Ümmet bilinci Uygur Türkleri

Dünyanın neresinde olursa olsun insanın kendi milliyetinden bir insanla karşılaşması onu mutlu eder. Özellikle yurt dışına çıkanlar ve ülkemizden çok uzaklara gitmeyi başarmış olanlar oralarda karşılaşmış oldukları Türkleri gördüklerinde ciddi bir sevinç ve mutluluk yaşarlar. Örneğin şahsım adına Güney Afrika, Yemen ve Petersburg‘da bu durumu bizatihi yaşadığımı söyleyebilirim. Hele hele buralarda bayramları geçirmenin o buruk lezzeti insanın zihninden yaşadığı ve soluk alıp verdiği müddetçe asla çıkmaz. Çok güzel olur yurt dışında bayramlar. Tanımadığınız bir insana öyle bir sarılırsınız ve gözyaşlarınız öyle bir akar ki anlatılamaz.

Ümmet bilinci

Millet bilinci önemlidir kuşkusuz. Biz bu bilinç sayesinde Kurtuluş Savaşı Mücadelesini verdik. Bu bilinci küçük görmek, önemsiz görmek gibi bir düşüncemiz olamaz. Fakat ümmet bilinci millet bilincini aşan ve çok daha geniş bir perspektifle hayata bakan daha güçlü bir kavramdır. Zira geniş resimde dünyada milletlerin kaynaşmasında, bir ve beraber olmalarında daha çok ümmet kavramının rol oynadığına tanık oluyoruz. Dünya milletlerin değil, dinlerin kargaşasını yaşıyor çünkü... Çıkan savaşlar ve kavgalara bakıldığında bunların arka boyutunda hep farklı inanç sistemleri ve dinlerin olduğu hepimizce aşikâr...

Her ne kadar son yüzyılda oldukça aşınmış olsa da hala insanların bir ve beraber olmalarında dinin birinci derecede rol oynadığı görülmektedir. Örneğin Avrupa ülkeleri bile Hıristiyanlıkta Protestan ve Ortodoks kökenleriyle birbirlerine daha rahat yaklaşmakta ve ilişkilerini ve sosyal hayata dair kurallarını bu kökenleriyle dizayn etmektedirler. Avrupa‘da uzun yıllar kalanlar onların siyasetlerinde ve devlet yönetimlerinde kiliselerin ne kadar önem taşıdığını gözlemleme imkânı bulmuşlardır.

Ümmet bilinci dünyanın neresinde olursa olsun bir Müslüman‘ın ayağına batan dikenin acısını yüreğinde hissedebilme becerisi gösterebilmektir... İnanmış olmak asıl üstünlüktür. Aynı milletten olabilir fakat sadece düşünce farklılıkları ve özellikle dine olan yaklaşım farklılıkları nedeniyle bir türlü anlaşamaz insanlar.

Hangi ülkeden geldiğini bilmediğiniz bir Müslüman‘la yabancı bir ülkede çok yakınlaşabilirsiniz. Bu anlamda bakıldığında ümmet kavramının ne kadar geniş bir alanı kapladığı görülebilir. Çünkü dünyanın her kıtasında, her ülkesinde ve hatta şehrinde Müslümanlar vardır. Müslümanların olmadığı bir ülke veya şehir tasavvur etmek imkânsızdır.

Yumruğumuzu sıkmalıyız

Uygur Türkleri bizim için dünya üzerinde ülkemiz sınırlarına en uzak ama bize en yakın millettirler. Türk ve aynı zamanda Müslüman‘dırlar. Ümmet ve millet bilinci bakımından bize bu kadar çok yakın bu insanlar için ülkemiz kamuoyunun bu kadar duyarsız kalmasını anlamak mümkün değildir.

Herhalde yaz aylarında olmamız nedeniyle hepimiz bir tatil kasabasında bulunuyoruz. Veya yazın ve tatil aylarının rehavetine kapılmışız. Klimanın püfür püfür esintisinden ayrılıp, denizin serinliğinden çıkıp, işi gücü bırakıp Fatih Camii‘nin avlusunda güneşin altında terleyip pişmeye ne gerek var ki?

Gazze savaşı nedeniyle Yahudilere olan tepkimiz kadar bile Çin‘e tepkide bulunamayışımız bu coğrafyanın bize uzak olmasından mı kaynaklanıyor? Gözden ırak olan gönülden de mi ırak oluyor acaba? Oysa ki onların bize ve bizim onlara yakınlığımız her bakımdan en üst düzeylerdedir. Cumhurbaşkanımız daha birkaç gün önce o bölgeye gitmemişler miydi?

Hatta iki ülkenin arasında Urumçi‘de yaşayan Uygur Türklerinin bir köprü görevinde bulunacağı mesajını vermemişler miydi? Hadi şimdi niye duruyoruz? Nasıl bir mesaj bu? Çinlilerin mesajı katil olmalarıymış. Bir ülkenin Cumhurbaşkanının bu mesajı Çinli yetkililer tarafından nasıl bu kadar kısa bir sürede unutulur? Yazıklar olsun Çinlilerin devlet adamlarına. Onların bu basiretsizliklerini dünya Müslümanları ve Türkler kesinlikle unutmayacaklardır.

Davos fatihlerinin kükremesini ve Çinlilerin çılgınlıklarına dur demesini bu ülke insanları bekliyor. Bir Davos daha yok yakınlarda. Ama başka uluslar arası toplantılar ve çalışmalar elbette vardır. Bir yerde bu durum açıklanmalı. Özgür dünyanın gözlerinin önünde işlenen bu katliama dur denmeli.

Bizlerin sözü dünyada yankılanmaz. Abdullah Gül ve Recep Tayip Erdoğan‘ın yankılanır. Nasıl ki Davos‘tan sonra tüm Orta Doğu sokaklarında Başbakanımızın sözleri ve tavırları bir sevgi selinin akmasına neden olduysa, nasıl ki tüm İslam Coğrafyasında efsane bir devlet adamı haline geldiyse aynı şekilde Başbakanımız Kafkaslarda, Asya kıtasında da aynı şekilde efsaneleşebilir.  Şimdi efelenme zamanı. Şiddetle ve sabırsızlıkla bekliyoruz. Ümmet, Milet bilinciyle bağlı olduğumuz bu insanlara yapılanları görmezden gelemeyiz. Bu kahpelik ve vurdumduymazlık bu millete hiç yakışmaz.

Davos fatihini bekliyoruz. En kısa zamanda ciddi bir tepki ile hem de. Asıl efeliği şimdi ve şu zamanda Çinliler hak ediyorlar. Yahudilere karşı gösterdiğimiz tepkinin çok daha şiddetlisini şimdi gösterme zamanıdır.

Korkup, çekimser kalıp, susan dilsiz şeytanlardan olamayız. Şerefimizi ve inancımızı kurtarmalıyız. Şeref ve inanç gerektiğinde kükremekten ve çağıldamaktan geçer. Millet ve Ümmet olarak bu lekeyi üzerimizde taşıyamayız. Davos fatihimizin kükremesini bekliyoruz. Acilen ve hemen şimdi... Vakit çok geç olmadan...

Dr. Recai Yahyaoğlu

Muhabir: Haber Merkezi