Reklamı Kapat

Lütfi Doğan Hoca ve eşi Sabire Hanımefendi evinin kapılarını Maaile’ye açmıştı

Bu sayımızda Diyanet İşleri eski Başkanımız Muhterem Lütfi Doğan Hocamız ve eşi Sabire Hanımefendi'nin evine misafir olduk. 70 yıllık bir hayat arkadaşlığına yakından tanıklık ettik. Büyüklerimizin bereketinden faydalandık.

Selime Sümeyye Abatay
Selime Sümeyye Abatay Tüm Haberleri

AİLE, DEĞERİ BİLİNİRSE DÜNYANIN CENNETİDİR. İNSAN İYİ YETİŞTİRİLDİĞİNDE DÜNYALARA DEĞER

Ne çok kötü söz duyuyoruz… Ne kadar çok tartışıyoruz… Ne kadar çok kalp kırıyor/ kırılıyoruz… Acaba hep yanlış insanlara mı denk geliyoruz? Yoksa biz mi bir yerde yanlış yapıyoruz? Belki de bir yerde ipin ucunu kaçırdığımız için toparlayamıyor, sürekli kötülükler yumağına sarılıyoruzdur. Hiç düşünüyor muyuz?

Elimizde bir mum. Huzuru, mutluluğu, güzellikleri arıyoruz. Mum tükeniyor da biz karanlıktan çıkamıyoruz. Acaba mutluluğu dizilerde, filmlerde gösterilen o sahte hayatlardan ibaret sandığımız için mi bulamıyoruz? Yoksa hayatları dört dörtlükmüş gibi paylaşım yapan sosyal medya hesaplarına inandığımız için mi?

Ah ne kadar da kandırılıyor/kanıyoruz.

Bu sayımızda Maaile olarak, Diyanet İşleri eski Başkanımız Muhterem Lütfi Doğan Hocamız ve eşi Sabire Hanımefendi'nin evine misafir olduk.

70 yıllık bir hayat arkadaşlığı…

Öyle bir aile ki hayatımda gördüğüm en kibar, en nazik insanlar…

Hangi kelimeyi seçsem de anlatsam bu naif aileyi sizlere bilemiyorum.

Seslerinin tonu, birbirlerine hitapları, sevecenlikleri... İnsan böyle bir yuvada nasıl mutsuz olsun ki?

Öyle de kolay geçmemiş ömürleri.

Dünyalık için de çalışıp durmamışlar. Bir kutlu dava uğruna çilelerle geçmiş ancak bu çilelere sadece hamd etmiş, ne mutlu bize demişler.

Doğan ailesi sayesinde huzurun da mutluluğun da çok basit kuralları olduğuna şahitlik ettim. 

Ne kadar yalınmış mutluluk dediğimiz şey. 

Lütfi Doğan Hoca ve eşi Sabire Hanımefendi evinin kapılarını Maaile’ye açmıştı

Lütfi Doğan Hoca’nın eşi Sabire Hanım çok misafirperver bir insan. Sohbetimiz boyunca bizi yedirmek ile meşgul idi diyebilirim. Tam bir Anadolu hanımı. Aynı zamanda latifeyi de seviyor. "Lütfi Hocamız nasıl bir insandı?" dediğimizde, “Bir bana sor Lütfi Hoca’yı, oyyy!” diye yaka silkerek başlıyor ve devam ediyor: “Allah başımızdan eksik etmesin. Lütfi Hoca gibi bir tane daha yok. Allah razı olsun, ben memnunum. Allah onun yokluğunu bana göstermesin. Benim evde değil Türkiye’de bir tane. Çok sevilmiştir. Çok seveni vardır. Sekiz tane çocuğum var; dört oğlan, dört kız. Hepsini okuttum, dedeyi de ben okuttum. İlkokuldan başlattım taa üniversiteye kadar okuttum. Ben okuyamadım, bana fırsat kalmadı.”

