Reklamı Kapat

Bizim saçlarımız neden hâlâ gür

Bizim saçlarımız neden hâlâ gür?

Kahramanlarca yapılmış bir tarih, yılışık tarihçilerin elinde sevimli bir kompozisyona dönüşebiliyor. Kompozisyon tarihi ile büyüyen lise öğrencileri [kesinlikle talebeleri değil] hümanist bir sünepelikle ‘ter mi o alnındaki amca‘ türü mizah dergilerinden aşırılmış cümlelerle, mübarek alınlarda biriken terleri okul fıskiyelerinden çıkan suyla karıştırıyorlar. Artık her şeyin eğlenceye alınacak bir tarafı var. Bu ne kötü bir dünya!

Her şeyin eğlenceye alınacak bir tarafı olduğu gibi her ciddiyetin de kundaklanmaya hazır bir kulpu var ne yazık ki. Eskiden üzerine konuşulamayan ve dolayısıyla susulan ‘mahrem‘ [Bu ne güzel bir kelime!] konular, artık çizginin olmadığı bir dünyada, üzerine boş lakırdılarla harcanabiliyor. Tüm ‘mahrem‘ler şaşırtıcı bir mahirlikle pazara çıkartılıyor. Alıcısı çoktan hazır; dün ‘özgür dünya‘ yalanıyla kandırılan çocuklar bugün gazetecilik yapıyor. Ortaya koydukları, ahlak ortamını ortadan kaldırıyor.

Modern dünya, bir kaos dünyasıdır. Hep bir karışıklığa meylediyor ve meylettiriyor gibi gelmektedir bana. Sınırların silinmesi, pervasızların sınırsızlıklarına imkân veriyor. Çizilen sınırlar, onları zorladığı için keşmekeşe düşkünler. Moda dergilerinin süslü sayfalarından düşünce çıkarmak mümkün müdür? Kesinlikle mümkündür. Kadınlarla erkeklerin elbiseleri arasındaki fark sadece fiyat farkına indirilmiş gibi gözüküyor bugün. Kaos tam olarak budur.

İçine katıldığımız ve biraz da fert fert bizim ellerimizle muğlâklaşan bu dünya, her şeyi birbirine benzetiyor. Her şeyi; kadını, erkeği, ekmeği, kutsal kitabı, veznecileri ve üniversite öğrencilerini ayrı ve güzel olan yataklarından ayırıp birbirine benzetiyor. Anadolu‘nun -başkent İstanbul‘a göre- ücra bir köyünde yaşayan kız çocuğu ile büyük şehirlerin kalabalık pastanelerinde oturan kız çocukları aynı marka pantolonları giyebiliyorlar. Enformasyonun yaygınlaşması elbette bu muğlâk süreci hızlandırıyor. ‘Kimsenin uykusunun fesleğen koktuğu yok‘ hâlbuki. Kimsenin böyle bir derdi de yok.

Modern çılgınlıklara kulp bulma konusunda bizler de mahiriz. Ne kuyuya taş atmakla ne de atılan taşın peşine koşmamakla övünen bizler, artık yeni yeni kuyulara hem imkân hem de fırsat veriyoruz. Gelişen her teknik yeniliğin peşinen kabulü bizim sıralarımızda mümkündür. Adına Facebook denilen çılgınlığın İslami (iyi) tarafları yok mu sorusuna vereceğimiz cevaplar ne kadar hararetli çıkacaktır kim bilir.

Daha da üzücü olan şu ki, İslam aydını olmasalar bile Müslüman aydın olan ağabeylerimizin ve ablalarımızın da bir kısmı bu soytarılığın bir parçası haline gelmişler. Facebook‘un güzelliklerini anlatmaya çalışacaklar bu yazıya e-posta yollamasınlar. Beni öfkelendiren endişe, sizin beni öfkelendirdiğini sandığınız endişe ile aynı şey değil.

Dönen rezilliğin çarkını döndüren biz değiliz ne de olsa. Bu yalan; insanın kendisine söyleyebildiği yalanların en kuvvetlisidir aslında. Bütün modern kolaylıklar bu yalanla evlerimize girebilmiştir. Bugün adına televizyon dediğimiz kitle iletişim aracının Müslümanların evlerine girmesi, hangi gerekçeyle başlamıştı hatırlayalım.

Dün adına Müslüman tüccar dediğimiz adamlar, bugün hangi simsarlıkla meşhurlar, bunu da hatırlayalım. Onları da ahlaki erozyon içerisinde değerlendirmemiz gerekiyor.

Liberalizm her yerde kazanıyor, pragmatizm uzun zamandır yumruklarını her fırsatta suratlarımıza indiriyor. Çünkü zekânın olgunluğunun değil kıvraklığının alkışlandığı bir yüzyılda yaşıyoruz. Zeki olmayı akıllı olmaya tercih ettiğimiz için, televizyon ekranlarında izlediğimiz zekâ ürünü hırsızlıklara, ahlaksızlıklara, soytarılıklara, hayvanlıklara hayranlıkla bakıyoruz.

Bugün Türkiye‘de, Türkiye diye bir endişe taşıyan hemen herkese hastalıklı komplocu gözüyle bakılmıyor mu? Kıyısına geldiğimiz uçurumun derinliğini önceden görüp feryadı basan herkes, psikolojik sorunları olan meczuplara benzetilmiyor mu? Şişenin dibini bulanlar, hayatın dibini bulma konusunda toplumun tüm kesimlerini ikna etmişe benziyor. Zihinlerin tanımlarla iğdiş edildiği, yalanlarla dünya düzenine uydurulduğu ve parayla satın alınabildiği bir yüzyılda yaşıyoruz.

Kimse bu arabaya binmekten ve bu arabanın bir gün benzinin bitmesinden endişe etmiyor. Binmekten endişe etmiyorlar çünkü çoğunun binecek başka arabası var. Benzinin bitmesinden ürkmüyorlar çünkü biz bir köşede ‘yalnız Allah her şeyden müstağnidir‘ derken onlar kendilerine sahte ilahlar üretmekle meşguller. Satılan ve satıldığında para eden ilahlar. Gösterişli ve popüler ilahlar.

16. yüzyılda yaşayan ve İslam düşüncesinin önemli adamlarından olan İmam Birgivi‘ye saçlarını yoldurtan mesele, toplumdaki ahlaki bozulma idi. Ahlaki bozulma ile mücadele eden Birgivi, ahlak erozyonuyla ilgili birçok risale yazmış yaşadığı dönemde. Meseleye şuradan bakalım; bir âlim, ahlakın bozulmasıyla ilgili dert taşıyor ve bunu 16. yüzyıl Osmanlı topraklarında yapıyor.

Birgivi, kabaca beş yüz yıl önce ahlakın bozulmasına karşı isyan ediyor. Düşünelim, beş yüz yıl önce toplumun ahlakı ne kadar bozulabilirdi ki? İmam Birgivi nerede duruyor ki, o gün ahlaki bozulma dediği durumu kendisine dert ediniyor? Aradan geçen beş yüzyıl ne götürdü, İmam Birgivi yaşasaydı ve kendisine bir çay ısmarlayıp dertleşseydik ne derdi az çok bilinir. Bizim saçlarımız neden hala gür büyük İmam! Utanmamız gerektiğini anlamak için neye ihtiyacımız olduğunu bile tam kestiremiyoruz. Birgivi‘ye bakıp, nasıl oluyor da hala gür saçlara sahip olduğumuzu anlamak için zekâya değilse de akla ihtiyacımız var.

Irmakları görmek için de öyle.

01 Eyl 2009 - 22:25 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?