Reklamı Kapat

Ramazan’da zirveye çıkan bir Müslüman hali vardır

Muhammed Emin Yıldırım hocamızla Ramazan’ın faziletlerini konuştuk.

Haber albümü için resme tıklayın

Ramazan’a has ve Ramazan’la sınırlı bir Müslümanlık yok bu dinde. Ramazan’da zirveye çıkan bir Müslüman hali var aslında. Dolayısıyla Ramazan’da belli bir dindarlığımızın, İslam’a olan ilgi ve alakamızın çoğalacağı, Ramazan’dan sonra ise tamamen hayattan çekileceği bir anlayışın İslami bir anlayış olmadığını biliyoruz. Zaten Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in hayatında da bu çerçeveden örneklikleri görüyoruz. O yılın 3 ay dışında geri kalan 9 ayında da inanılmaz bir derecede nafile ibadetlerine önem verdiğini, infaklarını çoğalttığını, hayır ve hesanatlarını artırdığını, insanlara karşı ilgisinin alakasının fazlalaştığı örneklikler okuyoruz.

Nedim ODABAŞ

Hocam Öncelikle mü’minler olarak bu aydan nasıl istifade edelim, bu ayın faziletlerinden nasıl yararlanalım? Bu ayın mü’minleri inşa eden yönlerinden bahseder misiniz?

Aylar, günler, geceler hepsi Allah’ın bize bir ikramı. Hepsi hayır ve bereket getirir. Allah’ın bize gönderdiği hiçbir nimette şer yoktur. Allah’ın kuddüs olan bir ismi var ki, o ismin tecellisinin şöyle de bir anlamı var. Allah bereketli kıldığı günlerin gecelerin içerisinden bazılarını çeker ve onlara farklı bereket daha ihsan eder. Onlara farklı bir bereket ihsan etmesi diğerlerinin bereketten mahrum olduğu anlamına gelmez. Farklı  bir biçimiyle onların daha fazla bereketi içlerinde taşıdığı anlamına gelir. Ramazan dediğimiz ay böyle bir ay. Ramazan 12 ay içerisinde Kur’an’ın doğum ayı olmuş olduğu ay. Ramazan içerisinde bin aydan daha hayırlı bir gece Kadir Gecesi’ni saklayan bir ay. Bu ay hem nübüvvetin hem Kur’an’ın doğum ayı olduğu için de farklı bir rahmet ve bereketi içerisinde barındırıyor. Tabii biz mü’minler olarak yaptığımız her işi, her sözü Peygamber (sav) ve sahabenin örnekliğinde, rehberliğinde yeniden gözden geçirmeliyiz. Söz konusu olan Ramazan’ın ihyası  olduğunda  da sormamız gereken soru o olmalı. Peygamber aleyhisselatu vesselam bu ayı nasıl ihya etti? Sahabeye de bu ayın ihyası konusunda neleri gösterdi, neleri öğretti, onlardan neler isterdi? Öncelikle şöyle bir cümle kullanalım.

Ramazan’la sınırlı  bir Müslümanlık yoktur

Ramazan’a has ve Ramazan’la sınırlı bir Müslümanlık yok bu dinde. Ramazan’da zirveye çıkan bir Müslüman hali var aslında. Dolayısıyla Ramazan’da belli bir dindarlığımızın, İslam’a olan ilgi ve alakamızın çoğalacağı, Ramazan’dan sonra ise tamamen hayattan çekileceği bir anlayışın İslami bir anlayış olmadığını biliyoruz. Zaten Efendimiz’in (S.A.V.) hayatında da bu çerçeveden örneklikleri görüyoruz. O yılın 3 ay dışında geri kalan 9 ayında da inanılmaz bir derecede nafile ibadetlerine önem verdiğini, infaklarını çoğalttığını, hayır ve hesanatlarını artırdığını, insanlara karşı ilgisinin alakasının fazlalaştığı örneklikler okuyoruz. Ama Recep ayı girdiği andan itibaren bu olanların Allah Resulü’nde bu olanların daha da arttığına şahit oluyoruz. Nafile ibadetlerin tamamı, farzlar zaten ikame ediliyor ama, nafile ibadetlerin tamamında bir artış söz konusu oluyor. Recep’ten Şaban’a geçince Şaban ayında bu artışın devam ettiğine şahit oluyoruz. Şaban ayının 15’inden sonra ise ne kadar olmuş ise o artış o artışın iki katına çıktığını görüyoruz. Hatta Şaban’ın 15’inden sonra Aişe anamız bize tarif ederken, “Ne Resulullah (sav) bizi tanırdı, ne biz onu tanırdık” diyerek herkesin ibadetlerini artırdığına dair bir söz beyan ediyor. Ramazan’a girince Resulullah Efendimiz Ramazan’ı üç ona ayırıyor. İlk on, orta on, son on. Rahmet günleri, mağfiret günleri, cehennemden azat ediliş günleri. Orda da Peygamber Efendimiz (sav) onar onar hayatındaki nafileleri, ibadetleri, hayırları artırdığına şahit oluyoruz. İlk ona girince Şaban’dan getirdiği heyecanı ziyadeleştirdiğini görüyoruz. Orta onda bunun daha da fazlalaştığını, son onda tekli gecelerde Kadir Gecesi’nin de aranacağı zaman dilimidir malum, daha da artırdığını görüyoruz. Peygamber Efendimiz (sav) en başta  Ramazan’da, Ramazan’ın taçlı gelini olan Ramazan’a has bir ibadet olan teravih namazlarına ciddi bir önem verdiğine şahit oluyoruz. Hatta  bazen öyle bir uzatarak kılıp bunun sahura kadar yaslandığı vakitlere kadar kıldırdığı gecelere şahit oluyoruz.