Lütfi Hocamız, Sabire Hanım'ı, “Sen de Kur'an-ı Kerim okuyorsun” diye teselli etmek istiyor.  Sabire Hanım devam ediyor; “Birbirimize karşı saygılıyız. Saygı, sevgi bir ailede çok önemlidir. Biz ailemizden kocaya, büyüğe saygılı olmayı gördük. Yetmiş sene olmuştur, daha birbirimize hiç kızmadık. Bazen kızdığım zaman çocukları babasına şikâyet ederdim. Babası, “Annenizi üzmeyin!” derdi. Bu kadar. Daha bir tokatı yoktur. Şimdi zaman o kadar kötü ki sen sen, ben ben. Gençler evleniyorlar, idare yok. Doyumsuzlar. Onu getir bunu getir doymuyorlar. Bu adamın durumu ‘var mı, yok mu’ düşünmüyorlar. Ağa kızıydım. Babam hafız diye verdi hocaya, karşı çıkmadık. Allah başımdan eksik etmesin. Kocamın durumuna göre isterim. Ancak aşırı istemem. İdare şart. Hamdolsun Allah’ım herkese böyle bir evlilik versin. Çocuklarımızı kız erkek demeden okuttuk. Karıyı alan gitti, kocayı alan da gitti. Bir kör oğlu bir ayvaz kaldık. Allah'a şükür hepsi geliyorlar. Biz de dedeyle bu zamana kadar geldik. Bu saatten sonra kapıya atarsa ne yaparım. Atar mısın?”

Lütfi Hocamızın cevabı müthiş “Baş tacı atılır mı?”

Sıra Lütfi Hocamıza geliyor, Sabire Hanım'ı soruyorum. Sabire Hanım latifeyi bırakmıyor, “Ooo sorma şimdi yaka silker benden” deyiveriyor.

Lütfi Doğan Hocamız geldiğimiz için tekrar teşekkür ederek başlıyor sözlerine, “Kıymetli evladım Allah sizden de, teyzenizden de razı olsun. Örnek ailelerde örnek olacak annedir.” Sabire Hanım, “Yaz oraya yaz” diyor memnun bir şekilde.

“Tutumlu, cömert, misafir gelmesinden memnun olan. Kendisinden ziyade her şeyde beni düşünen. Şöyle yaparsak böyle olur, böyle yaparsak da böyle olur diye en iyisini yapmaya çalışan, hizmeti geri bırakmayan bir insan. Onun hizmetlerinin karşısında mahcubiyet duyuyorum. Örnek hanımefendilerden birisidir. Gönülden şunu arzu ederim ki, bütün aileler de hep böyle huzur içerisinde olsunlar. Çünkü aile değeri bilinirse dünyanın cennetidir. Allah razı olsun, onu yapabilenlerden birisidir. Ben her zaman ona dua ediyorum, o da bana ediyor. Cenab-ı Hak kendilerine de bütün Müslüman ailelere de iki cihan saadeti nasip eylesin.  Huzur versin, güven versin, nezaket, nezahet etsin.

KANAAT TÜKENMEK BİLMEYEN BİR HAZİNEDİR

“Âmin” diyor, dönüyoruz Sabire Hanım’a. “Çocuk nasıl yetiştirilmeli, Müslüman aileler nelere dikkat etmeli?” diye soruyoruz. Anlatıyor Sabire Hanım;

“Çocukları terbiyeli yetiştirecekler. Hırsızlık yapmayacaklar. Yüzsüz olmayacak başkasının işlerine karışmayacak. Sonra da çocuğun dört başını mamur edeceksin. Ağa kızı idim. Kapımızda hizmetçiler vardı. Babam hocaya verdi beni. Bir kere de ‘şunu getireceksin’ demedim. Gerektiğinde hizmet ettim. 70 sene olmuştur. Daha bir kere birbirimizi incitmedik. Kızlarıma, ‘Kızım kocanızdan fazla bir şey istemeyin, ayağınızı yorganınıza göre uzatın’ dedim.

Lütfi Hoca: “Kanaat olunca aile daha iyi geçiniyor. Kanaat tükenmek bilmeyen bir hazinedir.”

