Reklamı Kapat

İslâm’ın ahlâkına uymak zorundayız

SEDANUR BULUT   Öncelikle ahlak nedir? Toplumsal ahlaki çerçevede Müslümanların yapacağı iş ne olmalıdır? Biz M...

SEDANUR BULUT

Öncelikle ahlak nedir? Toplumsal ahlaki çerçevede Müslümanların yapacağı iş ne olmalıdır?

Biz Müslümanız. Müslümanlar, tavrı, yaşayış biçimleri yönelimlerini belirlemiş oluyor. Yönelimleri gündelik hayatta olsun, sürekli ve ileriye dönük hayatında olsun bir davranış ve yaşayış biçimi gerekiyor. Efendimiz ’in (s.a.v) en çok bilinen veya hakkında telaffuz ettiği, bilindiği gibi: “Ben güzel ahlâkı tamamlamaya geldim.” Güzel ahlâk dediğimiz olgu nedir diye düşünürsek; milletler din merkezlidir. Müslüman milleti, Hristiyan milleti, Yahudi milleti veya Budist milleti diye tanımladığımız milletler. Bu milletlerin de kendilerine göre yaşayış biçimleri var. Din ya da kültürleri davranış şekillerini belirler. Örneğin: Hristiyan ahlâkı ve kültüründe vaftiz olayı var, vaftiz olayını bir de alkolle şarapla yapıyorlar. Oysaki İslâm ahlâkında, yaşayışında alkole, sarhoş edici olan nesnelere izin verilmez. Burada bir farklılık meydana gelmiş oluyor. Ya da İslâm öncesi yaşam kültüründe mesela Mekkeli müşrikler, Kâbe’yi ziyaret ederken çıplak ziyaret ederler. Efendimiz (s.a.v) Mekke’nin Fethi’nden sonra bunu yasaklıyor. Hatta bu konu ile ilgili ayet veriyor. Çıplak olarak tavaf etme yasaklanıyor. Mekke’nin Fethi’nde Müşrikler gelip Müslüman olmaya başladıklarında Hind’in Peygamberimiz ile bir çekişmesi var. Hind, Peygamber Efendimiz ile gelip görüşüyor. Müslüman olmak istediğini söylüyor bir taraftan, ama Peygamber Efendimiz ona bir kere diyor “Şu elindeki boyaları çıkar,” çıkarıp geliyor. İkincisi “Zina etmeyeceksiniz” diyor. Daha sonra “Kocalarınızın dahi izni olmadan onların mallarını almayacaksınız’ diyor. Ben “Kocamın izni olmadan onun kuru hurmalarını sattım” dediğinde Efendimiz (s.a.v) “Ondan helallik alman gerekir” diyor. Burada görüldüğü üzere bir yaşama ve davranış biçimi getirilmiş oluyor. Bu yaşama biçimi hayatın bütününe yansıyor. Haram veya helal dediklerimiz veya geleneksel olarak sünnete dayalı olan davranış biçimlerimiz bir ahlâk oluşturuyor.

BATI TUTKUMUZ AHLÂK ANLAYIŞIMIZA SIĞMAZ

Değerlerimizden uzaklaşmaya başladığımız andan itibaren Batı düşüncesine bağlı yeni bir ahlâk anlayışı geliştirilmeye çalışılıyor. İslâm’ın haram kıldığı, hoş görmediği, yasak kıldığı haramlar var ve sadece haram olması şart değil, haram olmayan davranış şekilleri de var. Bunlar bugünün toplumunda meşru hâle getiriliyor. Türkiye Avrupa Birliği’ne girme tutkusuna kapıldığından beri onların kendilerine dayatmış olduğu yaşayış biçimleri var. Oysa Müslümanların buna uymaması gerekir. Fakat günümüz şartları veya Batı tutkusu, kompleksi ahlâk anlayışımıza sığmayan birtakım alışkanlıklar kazandırmış oluyor. Dolayısıyla Müslümanlarda öz bir ahlâk, bir yaşama biçimi var. Biz buna ahlâk derken aynı zamanda bu yaşama biçimi oluyor.

TEMEL PROBLEM GÜVENİLİR OLMAK

Değerlerimizden uzaklaştırılmaya çalışILAN dönemde ahlâkî duruşumuz nasıl olmalı?

* BÜTÜN problemler dört bir yandan bizi kuşatmış durumda. Kendi hayatımda, yaşadığım çok da önem verdiğim bir durumu örnek vermek istiyorum. İmam Hatip okuluna yatılı olarak girmiştim. Orada olmak, okumak İslâm ahlâk ve edebi açısından çok önemlidir. Ekonomik durumum iyi değil, parasız yatılı sınavlarına girmem gerekiyordu. Sınavlara girdim bir-iki sene kazanamadım. Beni okula yazdıran bir Sufi amcamız vardı. Sufi amcamız İstanbul’da oturuyordu, köye geldi. Derslerimi sordu, “İyi” dedim. Sınavımı sordu, ben de “Kazanmam zor, torpil olmadan olmaz” dedim. “Alınacak öğrenci sayısı az. Yılda 10 öğrenci alınıyor. Yüzlerce insan sınava giriyor. Torpiliniz olursa ancak girebilirsiniz” dedim. Orda bana hışımla baktı. “Benden torpil bekleme. Git çalış ve kazan” dedi. Eğer ben torpille girmiş olsam bir başkasının hakkını gasp etmiş olacağım yani benden daha çok çalışmış olan birinin emeğini çalmış olacağım.

