Reklamı Kapat

“Kudüs'e hâlâ çok uzağız”

Mirasımız Derneği Basın Danışmanı, gazeteci Halis Mutlu ile Kudüs’ün gizlenmeye çalışılan gerçekleri üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Mutlu, Kudüs’ün İslami kaynaklar ve bakış açısıyla insanlığın idrakine sunulması gerektiğini, aksi her türlü yaklaşımın Yahudi emellerine hizmet edeceğini vurguluyor.

Onur Şehmus Şahin
Onur Şehmus Şahin Tüm Haberleri
Büyütmek için resme tıklayın

Mirasımız Derneği Basın Danışmanı, gazeteci Halis Mutlu ile Kudüs ve Mescid-i Aksa konuları üstüne konuştuk. Filistin davasında gizlenen gerçeklere ilişkin Millî Gazete’ye önemli açıklamalar yapan Mutlu, Kudüs’ü Yahudileştirmek için kurulan yaklaşık 3 bin dernek ve vakıf olduğunu söyledi.

Mutlu, Kudüs’ün İslami kaynaklar ve bakış açısıyla insanlığın idrakine sunulması gerektiğini belirterek, “Aksi takdirde her türlü yaklaşım Yahudi emellerine hizmet eder” dedi. 

Halis bey; Kudüs artık sürekli gündem ve sokaktaki insanlarda daha fazla bu konuya vakıf hale geliyorlar. Kudüs’ü tanımak ve önemini kavramak noktasında işin neresindeyiz?

En başında bile değiliz maalesef. Evet, bugün Kudüs daha çok gündemde, insanlar daha çok Kudüs diyorlar; ama Kudüs’ü oryantalist ya da İsrailiyat kaynaklardan okuyorlar, bu da Kudüs’ün Müslümanlardan uzak kalmasına neden oluyor. Her şeyden önce Kudüs’ü zihinlerimize İslami kaynaklarla oturtmalıyız. Kudüs bizim neyimiz olur? Bu soruya sağlıklı bir cevap arayan kişi, fetih ruhuyla hareket eder ve kendisini fethe götürecek şuurlu çalışmalarda bulunur.

Günümüzde insanlarımız Sıla-i Rahim kavramından dahi bu kadar kopmuşken, bizim dilimize pelesenk ettiğimiz ilk kıblemiz, ikinci mescidimiz, üçüncü haremimiz Kudüs’e ne derece ilgi gösterdiğimiz de “gitme” konusunda ortada. İnsanlar Sıla-ı Rahim edebiyatı yapıyorlar ama bayramlarda veyahut diğer tatil günlerinde ilk iş kendilerini bir sahil kenarına atmak oluyor. Kudüs içinde geçerli olan bu, yani edebiyatını sıkça yapsak da Kudüs’e hala çok uzağız.

Kudüs’e gitmek konusunda Müslümanların takındığı tavrı nasıl değerlendiriyorsunuz. Yani oraya gitmenin önemini yeterince kavrayabildik mi ya da gittiğimizde bu ziyaretin hakkını verebiliyor muyuz? Kudüs’e giderken neyi hedeflemeliyiz?

Kudüs’e gittikleri zaman orada yaşayan Müslümanların yaklaşımları, sevgi gösterileri maalesef insanlarda alakasız çağrışımlara neden oluyor.

Öncelikle şunu anlamak lazım. Mescid-i Aksa’ya  Efendimiz (Sav)’ in de buyurduğu gibi yalnızca ibadet maksadıyla gitmemiz gerekiyor. Kudüs’ü kadim ve turistik bir şehir anlayışıyla ziyaret edersek “Kudüs bizimdir” sloganının içini dolduramayız.  Fakat ibadet maksadıyla gerçekleyen ziyaret esnasında tabii ki burada var olan diğer kültürel ve tarihi eserlerle ilgili merakımızı gidermek de söz konusu olabilir. “Ancak üç mescide ibadet maksatlı ziyaret yapılır” buyuruyor Hz Peygamberimiz (sav) “Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi ve Mescid-i Aksa” ve yine Efendimiz (sav) “Mescid-i Aksa’ya gidin ve orada namaz kılın” buyuruyor.

Size Kudüs’e gitmekle ilgili ne kadar yol kat ettiğimizi ortaya koymak bakımından bir örnek vereyim. 6,5 milyon Yahudi ve 1,5 milyon Müslümanın yaşadığı yani toplamda yaklaşık 8 milyonluk bir nüfusa sahip işgal devletinden 2017 yılında Türkiye’ye gelenlerin sayısı  530 bin iken 80 milyonluk Türkiye’den Kudüs’e gidenlerin sayısı  41 bin. Bu bile bizim duruşumuzu ve Kudüs’e bakışımızı net ortaya koyuyor.