Sahura muhakkak kalkalım

Gecelerini kıyamla Ramazan gecelerinin o güzel namazıyla süsleyen Peygamber Efendimiz sahurun bereketine teşvik ediyor Sahabe-i Kiram-ı, “Bizimle geçmiş ümmetler arasındaki oruç arasındaki en temel fark, sahurdur” diyor. Ve sahura kalkılmasını ısrarla söylüyor. Bu sadece bir yemek yemek meselesi değil, gecenin bereketinin farkına varma meselesidir. Ve Efendimiz (sav) özellikle sahabeyi teşvik ediyor. Zaten beş vakit namazların Mescid-i Nebevi’de kılındığı bir Medine ortamından bahsediyoruz. Dolayısıyla Peygamber Efendimiz (sav) Ramazan gecelerinde birkaç gün Mescid-i Nebevi’de sonraki günlerde kendi hanesinde kıldığı teravih namazlarını kıldıktan sonra, gecenin bir vaktinde sabah namazı için Mescid-i Nebevi’ye geldiğinde ashabı kiram Efendimizdeki o ibadet coşkusunu ve ibadet neşesini fark ediyorlardı. Sonra Peygamber Efendimiz’in (sav) hayır ve hasenat olarak Medine’deki yoksullara, fakirlere, miskinlere, müellefe-i kuluba kalplerini İslam’a ısındırmak için vesileler zorladığı olanlara, yolda kalmışlara, borçlulara, kölelere inanılmaz derecede ilgi gösterdiğine şahit oluyoruz. Kendi hanımları başta olmak üzere mü’minlere  annelerini hanımlarını teşvik ettiğini görüyoruz. O günlerde Peygamber Efendimiz’in (sav) yanına kim gelse idi çok farklı bir biçimde Ramazan’ın iklimine şahit olacaktı ve görecekti. Bunları yapan Peygamber Efendimiz (sav) Ramazan’ın son on günü biraz daha hayattan çekilerek itikaf dediğimiz bir bakıma Hira tecrübesini yeniden yaşamanın anlamı olan Allah’la baş başa kalma zamanlarını çoğalttığına şahit oluyoruz. Hatta hiçbir nafile ibadetin kazası olmazken, Peygamber Efendimiz (sav) Hicri 8. yılında Mekke’nin fetih günü ki, bir Ramazan’a denk geliyordu. Ramazan için Medine’den dışarı çıktığı için Peygamber Efendimiz (sav) o yıl yapamadığı itikafını bir sene sonra tekrar ediyor. O sene 20 gün olarak itikafını yapıyor. 10 gün o yılın, 10 gün de geçen yılın olmak üzere. O günlerde (sav) Efendimizin Cebrail ile karşılıklı olarak Kur’an okuduğunu biliyoruz. Mukabele geleneği olarak bize kazandırılan aslında siyerdeki İslam tarihindeki hadislerdeki karşılığı o.

Ramazan’ın ruhaniyetine zarar vermeyelim

sekülerizm ve vahşi kapitalizm, ibadet yoğun geçirmemiz gereken Ramazan ayında da bazı kurumların, insanlarımızın eğlence yönüne de vurgu yaparak geçirmesine neden oluyor. Buna da değinebilir misiniz?

Tabii ki şeytan boş kalmayacak ve Müslümanları hayırdan koparmak için bazı şeylerin ambalajlarını  değiştirerek ortaya çıkaracak. Bu da bizim imtihanımız aslında. Biz Ramazan dediğimiz ayın bereketine,  rahmetine, mağfiretine böyle inandığımız zaman bu sefer buna gölge düşürebilecek her türlü şeyden de uzak durmamız lazım. Ne yazık ki, sizin de belirttiğiniz gibi yaşadığımız hayat seküler bir mantıkla ele aldığı için ibadeti bile magazinleştirecek bir boyuta taşıyor. Buna da gerek devlet kurumları gerek belediyeler bu manadaki kurum ve kuruluşlar da gerekli hassasiyeti göstermiyor. Ramazan’ın ruhaniyetini zedeleyecek, Ramazan’ın ruhaniyetini ortadan kaldıracak işler yapılıyor. Burada biz ciddi bir duyarlılık göstermek durumundayız. Bütün mü’minlerin iftardan sonra yatsı namazında camilere koşup orada Allah’a yakarmaları gerekirken, teravih dediğimiz  o güzel ibadeti cemaatle ihya etmeleri gerekirken  o verimli ve bereketli dakikaları başka başka yerlerde harcamak bir kere Ramazan’ın ruhuyla örtüşmeyecek bir şeydir. Bu konuda herkesin daha duyarlı olması lazım, bu ayın asıl vermesi gereken ruhu ve manayı gölgede bırakacak tavır ve davranışlardan uzak durması lazım. Çünkü Ramazan bir kere geliyor. Bir sonrakine kavuşma konusunda hiç birimizin garantisi yok. Elimizden geldiğince Allah bizi ulaştırdığında o güzel günlere ihyası  adına gayret içinde olmalıyız ki, en azından o bereketten, o umumi rahmet rüzgarından payımıza düşeni alabilelim.

08 Mayıs 2019 - Ramazan


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?