İslâm ahlâkının temel problemi güvenilir olmak. Peygamber ahlâkı dediğimiz şey emin ve güvenilir olmaktır. Peygamber Efendimiz , (s.a.v) Müşrikler tarafından bile kendisine saygı duyulan en kıymetli mallarını emanet ettiği bir insan. Ahlâkından dolayı güven duyuluyor. Bugün Müslümanların temel problemi, Peygamber ahlâkı ile kendisini şekillendirememesi sorunudur. Kendi aleyhine ve çıkarlarına dahi olsa bile bundan ödün vermemesi gerekiyor. Müslümanca duruş dediğimiz şey bugünün şartlarında yani çözülen, dağılan şu toplum karşısında Müslümanlar açısından örnek kişilik ortaya koymamız gerekir.

İSLÂM’IN SÖZCÜLÜĞÜNÜ YAPMAK ZORUNDAYIZ

Ahlâk ve toplum birbirinden ayrıştırılırsa, koparsa hangi sorunlarla karşı karşıya kalırız?

* BİZ, neye göre bunu yapacağız. Kendimiz kişilik olarak eğer İslâmî ahlâk ve davranış içerisinde değilsek başkasına yapacağımız hiçbir çağrı karşılık bulmaz. Siyasal anlamda da, gazetedeki yazılarımda da üzerinde durduğum, İslâm’a insanları çağırdığımız zaman kendimiz İslâm’ın ahlâkına, adabına, adaletine, hakkaniyetine uymak zorundayız. Kendimiz uymuyorsak başkasından bunu beklemek ne kadar sağlıklı olur. İnsanlar sizin neyinize itimat ederek gelip İslâm’ı tercih edecek. Bugün Müslümanların temel problemi bu...

Tebliğin bence insanlar üzerinde en etkili olanı insanın kendi yaşayış ve davranış biçimidir. Siz, ben, Ahmet vs. davranış biçimleri ile İslami bir davranış içerisinde değilsek, hakkaniyet içerisinde değilsek, başkasının hakkını gözetmiyorsak, haksızlıklara karşı göz yumuyorsak, ses çıkarmıyorsak yani adalet dediğimiz şeyi insanlar üzerinde bir çaba göstermiyorsak insanlar size niçin güvensin ve inansın? İslâm’ın sözcülüğünü bu anlamda yapamıyorsak o zaman ne kadar etkili olabiliriz ve insanlara nasıl yarar sağlayabiliriz? Onun için biz deriz ki önce bir Müslümanın kendisi İslâmî çerçevede yaşamalı ki insanlar güven duyabilsinler. Müslümanlar adildir, hakkaniyetlidir, iyidir, güzeldir deyip destek verebilsinler.

FAİZ KADAR LÜKS YAŞAM DA MÜSLÜMANLAR İÇİN TEHLİKEDİR

Ramazan-ı Şerif ayındayız, oruç, infak, namaz ile ilgili fetvalar verilirken gözümüzden kaçırılan noktalar nedir?

Biz kendi değerlerimizle konuşmadığımız sürece başkalarının değerlerini tamamlamak, yabancı düşünceyi, sistemi tamamlamak eksiklerini kapatmaya çalışmak bir problemdir. Müslümanların temel problemi, tüketimdir.  Faizden de daha tehlikeli. Diyelim ki, bir nesne üretiliyor, eşya üretiliyor. Bizim buna ne kadar ihtiyacımız olabilir? Bunu düşünmeyiz. Mesela, bir telefon, bir araba. O arabanın ne kadar gösterişli olacağını düşünürüz. Bunu siyasete de uyarlayabiliriz. Bizim liderimizin arabası en mükemmel olanı olmalı, işte bizim liderimiz diğer liderlere karşı havasını atabilmesi için çok donanımlı çok güçlü bir imaja sahip olması gerekir. Böyle bir algı var.

Ubeyde bin Cerrah’ın Kudüs fethi sırasında şehri kuşatıyor, artık oradaki Haçlılar çaresiz, tamam şehrin anahtarını teslim edeceğiz. Ama size teslim etmeyeceğiz. Halifeniz Hz. Ömer gelirse ona teslim ederiz diyorlar. Hz Ömer gerek Şam yolculuğunda gerek Kudüs yolculuğunda yanındaki kölesi ile gidiyor. Giderken dönüşümlü olarak deveye biniyorlar. İkisi birlikte deveye binerlerse deveye bir ağırlık ve zulümdür bu. Gayri ahlâkî bir durumdur. Sadece kendisi devenin sırtında giderse o zaman yanında gelen kölesine zulmetmiş olacak. Şehre tam girecekleri sırada sıra köleye geliyor ve köle der ki “Şehre geliyoruz ben ineyim sen deveye bin Ya Ömer”. “Hayır!” der Hz. Ömer, “O senin hakkın”. Ve devenin üzerinde bulunan köle, devenin yularını çeken Hz. Ömer’dir. Kudüs’e vardıkları zaman Papaz Kudüs’ün anahtarını teslim etmeye geldiğinde bekliyor ki Bizans kralları gibi altından zırhları olan, çok donanımlı bir bineği olan birinin karşısında olacağını düşünüyor. Tam aksine üstü başı dökük sıradan bir insan karşısına çıkıyor ve orada hayreti artıyor. Bu bir Müslümanın, bir halifenin bir liderin yaşama biçimi.