Bir takım bahanelerimiz var. Engeller çıkarılıyor vs diyoruz. İşte en yakın örneği de Ebru Özkan isimli kardeşimizin çeşitli nedenlerle orada tutulması ve uzun bir süredir serbest bırakılmaması. Aslında bu kardeşimizin yaşadıklarının bizi daha da gayrete getirmesi  gerektirirken, “bak oraya gidersem Ebru’nun başına gelen benim de başıma gelebilir. Ya; işte ne olur ne olmaz İsrail beni de hapse atar” diye ziyaretten vazgeçen insanlar var. Ki İsrail’in de istediği budur.

İsrail diyor ki; gelme buraya. Geleceksen de İsrail’e gel Kudüs’e gelme. Kudüs’e geleceksen de benim Kudüs’üme gel senin Kudüs’üne gelme. Çünkü, onların Kudüs’ü ile bizim Kudüs’ümüz birbirinden farklı apayrı iki şey. İşte bu sebeple biz Kudüs’ü ziyaret edeceğimiz zamın Kudüs’ü bilerek hareket etmeliyiz. Kudüs nedir? Mescid-i Aksâ neresidir? Buranın bizim için anlamı nedir?  Bunu bilmeden Kudüs’e gitmek demek Yahudi’nin ekmeğine yağ sürmek demektir.

Bunu biraz açar mısınız?

Şöyle, Kudüs üzerine yazılmış kitapların birçoğu İsrailiyat kaynaklı. Kudüs’ü anlatan rehberlerin çoğu da bu kitaplardan edindikleri bilgilerle götürdükleri kafilelere Kudüs ve Mescid-i Aksa’yı anlatıyorlar. (Kudüs, Müslümanca anlatan rehberler ise ne yazık ki son yıllarda yasaklandı. ) Okuduğunu bir kitap ya da dinlediğiniz bir konuşmacı “Mescid-i Aksa  üç dinin de kutsalıdır. Kudüs üç dinin de kardeşçe bir arada bulunduğu bir hoşgörü şehridir, Muallak taşı, Tapınak tepesi, Ağlama duvarı, Süleyman’ın yaptığı ilk mabed vs vs” gibi kavramlar tanımlamalar kullanıyorsa kitap ya da konuşma istediği kadar duygusal olsun – ki zaten o duygusallık arasına bu tür hain cümleler serpiştiriliyor- sizi alır ve Yahudi emeline hizmet eder hale getirir. İlk mabet ikinci mabet gibi tanımlamalar kullanılıyor ve ilk mabedin Hz Süleyman tarafından yapıldığı anlatılıyor. Eğer bu doğru ise Hz Resulullah’ın (sav) “Yer yüzüne yapılmış ikinci mescit Beytül Makdis’tir” hadisini nere koyacağız? Hz Adem Mescid-i Aksa’yı ilk inşa edendir. Tıpkı Kabe gibi, Mescid-i Aksa’da tarih boyunca birçok kez yıkılmış talana uğramış ve sonra gelen peygamberler ve ya sultanlar yeniden inşa etmişlerdir. Hz Süleyman da yıkılan Mescid-i Aksa’yı yeniden inşa etmiştir. Mescid-i Aksa üzerinde Müslümanlardan başka kimsenin söz hakkı olamaz ve bu pazarlık konusu dahi yapılamaz. Neymiş efendim Yahudilerin de burada bulunmuşluğu varmış ve onların da ibadet yeriymiş. Hayır! Mescid-i Aksa inananların ibadet yeridir. Hz Musa’ya kim iman ediyorsa, Hz Süleyman’a kim iman ediyorsa Mescid-i Aksa onlarındır. Bugün müşrikler kalkıp “Kabe’yi bizim atalarımız yaptı” dese “Evet ya doğru söylüyorlar” deyip müşrikleri Kabe’ye ortak etmek gibidir. Müslümanlardan başkasının da Mescid-i Aksa’da hakkı olduğunu söylemek.

Sonra Hz Musa’ya baş kaldıran, Hz Davut ve Hz Süleyman’ın iman etmeyen, Hz. Zekeriya ve Hz. Yahya’yı katleden, Hz İsa’yı öldürmeye kalkan, Allah’ın kitabını değiştiren bir topluluk nasıl olur da Rabbimizin “etrafını bereketli kıldım” dediği yere ortak edilir? Bu Yahudi seviciliğinden başka bir şey değildir. Ve MS 70’ten itibaren Kudüs’te hiçbir şekilde Yahudi varlığına izin verilmemiş. 1967’de Kudüs’ün işgaliyle burada varlıkları söz konusu –ki şehirde Yahudilere ait tarihi hiçbir iz yoktur-

Kudüs’te ciddi bir hayat pahalılığından söz ediliyor. Bunun sebebi nedir ve burada yaşayanları nasıl etkiliyor?