Sabire Hanım: “Bizde hiç kaba kuvvet yoktur. Çocuklarım çok iyiydiler. Hiçbirinden bir kere incinmedim. Hepsine hayırlı uzun ömür versin. Şimdi çocuklar evleniyorlar bir şey eksik olsa hemen ana babaya şikâyet ediyorlar. Bizde koca dövse bile bizde kalırdı. Hiçbir olumsuzluk baba tarafına bildirilmezdi.”

Lütfi Hoca: “Çocuk yetiştirilirken iki temizliğe dikkat etmeli. Birincisi çocuğun fiziken temiz olması. Bu zaten herkesin muhtaç olduğu bir şey. İkincisi gönül temizliği. Herkesi sevecek, herkes için iyilik düşünecek. Bir de mümkün olduğunca faydalı bilgiye teşvik etmek. Yemeğe oturmadan önce ellerimi yıkayacağım sonra sofraya oturacağım. Fırsat bulursam yemekten sonra da yıkayacağım. Bunu yapan insanlar dünyada fakirlik yüzü görmezler. Öğrettik mi? Peki nasıl öğreteceğiz? Severek tatlı tatlı. Hadi oğlum ellerini yıkarsan beraber yemek yeriz. Bir iki üç hop çocuk alıştıktan sonra kimsenin söylemesine gerek yok. O kendi görevini yapar. Burada aile çok önemli. Bütün aileler böyle yaptığında çocuklar çirkin söz konuşmazlar. Hatta onu kızdırsalar, biri çirkin söz söylese çocuk aileden aldığı terbiye ile ona mukabil söz söyler ama nezaketle söyler.”

İSLAM AHLÂKINI KORUMALIYIZ

Günümüzde güven mefhumu çok zedelendi. İslam toplumlarında birçok sorun var. “Nerede yanlış yapıyoruz?” diye sorduk. Hocamızın sunduğu reçete basit; “Önce insana bakışımızı değiştirecek, aileden başlayarak toplumu düzelteceğiz. Kıymetli evladım şunu daima dikkate almamız lazımdır. Allah insanı çok değerli bir varlık olarak yaratmıştır. Kadının hukuku bellidir. Erkeğin hukuku da bellidir. Bir ana ve babanın çocuğuna yapabileceği en büyük iyilik göz bebeği evladı kızı veya oğlu onun yetiştirilip eğitim verilmesidir. Çocuklarımızı iyi insan olarak yetiştirmemiz gerekmektedir. İyi yetiştirildiğinde insan dünyalara değer. Aile şunu düşünmelidir: “Bu çocuklar bana Allah’ın emanetidir. Bu çocukları iyi insan olarak yetiştirmeliyim. Dürüst olacak, temiz olacak, nezaketli olacak, gücü yettiği kadar bilgili olacak.” Benim şahsi düşüncem, bütün aileler kız veya erkek olsun, İslam ahlakını önceleyerek ve koruyarak tüm çocuklarına en az bir yüksek tahsil vermelidirler. En ücra köyümüzden başlayıp, merkezlere kadar böyle olmasını arzu ediyorum.”

Lütfi Doğan Hoca devam ediyor: “Hem erkeklere hem hanım kızlarımıza görev düşüyor. Erkek, “Hanım bana Allah’ımın emanetidir. Onun hukukunu muhafaza edeceğim. Sevgide, hürmette asla eksiklik, kusur yapmayacağım” diyecek. Hanımefendi de öyle. “Bu evde ailenin reisi beydir. Onu incitmeden, onun memnun olacağı şekilde ona hizmet edeceğim.” Aileler böyle dediğinde aile cennet yurdu olur. İslam ailesinde birlik vardır, dirlik vardır, nezaket vardır, birbirini tamamlama vardır. Bunlar onu düşündükleri gibi ailenin fertleri de anneye babaya fevkalade saygı gösterecek.”

