MUFF ve “Türk Sinemasında Yerel Kodlar” meselesi

Hafta sonu Malatya Uluslararası Film Festivali öncesi “Türk Sinemasında Yerel Kodlar” isimli bir sempozyum için Malatya’daydık. Öncelikle festival öncesi böyle sempozyumlara çok rastlamadığımı söylemeliyim. İçerik ve katılımcılar itibari ile de bir dert olduğu açıktı. Organizasyon ve içerik belirleyicileri tebrik etmek gerekiyor. Kendi adıma ilginç notlar derledim. Paylaşmak istedim.

Haber albümü için resme tıklayın

Festival Direktörü Suat Köçer, işini ciddiye alan, meseleyi oldubittiye getirmek istemediği anlaşılan gayretli bir isim. Kemal Tahir’den etkilendiğini inkâr etmiyor. Oradan yola çıkarak yerel kodlar arıyor sinemamızda. Festivalin amacını belli ediyor aslında bu tavrı. Birçok organizasyon takip ettim. Egosuna yenilmeyen nadir bir isim olduğunu söyleyebilirim. Yolu açık olsun. Konuşulanlara geçmeden önce birkaç not aktarmak isterim. Malatya’da gerçekleşen böyle bir organizasyona yerel katılım biraz zayıftı. Duyurularda sıkıntı görmedim zira başınızı nereye çevirseniz billboardlarda sempozyum reklamları size bakıyordu. Dert henüz kendini belli edememiş sanırım. Festival zamanı bu ilginin artacağını varsayıyorum.

İKİ GÜNDE TOPLAMDA 5 OTURUM GERÇEKLEŞTİ

Akademisyenler, yönetmenler, sinema eleştirmenlerinden geniş bir yelpaze vardı. Bu serüven sırasında İhsan Kabil ve Prof. Dr. Kurtuluş Kayalı’nın yeni bir bilgi edinme heyecanı ile bir öğrenci edasıyla tüm oturumları takip ettiklerini görmek çok hoştu benim için. İnsan yaşadıkça öğrenmeye devam ediyor. Yeni nesil olan bizlerde böyle bir iştiyak göremiyorum. Bu yüzden gıpta ettim onlara. Resmi zihnimde kodladım. Öğrenmekten ve aramaktan vazgeçmeyeceğim. Kemal Tahir’in hapiste değişen hayatı ile sinemayı ne kadar etkilediği konuşuldu birçok oturumda. Anadolu insanının hikâyesinin kültürel zenginliğimiz olduğundan bahsedildi. Bir yazarın sektörü böyle etkileyebilmesi çok hoş. Aynı kalemlerin bugün böyle bir dert taşımaması da bir o kadar acı. Neyi nerede aramamız gerektiği ile alakalı tüyolar verdi bana bu bilgi. Akıl büyük nimet. Kalem ise gereklilik…

FİLM ENDÜSTRİSİ SENEDE 130 FİLM ÜRETİYOR

İranlı konuşmacı Amir Esfandiari ise önemli bir not bıraktı. Bir tarif bile diyebiliriz. Amerika ve Avrupa sinemasının insanın arzularına cevap vermeye çalıştığını, İran Sineması’nın ise insanın ihtiyacını önemsediğini tarif etti. Bence üzerine düşünülmesi gereken bir done bu. Her bir oturum için başlıklar açmak isterdim. Fakat imkânlar… Geçmişte aradığımız kodları bir an önce bulmayı umuyorum ben. Çünkü biz bunları konuşurken senede 130 film üretiyor endüstri. Toplumların alışkanlıkları zihinleri bahsi geçen konulardan bihaber bir kültürle şekilleniyor. Çocuklarımıza kalacak miras sizi endişelendirmiyor mu? Malatya Film Festivali ve Suat Köçer’in yolu açık olsun. Güzel şeyler olacak gibi görünüyor. Zira derdi olan insanlar kendini göstermeye başladı. Bunu bir başlangıç olarak okumak istiyorum…

BİZE TARİF EDİLEN ŞEKİLDE İŞLER YAPMAYA ALIŞIRSAK, BİZE TARİF EDİLDİĞİ ŞEKİLDE DÜŞÜNMEYE BAŞLARIZ

Mesut Uçakan, bir Müslüman olarak başka bir tarife ihtiyaç duymadan işler yapmak istediğinden bahsetti. Sırf kimliği yüzünden yaşadığı sıkıntıları anlattı. Kendisine Kurtuluş Hoca bir soru sormuştu. Cevabını bende merak etmiştim. “Müslümanlar toplumsal olarak zayıfken sinemada varlıklarından söz edebiliyoruz. Bugün tam tersi bir durum söz konusu fakat sinemada geriliyoruz. Bunun nedeni ne olabilir?” sorunun cevabı pek tatmin edici değildi. O sorunun cevabını aramak gerekiyor. Derviş Zaim’e göre doğru soruyu sorabilmeyi öğrenmemiz gerekiyor çünkü. Derviş Zaim, konuşmacılar arasında işin mantığı nedenleri ve niçinleri ile alakalı en tatminkâr olanıydı desem yanlış olmaz diye düşünüyorum. Çünkü “neden” ve “niçin” soruları birbirinin aynı gibi görünse de kavramsal ve zamansal olarak başka cevapları barındırır. Biz yıllardır –konuşmalardan da anladığım üzere 60’lardan beri devam ediyor bu tartışma- meseleyi hep “neden” sorusuyla geçmişte aradık. Hala da aramaya devam ediyoruz. “Niçin” sorusu gelecekle ilintilidir oysa. Geçmişte aradığımız kodları yarın nasıl kullanacağımızı ve nereye vardıracağımızı cevaplandırmalı. Derviş Zaim matematiksel olarak ürünler verilebileceğini ama bunun anlamlı olmayacağından bahsetti. Bizim hem doğu hem batı gözümüz olduğunu, bunu bir zenginlik ve özgünlük olarak kurgulayabileceğimizi söyledi. Geleneksel diyerek ve hamaset güderek çarpıttığımız işlerin mantıklı olmadığını, bir dil tutturmanın gerekliliğini ve bu dilin sürekliliği olursa bir anlam ifade edebileceğini ifade etti. Sinemanın deneysel bir alana dönmemesi gerektiğini, finalde seyirci ile irtibat kurulması gerektiğinin ise altını çizdi. Tarifler üzerine işler yaptığımız kısmı ise bir itiraf gibiydi. Bize tarif edilen şekilde işler yapmaya alışırsak, bize tarif edildiği şekilde düşünmeye başlarız. Bugün içinde bulunduğumuz açmazın özeti idi aslında son cümle. Yapacağımız işlerin tarifini de biz yapıyor olmalıyız. Anladığım kadarıyla bu donanıma da sahibiz. Öyleyse neyi bekliyoruz?

BİLALİ YILDIRIM / MALATYA

26 Eyl 2017 - 00:00 - Kültür-Sanat


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.