Kudüs’e gitmeden oradaki pahalılığı anlamak çok zor. Orada yıl boyu çalışmalar yapan dernekler var ve bunlardan biri de Mirasımız Derneği. Mirasımız burada Ramazan’da iftar sofraları kuruyor, kumanya dağıtımları, çocuklara bayramlık, Kurban bayramında hem kurban kesimi hem de yine çocuklara yönelik bayramlık kıyafet dağıtımı yapıyor. Yılın kalan zamanında da yetimlere ve ailelere maddi destek sağlayıp ev ve cami restorasyonları v.s yapılıyor. Bunların içerisinde önümüz Kurban bayramı olduğu için oradan örnek vereyim. Geçtiğimiz yıl sıkça gelen bir soruydu. Kurban kesim bedeli neden diğer yerlerden daha yüksek?  Yani Kudüs’te keseceğimiz bir kurban bedeli aşağı yukarı Türkiye’de de bir kurban hissesine denk geliyor. Yani sırf bir yere vereyim ve kurbanımı kesmiş olayım mantığıyla bakıldığında “300 lira verip Fildişi Sahili’nde kurban kesmek varken neden 1300-1500 TL verip Kudüs’te kurban keseyim ki” diye düşünen kardeşlerimiz var. İşte bu noktada Kudüs’ün pahalılığını bahane edip Kudüs’e yönelmezsek Kudüs’ün özgürleştirilmesi anlamında bir irade ortaya koyamayız.

Kudüs’te 350 bin Müslüman yaşıyor. Bunlar Kudüs ve Mescid-i Aksâ için hem canlarından hem de mallarından vazgeçiyorlar. Kudüs ve Mescid-i Aksâ’yı savunmak adına hem mallarından hem de canlarından vazgeçen insanlar için biz ümmet olarak sadece mallarımızdan geçemiyorsak Kudüs’ün özgürlüğünden dem vurmayalım. Çok pahalı diye Kudüs’e vermektense başka yere vererek “ben zaten vacip görevimi yerine getiriyorum” diyorsak Kudüs’ün özgürlüğünden bahsetmeye hakkımız yok. Sakın bu sözlerim yanlış anlaşılmasın. Fildişi Sahili’nde, Kenya’da ve diğer yerlerde kurban kesilmesin, yetim bakılmasın demiyorum, tam tersine fazlasıyla yapılması taraftarıyım.  Oralarda da fazlasıyla ihtiyaç var ve hepsinde de kardeşlerimiz yaşıyor.  Ancak şöyle de bir durum var. Afrika’da herkes bir şekilde yardım faaliyetleri yürütüyor. Hristiyanların bile stkları buralarda bir şekilde faaliyet gösteriyorlar. Ama Kudüs’te Müslümanların yardımına koşmaya çalışan dernek sayısı bir elin parmakları kadar ve Kudüs küresel siyasetin altın oranıdır. Kudüs kimin elinde ise dünyayı o yönetir!

Dünyanın mazlum coğrafyalarına yardım ulaştırın, kurbanlarınızı verin ama bahaneniz “Kudüs pahalı” olmasın. İşgal devleti Kudüs’te hayatı bilerek pahalı tutuyor ki sen Kudüs’ten uzak durasın!  Bunu yaparak bize “siz buraya gelmeyin, uzak durun” derken orada yaşayan 350 nin Müslümana da “sen burada yaşama buradan defol git” diyor. Biz bu bilinçle Kudüs’ü zihnimizde tutmazsak ve bu bilinçle Kudüs’e bakmazsak Kudüs’ün özgürlüğüne dair kuracağımız her cümle hamaset olacaktır.

Kudüs’ün 350 bin Müslümanı burada kimliksiz yaşıyorlar. Kendilerini hala Osmanlı olarak tanımlıyorlar. Yaşlıların ceplerinde hala Osmanlı kimliği var. Gençlerin kıyafetlerinde Türk bayrağı ve Osmanlı tuğrası var. Onlar vatanlarını Osmanlı’nın işgal altındaki son toprak parçası olarak görüyorlar ve İsrail’in onlara teklif ettiği vatandaşlık önerisini reddediyorlar. Bunu yaparlarsa İsrail’in buradaki varlığını meşru kabul edeceklerini düşünerek onurlu bir duruş sergiliyorlar.