“Beşikten başlıyor bu iş. Çocuğun yanında güzel konuşmalı, nazik konuşmalı, anlayacağı gibi konuşmalı. İnsanın hoşuna gitmeyen, incitici laflar konuşmamalı. Güzel söz kullanacaksın ki çocuk lisan öğrenirken çirkinlik öğrenmesin. Çocuk anneden babadan hep güzel şeyler öğrenmeli. Çocuk hep güzellik öğrenince bakarsınız ki yanlış konuşandan rahatsız olur. Ailede bunlar olduğunda toplum düzelir.”

“Bazen görüyoruz televizyonlarda insanlar birbirini incitiyor, keşke bunları göstermeseler. Kavga filan yok, gayet tatlı ve güzel konuşmak lazım. Tabii bazen eğitim farkları ve çevrenin kötü örnekliğinden etkileniyor insan. Ancak aile hiçbir zaman şunları unutmamalıdır; insan çok değerli varlıktır, onu en iyi şekilde eğitmeye gayret ederse ve herkes sorumluluğunu bilirse, kendi hukukunu koruduğu gibi karşısındakinin hukukunu da korursa münakaşa diye bir şey kalmaz. Böyle yetişince insan keşke hep konuşsa da dinlesek denir. Bunu başarabilmek için aileye ve topluma görev düşüyor. Basın yayınımıza büyük görev düşüyor. Bugün imkânlar fevkalade çok. Herkes görevli analarımız, babalarımız, öğretmenimiz, imamımız, müftümüz…”

“İnsanımızın iyi insan olarak yetişmesi zaruriyetine inanmak zorundayız. Herkes sorumlu, herkes görevini nezaketle yerine getirmeli. Nezaketle yerine getirdiğinde niye kavga edeceksin! Bakıyorsunuz insanlar sebepsiz yere üzülüyorlar. İnsanımızı böyle yetiştirdiğimiz zaman tekrar ediyorum aile olduğu gibi yurdumuz da dünyanın cenneti olur. İyilikte, dirlikte, anlaşmada, güzellikte İslam âleminin merkezi, Türkiye’dir. Ve Türkiye ne kadar iyi olursa İslam âlemi de o kadar iyi ve mutlu olacaktır. Ve batısı da doğusu da İslam âlemini iyilikte örnek alacaktır inşallah. İslam’ı yaşar ve uygularsak dünyada da mutlu oluruz, ahirette de mutlu oluruz. Allah’ın emri de böyledir.

MUTLULUĞUN KAZANILMASI

“Peki, mutluluk nedir Hocam?” dedik. Lütfi Hocamız mutluluğun tarifini anlattı:

“Mutluluğun Kazanılması isimli bir kitabım var. O kitap bundan 900 yıl önce yazılmış.  Fırsat buldum, Cenab-ı Hak imkân ihsan etti. İsterim ki her kardeşim okusun. Kur'an-ı Kerim’in ve Peygamber Efendimizin (S.A.V.) öğütleri ışığında yazılmış bir eser. Ben çok istifade ettim. O esere Mutluluğun Kazanılması ismini de ben verdim. Nedeni de şu. İnsan görevlerini öğrenip yerine getirdiğinde vicdanen huzur bulacak ve mutlu olacak. Allah’a karşı saygılı ve Allah’ın kullarına sevgili bir insan; insan suretinde melek denecek kadar değerli olur. Yapabilir miyiz? Yaparız ama ülkedeki bütün ailelerin de okullarında, camilerinde, yayın vasıtalarında bu şerefli sorumluluğu daima hatırında tutması lazım. Benim görevim hiçbir Allah’ın kuluna zarar vermemek ve gücüm yettiği kadar insanlığa faydalı olmak. Şimdi böyle düşünen bir insanın elinden de dilinden de iyilik gelir.”

