Tavizsiz bir entelektüel Akif Emre'nin vefatının ikinci yılı

2017 yılında Fatih'teki ofisinde geçirdiği kalp krizi sonucu Hakk'ın rahmetine kavuşan gazeteci-yazar Akif Emre vefatının ikinci yıl dönümünde anılıyor.

Haber albümü için resme tıklayın

23 Mayıs 2017'de ofisinde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat eden Akif Emre'nin naaşı Edirnekapı Şehitliğinde Mehmet Akif'in kabrinin yakınında defnedildi. Entelektüel kişiliği, ilkelerinde tavizsiz, popülizmden ve gündelik tartışmalardan uzak yapısıyla basın-yayın çevrelerinde saygın bir yere sahip olan Akif Emre, vefatının ikinci yılında anılıyor.

Şeker fabrikasında işçi olan Latif Emre'nin üç çocuğundan ikincisi olarak 2 Mart 1957'de Kayseri'de dünyaya gelen Emre, ilk ve orta okulu Kayseri'de okudu. 1975'te Kayseri Endüstri Meslek Lisesinden mezun olan Emre, aynı yıl o dönem ismi İstanbul Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi olan bugünkü Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümüne kaydoldu ve 1981'de bitirdi.

Akif Emre okul sonrası Cahit Zarifoğlu ve Rasim Özdenören'in bulunduğu Akabe Yayınları’nda editörlük yaptı.

Sonrasında SEHA Yayın Grubu'nda İslam Ansiklopedisi’nin editörlüğünü yapan Emre, bu çalışma esnasında dünyanın çeşitli ülkelerindeki Müslüman şahsiyetler ve kanaat önderleriyle tanışıp ilişkiler geliştirdi. Bu dönem onun İslam dünyası üzerine düşünsel ve araştırmalarıyla ilgili ufkunun açılmasına katkı sağladı.

1987 yılında dil eğitimi için Londra’ya giden Emre, iki yıllık gurbet hayatının ardından 1989'un sonunda Türkiye’ye dönerek İnsan Yayınlarında Genel Yayın Yönetmenliği'ni üstlendi.

1991 yılında Dürdane hanımla evlenen Akif Emre'nin, bu evlilikten Taha, Benginur ve Selçuk isimli üç çocuğu oldu.

1993-1995 yılları arasında Bilim Sanat Vakfı'nda çalışmalarda bulunan Emre, o yıllarda kurulan Kanal 7'de Dış Haberler Müdürlüğü yaptı.

Yenişafak gazetesinin kurucuları arasında yer alan Emre gazetenin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Ayrıca vefatına kadar da köşe yazarı olarak bu gazetede yazılar kaleme aldı.

Kanal 7 sonrası Küre ve Klasik Yayınları'nın genel yayın yönetmenliğini yaptı.

Türkçe, İngilizce ve Arapça yayın yapan Dünya Bülteni adlı internet sitesinin genel yayın yönetmenliğini yapan Akif Emre, belgesel çalışmalarına yoğunlaşarak, Osmanlı şehirleri Saraybosna, Mostar, Üsküp, Selanik, Kudüs ve Mimar Sinan üzerine başta olmak üzere birçok belgesel hazırladı.

Son olarak "Elveda Endülüs: Moriskolar" isimli beş bölümlük belgesel hazırladı.

Akif Emre, 20. yüzyılda yaşamış Müslüman şahsiyetlerden en çok Malcom X ve Aliya İzzetbegoviç'i önemsedi.

Bosna Savaşı sırasında ve sonrasında birçok kere Saraybosna'ya ve diğer Balkan ülkelerine giderek Aliya İzzetbegoviç başta olmak üzere Müslüman liderler ve kanaat önderleriyle dostluklar kurdu. Aliya ile Türkiye'de ilk röportajı yapan kişi de yine Emre oldu.

Klasik Yayınlarında çalıştığı dönemde Aliya'nin Tarihe Tanıklığım, Özgürlüğe Kaçışım, Konuşmalar ve Doğu Batı Arasında İslam kitaplarını yayına hazırladı.

Vefatından bir süre önce ise Haberiyat adlı internet sitesinin kurucu genel yayın yönetmenliğini yaptı.

Akif Emre'nin eserleri

“Müstağrip Aydınlar Yüzyılı Gölgeli Kelimeler, Ödünç Alınmış Hayaller”, “Göstergeler”, “İzler”, “Çizgisiz Defter”,  “Küreselliğin Fay Hattı”, “Aliya”  ve “İstanbul'u Yeniden Düşünmek ve Erguvanname”. 

Akif benim vicdanımdı

1975'te üniversitenin ilk günlerinde tanıştığı Akif Emre'nin uzun yıllar en yakın dostlarından olan Ebubekir Doğan, Emre'nin hayatı boyunca ilkeleriyle bir istikamet üzerine yaşadığını söyledi. 

Emre'yi tevazu sahibi olarak niteleyen ve sadece bir hayat sürdüğünü vurgulayan Doğan, şunları kaydetti:

"Tevazu sahibi ve sade bir hayatı vardı ama kendisini okuyarak, gezerek, tefekkür ederek yenilemeyi ve diri tutmayı da bilirdi. O, Müslümanca duruşu, ahlaki tutumu, kendi doğrularından asla taviz vermeden yaşayışıyla büyük bir örneklik teşkil etti. Güce, konjonktüre, popüler olana hiç prim vermeden yaşadı. Özelde ise Akif benim vicdanımdı. Akif Emre'nin hayat çizgisini anlamlı kılan değerlerin, bugün gerçekten bir erdem sayılıp sayılmayacağı sorgulanır hale geldi. Şikayet ettiği konulardan birisi de insanların hızla değişmesi, değerler erozyonuna uğramasıydı. O bunun için Malcolm X, Aliya İzzetbegoviç gibi örnek şahsiyetlerin hayatları, duruşları ve mücadelelerinin hep hatırlanması gerektiğini vurgulardı." 