Az evvel de dile getirdiğim gibi canlarından ve mallarından vazgeçiyorlar. Canlarından vazgeçiyorlar ki bunu ara sıra haber bültenlerinde görüyoruz. Namaz kılanı da kılmayanı da Mescid-i Aksâ’ya bir saldırı olduğunda en ön safta direniyorlar. Aklıma gelen en spesifik örneklerden birini söyleyeyim. 2017 yılının Temmuz ayında Kudüs’e gittiğimizde Mescid-i Aksâ’nın kapatılması söz konusuydu. Bir kadıncağız Mescid-i Aksâ’nın kapılarında nöbet tutmak için evinden çıkıyor. Akşam nöbet değişimi yapıp evine dönüyor bir de bakıyor ki evinde Yahudi bir aile oturuyor. Yani kadıncağızın evine tabiri caizse gelip çöküyorlar. Şimdi biz bu Müslümana sahip çıkmazsak ahirette bizden davacı olmayacak mı?

Bir başka örnek de medyaya sıklıkla yansıyan Kudüslü İmad Ebu Hatice’nin karşı karşıya olduğu durum. Burak Duvarı’na çok yakın bir mesafede lokanta olarak işlettiği küçücük bir dükkânı var. Yahudiler bu dükkâna 24 milyon dolar teklif ediyorlar. Kabul etmeyeceğini söyleyince açık çek veriyorlar.  O da şu cevabı veriyor. “Ben bu teklifinizi kabul ederim ancak bir şartım var, yeryüzündeki tüm Müslümanlardan olur getireceksiniz. Çünkü ben bu dükkânda ümmet adına nöbet tutuyorum.  ”

Bu adamın bir dünya borcu var. Hem dükkânına aldığı malzemeler hem de ruhsat almak için ödeyeceği meblağı toplayınca yaklaşık 50 bin şekel ediyor. Düşünün bu kadar borcu nasıl ödeyeceğini düşünen bu adam kendisine teklif edilen milyon dolarları elinin tersiyle itecek biz de gidip sattığı suyun ne kadar pahalı olduğunu söyleyip pazarlık edeceğiz öyle mi? Halbuki fazla fazla vermemiz gerekiyor.

Belki şunu düşünenlerde olacaktır bu sebeple sorma ihtiyacı hissediyorum. Kudüs bu kadar pahalı ve aynı şehirde Yahudilerde yaşıyorlar dolayısıyla bu zorluklar onlar içinde geçerli değil mi?

Kudüs’te yaklaşık 500 bin kadar Yahudi yaşıyor ve bunların hemen hemen tamamı dışarıdan özellikle burada yaşamak için getirilen Fanatiklerden oluşuyor. Bunların hemen hepsi askerlikten,  vergiden ve çalışmaktan muaf tutulan ailelerden oluşuyor. Yapmaları gereken tek şey devletin onlara gösterdiği yerlerde yaşamak ve çocuk yapmak. Bunun karşılığında işgal devleti onlara her türlü sosyal hizmet ve para yardımında bulunuyor. Yeryüzünde toplam 12 milyon Yahudi nüfusundan bahsediliyor. Bunların Kudüs’ü Yahudileştirmek için kurduğu yaklaşık 3 bin civarında dernek ve vakıf var. Bu dernekler Mescid-i Aksâ’ya yakın mahallelerde Müslümanlara ait meskenleri yüksek meblağlara satın almaya çalışıyorlar. Eğer başaramazlarsa baskı ve zorbalıkla ele geçiriyorlar ve Yahudileştiriyorlar. Bunun için çalışan 3 bin civarındaki derneğin bütçesi yaklaşık 1.5 milyar dolar. Bu rakam İsrail’in Kudüs için ayırdığı bütçeden hariçtir.

Bunun karşılığında 1.7 Milyar İslam âleminin Kudüs’e gönderdiği yardım miktarı ise 15-20 milyon doları geçmiyor. Bu orantısız güce rağmen Kudüs’ün İslami kimliğini yok etmeyi başaramadılar. Bu 15 milyon dolar hangi şartlarda ve nasıl 1.5 milyar dolardan daha etkili olabilir! Kişisel kanaatim şudur. Müslümanların verdiği temiz paralar Kudüs’ü korumada 1,5 milyar dolar kirli paraya karşı galip geliyor. Şeyh Raid Salah’ın ifadesiyle “Kudüs ancak temiz olanı kabul eder. ”

Netice itibariyle Yahudiler burada ciddi çalışmalar yürütürken maalesef İslam alemi  şu veya bu sebepten ötürü Kudüs’ü ihmal ediyorlar. İşgal devleti her yıl binlerce kaçak konut inşa ederek fanatik Yahudileri buraya doldururken biz birkaç evi ve camiyi restore edebilmek için tabiri caizse kendimizi parçalıyoruz. Müslümanların artık bu gerçeği görüp ellerini ceplerine atmaları gerekiyor.


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?