“Teyzenizle beraber yıllar önce Sandıklı Kaplıcaları'na gittik. Bazı ihtiyaçlar için Kazan’ın içine gittik. Namaz kıldık, ihtiyaçları alıp döneceğiz. Bir dükkân sahibinin çocuğu bizi görünce eliyle buyur etti. Babası hemen “aman aman yapma” diye ikaz etti. “Müsaade ederseniz bir şey sormak istiyorum; çocuk kötü bir şey yapmadı, sadece buyur etti, niçin böyle yaptınız?” diye sordum. “Efendim bunun bir sebebi var” dedi. “İzah et bakalım” dedim. “Siz öbür dükkânın sınırı içerisindeyken işaret etti, bu olmaz.  O sınırı geçerseniz olur. Çünkü müşteri öbür dükkânın içerisindeyken oranın hakkıdır, oranın müşterisidir. Ona müdahale edemeyiz. Çocuk farkında olmadan işaret etti, o nedenle uyardım.” Çok ince bir düşüncedir bu kıymetli evladım. Bu Anadolu’da var. Fakat maalesef bazı yerlerde de çok değişiklikler oluyor. Tekrar ediyorum, belki çok fazla dedim ama yayın vasıtalarımıza gazetelerimize, radyolarımıza, televizyonlarımıza ve mecmularımıza çok iş düşüyor yapıcı olmak, birleştirici olmak, iyileştirici olmak lazım.  Sevdirici olmak. Müslüman olduğumuz için bu bizim İslamlık görevimiz. Eğer İslamiyet’i iyi öğretecek olursak Müslüman’ın dilinden, elinden herkes selamet duyar. Bu kadar bunu verdik miydi çocuk böyle yetişince mesele biter.

Mümin ne demek? Amentüye iman eden demek. Ancak mümin güven veren, herkesin güvenebildiği insan demektir. Ne elinden ne de dilinden hiç kimseye zarar gelmeyen. İşte mümin bu! Müslüman da aynı. Lisanından kimseyi incitecek söz çıkmıyor. Niçin? Çünkü Müslüman. Allah’ın emrine teslim. Allah’ın emrine teslim olan başta iki şey düşünecek nedir o? Allah’ın buyruklarına saygılı olmak, en büyük ölçüde Allah’ın yarattıklarına şefkatli, merhametli davranmak. İslamiyet bu. Şefkatli, merhametli olursak münakaşa olur mu? Huzursuzluk olur mu? Ben bir kusur işlediğimde hanım bana gelip “aman bey” deyip uyarsa “hay Allah razı olsun beni aydınlattın” dersem bitti iş. Hep böyle olmalı. İmkânlar çok ama o yollar için insanların biraz gayret etmesi lazım.”

ŞEREFLİ VAZİFE

Ailenin ve toplumun inşasında medyanın çok önemli olduğunu vurgulayan Lütfi Doğan Hocamız, Millî Gazete'mize bu konuda yaptığı çalışmalardan ötürü teşekkür ediyor ve İslam âleminde Türkiye’mizin önemini vurguluyor:

“Millî Gazete’yi çok takdir ediyorum. Türkiye’de tek gazetedir. Çünkü imkân ölçüsünde iyileştirici, birleştirici bir gazete. En ücra köyümüze bile Millî Gazete ulaşabilmelidir. Bunda büyük fayda vardır. Basın ve yayın çok önemlidir. Bütün matbuat böyle olsa, bütün yayınlar böyle olsa Türkiye’miz dünyanın cenneti haline gelir. Olmalıdır da. Çünkü İslam âleminin örnek alacağı ülke Türkiye’dir. Bununla ilgili bir anımı anlatmak istiyorum. Rahmetli Turgut Özal vefat etmeden önce Balkan ülkelerine gitmişti. Her partiden bir parlamenter alıyordu. Rahmetli Necmettin Erbakan Hocamız da benim gitmemi uygun görmüştü. Arnavutluk’a gittik. Tiran’da iki akşam kaldık. Ertesi gün akşam çıktık gideceğiz. Baktım ki, karşıda bir yabancı var. Arkadaşıma, “Siz gidin. Ben karşıya uğrayıp geliyorum” dedim. Yanlarına gittim, selam verip kendimi tanıttım. Suudi Arabistan’dan gelmişler. “Bize reislik yapan başkanımız şu an yanımızda değil” dediler. Çok kalamayacağımı, yardım getirdiğimizi ve gitmem gerektiğini ifade ettim. Şunu da ifade edeyim, yardım götürdüğümüz ülke çok fakir bir ülkeydi. Oradan ayrılmak için merdivenlere yöneldim. Birisi elini omzuma attı. “Gördüğünüz heyetin başkanı benim. Türkiye olarak şerefli görevinizi yerinize getirin, kardeşleriniz olarak biz sizin arkanızdayız.” Basit bir cümle ama unutamıyorum. Demek ki ülkemizin bütününün üzerinde çok şerefli bir görev var. Öyle görüyor Müslümanlar. Kıymetli evladım bir bahis olduğunda bu anım aklıma geliyor.”