Doğan, Akif Emre'nin hayatı boyunca muhafazakar değil İslamcı olduğunu ve duruşu ile eleştirdiği kesimlerin de saygı ve takdirini kazandığını kaydetti. 

Emre'yi "Model bir İslamcı" olarak tanımlayan Doğan, "Kendilerine en ufak bir benzerlik taşıyan her şeyi sahiplenip içini boşaltan, boş bir kabuk olarak siyasetlerine propaganda malzemesi yapan muhafazakarların Akif Emre özelinde de aynı açgözlülükle sahiplenmeye çalışmalarına karşılık Akif Emre ilkeleriyle ve belki de en önemlisi duruşuyla model bir İslamcı olarak tarihe geçecektir." dedi.

Dünya meselelerine mazlumları odağa koyarak bakardı

Akademisyen-yazar Levent Baştürk, Akif Emre'nin 2009’da bir toplantıda yaptığı "Aliya İzzetbegoviç'in Düşünce Mirası" konulu sunumunda, değerlerin anılırken içi boşaltılmış törenlere karşı çıktığını söyledi.

Emre’nin, "Değerlerimizin içini boşaltarak bir tür ikon haline getirip bugüne ne söylediği konusunu gündeme getirmeden, kritik etmeden 'ne büyük insandı' falan demek ne geleneğimize uyuyor ne de bize bir katkı sağlıyor.” sözlerini hatırlatan Baştürk, Akif Emre’yi anarken de onun bu ikazının düstur olması gerektiğini vurguladı.

Akif Emre'yi duruşu olan bir insan olarak niteleyen Baştürk, şöyle konuştu:

"Herhangi bir meşrep veya siyasi çevrenin çıkarlarıyla sınırı tayin edilmemiş bir İslami dünya görüşüne sahipti. Dünya meselelerine ümmeti ve mazlumları odağa koyan bir bakış açısıyla  bakardı. O duruşuyla ilkeler, ölçü ve referans manzumesiydi. Bu dünyada elde edeceği mükafat uğruna ahiretini ateşe atmayı göze alanlardan olmadı, bir kaç kişiyle sınırlı uyaranlardan olmayı tercih etti. Uyarılarında da çıkış noktası ümmeti ve mazlumları merkezine koyduğu derdi, meselesi ve davası oldu. Kişilere takılmazdı. Tenkitlerini yöneltirken ve uyarılarını yaparken zahirde görünenden ziyade bir icraatın arka planında olana, ona şekil veren zihniyete bakardı. Bu sebeple an itibarıyla çoğunluk nazarından bakınca popüler görünen bir icraat Akif Emre'nin ince tenkitlerinin konusu olabilirdi."

Baştürk, Emre'nin hem kalbe hem de akla hitap ederek kendini ifade eden bir gönül insanı olduğunu dile getirdi.

Akif Emre’nin hayatın tümüyle kozmik hiyerarşinin içinde anlamlı bir ilişki kurabilecek bir hayat tarzı, dünya görüşü, eylem biçimi ve ilişkiler ağı kurulamamasından şikayet ettiğini ve şu tavsiyelerde bulunduğunu kaydetti:

"Varlığımızı bütüncül bir anlam zeminine oturtmak için inandığımız, savunduğumuz değerlere ve ahlaki ölçülere göre tutarlı bir hayat sürme çabamız olmalıdır. Emre’ye göre "kozmosta nasıl bir yer işgal ettiğimiz sorusu, birey olarak neyi nasıl yaptığımız sorusundan ayrı düşünülemez". Akif Emre, günceli, güce meyletmeyi ve konjonktürel olanın dalgasına kapılmanın cazibesini tenkit ederken de bir mü’min feraseti içinde asla yeise kapılmış değildir. Çünkü ona göre "çürümeyen, umudu, yaşamayı, yaşamanın anlamını yitirmeyen, dokunduklarından, seslendiklerinden ötürü bereketi beraberinde getiren inanmış yürekler var olduğunu bilmek umudun kendisidir."

23 Mayıs 2019 - Kültür-Sanat


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

feti ayka - s.a yazı çok güzel olmuş. elinize sağlık. onun makam ve menfaatlerin kapışıldığı uzun yıllar boyunca (bürokrasiden gelen ısrarlı davetleri kabul etmeyen) dik duruşunun ilkelerinin gündemde tutulması açısından önemli bir hatırlatma olmuş.

yalnız küçük bir düzeltme yapmak istiyorum. Yazıda Akif Emre Londrada 87-89 arasında 2 yıl kaldı denilmiş. Akif Emre londrada 2 değil 4 yıl kaldı. (üstadın Londraya gelişi için Yusuf Kaplan ve ben yardımcı olduk. londraya geldiği günden itibarende sıklıkla görüştük ve 91 de aynı işyerinde çalışıyorduk. 91'de Irak-Kuveyt körfez savaşı başladığı günlerde üstad: "Dünya da önemli olaylar olacak Türkiyeye dönmem lazım" dedi ve mart 1991 gibi İstanbula döndü (döndükten sonraki 3-5 ay içinde yine hemşehrisi ve yakın arkadaşı Yusuf Kaplanın teşviki ile onun baldızı ile evlendi).

Yanıtla . 0Beğen 26 Mayıs 07:49

Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?