Bugünün Müslümanları Batı düşüncesi karşısındakiler Batılı krallar ve yönetimlerden daha görkemli görünmek için araçları, sarayları, yaşadıkları yerleri onlarla karşılaştırarak yaşamaya çalışıyorlar. Bu, Müslümanca bir ahlâk yaşayış biçimi değildir.

Dolayısı ile faiz kadar tüketim ve lüks yaşama da Müslümanların başının belası. Faiz ne kadar tehlikeli ise lüks yaşam ve gereğinden fazla tüketimde o kadar tehlikelidir. Kültürel emperyalizmin bize getirdiği faiz sistemi ile birlikte onların fazladan ürettikleri şeyleri de gereğinden fazla tüketmiş oluyoruz.

ŞİİR VE EDEBİYAT BİR GÖNÜL İŞİDİR

Edebiyatçı kimliğinizle ilgili olarak eserlerinde, yazarların ve şairlerin edebi ahlâkı nasıl olmalı?

* SÜREKLİ bir vurgu olarak şunu söylerim. Müslümanız. Bir Müslümanın gündelik yaşayışı ne ise siyasal yaşayış biçimi ne ise hitabetinde, düşüncesinde, konuşmasında insanları incitmemek insanların gönlünü almak, insanların ruhlarına, kalplerine hitap etmek, onları hoş etmek ve bunları kendi dünyamız içerisine doğru çekmek sorumluluğumuz. Yani mekarimu’l ahlâk denilen şey şudur, yüksek ahlâk.  Efendimiz ’in Hasan Bin Sabid’e, Kab Bin Zuheyr’e şiir söylemelerini emretmesi bunun bir sonucudur. Şiir diliyle hitapta bulunmak.  Uhud’da Hz. Talha, Hz. Peygamber’i (s.a.v) savunmak adına cansiperane savaşıp şehit olduğu anda Peygamber Efendimiz (s.a.v) Hasan Bin Sabit’e şiir söylemesini emrediyor. Yani orda bir duygunun ifade edilmesi gerekiyor. Hasan Bin Sabit şiir söylüyor ondan sonra Hz. Ebubekir onun kaldığı yerden devam ediyor o bırakıyor, Hz. Ömer devam ediyor. Bu bir gönül işidir.  Edebiyatta da şiir bizim merkezimizdedir. Biz Peygamber sevgisini şiirde daha çok algılarız. Vaazlarda, sohbetlerde vs. gözyaşı dökülerek anlatılan şeyler bir mevlidi-i Şerif kadar insanın üzerinde etkili olmaz. Veya bir naat-ı Şerif gibi veya bir ilahi, kaside gibi. Orada bir duygu vardır. Bir söz güzelliği vardır. İnsanın ruhuna hitap eden insanı etkileyen bir yüce bir duygu ve düşünce var.

YAZILI OLAN ŞEY İNSANIN FİİLİ EYLEMİDİR

* Müslümanlar, gündelik yaşamlarında, yaşayışlarında nasıl insanları incitmemek, insanların hakkını gasp etmemek, adaletsiz davranmamak gibi sorumlulukları var ise yazı hayatında da düşünce hayatında da sorumlulukları var. Biz yarın bunun hesabını vermekle yükümlüyüz. Diyelim ki; Siz bir eseri, bir romanı, şiiri vs. yazarken, okuturken bunlar insanı ahlâkî anlamda zarara uğratacaksa birtakım yanlışlıklara götürecekse o zaman onun hesabını da vermek durumunda kalacaksınız. Çünkü yazılı olan şey insanın fiili eylemidir. Yani o şey kayda geçmiş oluyor. Kayda geçen de insanlar tarafından okunuyor, düşünüyor ve algılanıyor. Şiir de böyledir. Diyelim ki siz bir putu övecek şiir söylüyorsanız bunun hesabını vermek durumundasınız. Veya bir insanın hak etmediği bir şeyi anlatıyorsanız bu da böyledir. Ama siz bir eserde iyi ve güzel bir şeyi anlatıyorsanız insanın içine yani bir ışık düşürüyorsanız o ışık o insanı bir yere götürmeye yönlendiriyorsa o zaman siz bunun hakkını teslim etmiş olursunuz.

SEDANURBULUT

Öncelikleahlaknedir?ToplumsalahlakiçerçevedeMüslümanlarınyapacağıişneolmalıdır?

BizM...

19 Haziran 2017 - Ramazan


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?