“ALLAH ONDAN RAZI OLSUN!”

Lütfi Doğan Hoca ve eşi Sabire Hanımefendi evinin kapılarını Maaile’ye açmıştı

Lütfi Hocamızın, Erbakan Hoca’mız ile çok eskiye dayanan bir dostlukları var.

Erbakan Hoca’mızı bir de bu naif insandan dinlemek istiyoruz:

“Allah onu yetiştiren ilim adamlarından razı olsun. Son derece yetişkin, adab-ı İslamiye’ye uygun yaşayan, hatta aleyhine konuşanlara bile edep dâhilinde cevap veren, son derece ölçülü bir insan. Konuşurken hep edep dâhilinde, ölçü dâhilinde ilmi olarak konuşmuştur. “Bu işin farkında değiller, gerçeğini bilseler öyle yapmayacaklar.” der geçerdi. O kadar olgun, edepli. Ailesinde de öyle. Aile hukukuna azami ölçüde riayet eden bir aile reisi olduğundan hiç şüphem yok. Bütün ana gayesi Müslümanların bir arada olmaları, birlik içinde kardeşlik içinde yaşamalarıydı. Herkes yaptığı işi en güzel biçimde yapsın bu memlekete hiçbir ülkeye muhtaç olmadığını çalışarak gösterelim istiyordu.”  

Erbakan ailesi ile ailecek görüştüklerini dile getiren Sabire Hanım, Nermin Erbakan annemiz hakkında, “Çok iyi bir insandı. Çok iyi bir anne idi. Erbakan Hoca’mıza karşı çok saygılı bir kadındı. Bizim günlerimiz vardı, görüşürdük. Nermin Hanım çok temiz bir hanım idi. Allah rahmet etsin” dedi.

1973 yılında Milli Selamet Partisi (MSP) seçimlere hazırlanırken Erbakan Hoca’mızın Lütfi Doğan Hoca’ya ziyareti ile başlıyor dostlukları. Lütfi Hoca ilk başta siyasete girmek istemiyor. “İşin ehli değilim” diye itiraz etse de Erbakan Hoca’mız, “Herkes bir şekilde yetişiyor, siz de bir şekilde yetişirsiniz” diyor. “Senatörlükten 1. sıraya yazmışlardı beni.  Kaderde varmış, 3 milletvekili 1 senatör olarak Meclis'e girdik” diyor Lütfi Hoca.

Daha sonraki günleri şöyle anlatıyor:

“12 Eylül 1980’de parlamento feshedilince liderleri içeri aldılar. Bir ay sonra bıraktılar ama daha sonra Necmettin Bey’i geri aldılar. O arada mahkeme kararıyla bizi de hapse aldılar. Sekiz ay süreyle Kirazlıdere’de kaldık. Biz içerde belki rahattık. Ama biz içerde olduğumuz için ailelerimiz üzüntü duymaktaydılar. Ama biz onları mümkün olduğunca aman bizi merak etmeyin, gün gelecek çıkacağız diye teselli etmeye çalışırdık. Haftada bir aile görüşü vardı. Teyzeniz börek, baklava yapar, perşembe günü gönderirdi. Akşamları arkadaşlarla beraberken yerdik. Recai Bey, “Bu evin baklavası yenir.” diye latife ederdi. Oldukça çetin günlerdi. Sekiz ay sonra benimle beraber 10 kişiyi tutuksuz yargılamak üzere bıraktılar. İki buçuk, üç ay sonra Ramazan ayında kalan arkadaşlarımızı da tutuksuz bıraktılar. Ramazan Bayramı'nı dışarıda geçirmek nasip oldu.”

