değil, işbirliği
  • Baskı ve tahakküm değil, hürriyet ve insan hakları.

Umdeleri gerek İslam ülkelerinin iç meselelerinde gerekse İslam dünyası ile batı arasındaki münasebetlerde kâmil manada tesis edilmelidir.

18 Eylül 2019 - Gündem

Muhabir Bünyamin Güler


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?