“Tutukluluk günlerinde Necmettin Bey, “Arkadaşlar! Allah nasip edecek, biz buradan çıkacağız ve beraat de edeceğiz. Ancak beraat ettikten sonra Allah-u Teâlâ’ya şükretmek üzere hepimiz birlikte bir umre yapacağız” dedi.  Tamam mı? Tamam. Altı yıl sonra beraat ettik. Beraat ettikten sonra hep birlikte umre yaptık. Bir arkadaşımız rahatsızdı, o gelemedi. Necmettin Bey Hocamızın bir arkadaşı varmış Cidde’de. Bir akşam bize yemek ikramında bulundu. Yemekten sonra, “Hoş geldiniz, bize şeref verdiniz. Hepinize teşekkür ederim. Bugün benim yerime Prof. Dr. Muhammed Kutup Bey konuşacak” dedi ve hemen oturdu. Bir jestti yaptığı. Muhammed Kutup Bey kalktı uzaktan. Çok güzel bir konuşma yaptı. “Değerli kardeşlerim müsaade ederseniz size bir şey anlatacağım” dedi. “Cenab-ı Hak İslam ümmetine şu son yüzyılda iki kulunu hizmet etmek üzere İslam âlemine ikram etmiştir. Bunlardan birincisi, birinci cihan harbinden önce, ikincisi de ikinci cihan harbinden sonra gelmiştir. Birincisi Sultan Abdülhamit Efendi, ikincisi de Necmettin Bey kardeşimdir” dedi. O an binlerce kilometre uzaktaki kardeşimiz, hocamızın memleketini milletini seven, İslam âlemine hizmet etmeyi kendisine şeref bilen biri olduğunu anlamış. Ama biz kardeşleri olarak onun değerini anlayamadık diye üzüldüm. Allah ondan razı olsun, İslam âleminde bir çığır açmıştır. İslam ülkelerinin Allah’ın verdiği nimetlerin imkânların değerini bilirse hiçbir ülkeye ihtiyacımız yoktur. Ne Avrupa’ya, ne Amerika’ya, ne Çin’e hiçbirine ihtiyaç yoktur. Her şeylerini kendileri yapabilirler. Düşüncesi bu idi. Yapabilirdik. Hiç kimseye de muhtaç olmazdık. Karşılıklı insani güzel münasebetler bizim görevimiz. Barış içinde yaşayabiliriz. Zaten İslamiyet barış dinidir. İslamiyet kötülükleri yok etmektedir, birbirinin hukukunu korumak için. Ah, keşke bunu bilebilsek. İnsan çok değerli bir varlıktır. Allah öyle yaratmıştır. Hakkına, hukukuna, şerefine saygılı olmak lazımdır. Her insan kendi hukukunu nasıl mukaddes, muhterem biliyorsa başkalarınınkini de öyle bilmelidir. Velev ki gayrimüslim olsun, onun da hakkını korumak lazımdır. Ama insanca yetişmesine, bilgilenmesine, aydınlanmasına hizmet verirseniz o da nurun âlâ nur olur. Huzur içerisinde bir ömrü Rabbimiz ihsan etti. Bütün kardeşlerim bizden daha huzurlu olsunlar diye niyaz ediyorum.”

05 Ara 2023 - 04:30 - Özel Haber

Mahreç  Selime Sümeyye Abatay


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

02

Mustafa AYDIN - Allah onlardan, öncülerden ebediyen razı olsun ve Hz. Muhammed Peygamberimize komşu eylesin. Amin.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 05 Aralık 21:09
01

Abdurrahman Erbaş - Allah Lütfi Doğan hocamızdan ve eşinden razı olsun

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 05 Aralık 13:59

Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi