Kanal Temizliği: İpler kimde

Kanal Temizliği: İpler kimde

Günümüz Türk şiirini besleyen en önemli şiir verimi; İkinci Yeni açılımının sunduğu ‘büyük kanal‘ vasıtasıyla akmış olan çağlak ırmağın getirdikleridir. İkinci Yeni‘den sonra 70‘lerin bu ‘çağıltıyı‘ politik olanla özdeşleştirip üzerine ‘büyük ses‘ dediğimiz ‘yankılanmayı‘ katıştırarak ‘gür bir eda‘yı vücuda getirmesi; şiirimizin alttan akan değil, derinden ve yukardan fokurdayan bir tonaja yükselmesine neden olmuştur. Bu tabiî ki sadece politik olanla olmamış, sokağın "gürlek narası" şiirde bir ses domurmasını zorunlu kılmıştır. Bana sorarsanız bu gürlek hava bugünden baktığımızda artık yapay geliyor. Ama o günlerin içinden baktığımızda dipdiri gerçekliktir. Günümüz şiirini besleyen bir başka ‘akıntı‘ da hayatı ‘gerçeklikten‘ değil de ‘felsefi algılama‘yla alımlamanın sonucu doğmuş olan; kimi şairlere göre ‘felsefi şiir‘ kimi şairlere göre ‘lirik şiir‘ adlandırması yapılan, bence gerçeğin yapay fotokopisi olan ‘zoraki doğurgan‘lıktır. Bizim kuşağı bu ikincisi fazla besleyememiş dolayısıyla kuşakdaşlarım için sözkonusu ‘akıntı‘ pek de önemli olmamıştır. Bizim kuşağı besleyen verim; Türk şiirine Nazım Hikmet‘le girmiş olan tonajı yüksek müzik ve ‘hesapsız lirizm‘ (destansı eda)‘in İkinci Yeni‘de imge ve düşünce yoğunluğunu artırarak 70‘lerin ‘büyük ses‘ini sözkonusu yoğunluğa uygulanımlanmasıdır. Ama bununla birlikte 2000‘li yıllardan sonra Türkiye‘de gelişen sosyal hayatın ‘reel yaşanmışlığı‘nı önceleyen, hayatın bütün alanlarını şiirin içinde yaşayan bir tutum ve birikimler silsilesidir. Bu sebeple, geçmiş şiirde ifade edilmesi zor konuları ve sözcükleri bizim kuşakta görmemiz doğaldır. Yani 2000 yılından sonra Türkiye‘de bambaşka bir şiir yazılıyor. Bu noktadan bakınca; nüfusunun % 80‘i, birinci sınıf ülkelere göre yaşam standardının altında (yoksulluk sınırında) yaşayan bir ülke olan yurdumuzda; konformist bakış bana pek inandırıcı gelmiyor. Şiiri, geçmişte tuzu kurular yazmamış. Şimdi de öyle. Şiir düşüncesinde tuzu kuruluğu savunmak, insansızlığı ve insafsızlığı savunmaktır. Yani sanat elitlerin işi değil, bilakis elitizmi reddedenlerin ‘kutsal uğraş‘ıdır. Elitleri ‘düzen‘ yaratır ve düzenin birinci yandaşlarıdırlar. Oysaki şair, Cemal Süreya‘nın deyişiyle "bütün kurulu düzenlere karşı"dır. Buna en iyi örnek; İslami düşünceyi savunmasına rağmen, II. Abdülhamid‘e sert tutum sergileyen Mehmet Akif‘tir. Yine, Türk şiiri Cumhuriyetin ilk yıllarında devletin resmî ideolojisinin terkisinde olduğu için, dönemin şairlerinin şiiri, sonraki nesillere (şairlere) hiçbir etki yapmamıştır.

Elit takım belli bir çevrenin içinde belli bir ‘çevrim gereğince‘ yaşamaktadır. Parası var ama itibarı yok; Cumhuriyetin kuruluşuyla beraber yapay olarak yaratılmış bir zümredir. Sanat deyince; milletlerin acılarını sindirdiği tarihi bir vesikayı ışıltılı salonlarda haraç mezat kapışılmasını anlıyorlar. Oysa tarihin insan ruhunu yaratmak için insan gerçekliğinden neşet eden ve milletleri ayakta tutan ‘sökülmez değer‘inden pek anlamıyorlar. Onlara göre şiirin anlattığından (hem biçim hem de içerik) çok şiirin sosyete bir ortamda bulunuyor olması sanat için geçerli sebeptir. Bu sebeple savundukları doğru düzgün bir düşünce olmaz/olmamıştır. Bir çevre etrafında dönen dolapların vaka temsilciliklerini üstlenmiş gibidirler. Ahlâk kuralları çevrenin beğenisidir. Eleştirdiğin zaman ‘kurulu düzen‘e karşı olduklarını söylerler oysaki kurulu düzene göre yaşadıklarının farkında değiller. Kurulu düzen ahlâksızlığı hem örgütlüyor hem de öğütlüyorken bunlar hangi kurulu düzene karşı olmuş oluyorlar böyle. Batı tipi yaşam kurulu düzenin en alasıyken kurulu düzene karşı geldiklerini söyleyen bu aptallar; iki küpe bir şapka al sana modern bir şapşal, durumunu yaşıyorlar. Bu "hazır mamullerin" yazdıkları kimseye etki etmiyor. Kendi aralarında bir ‘ruhban sınıf‘ oluşturmuşlar; al gülüm ver gülüm yapıyorlar. Ahbap çavuş ilişkileri ile ayakta durmaya çalıştıkları halde hiçbirinin Türk şiirini temsil edecek kadar ‘şiir gücü‘ yok. Kendi aralarında o ‘şırfıntı duruşları‘yla iğrenç kahkahalar atıyorlar. Böylece herkesi kandırdıklarını sanıyorlar ama herkes kendilerine bilmem neresiyle gülüyor.

Fakat Türkiye‘de ipler onların elinde. Elinde derken, öyle gibi görünüyor. Niye ipler onların elinde? Kazanmak için her şey mübahtır mantığıyla hareket ettikleri ve dolayısıyla hırsızlık da olsa paraları olduğu için. Hortumculuktan elde ettikleri paralarıyla ilk önce bir yayınevi kurup ‘en iyi biziz‘ kuruntusuyla bir hegemonya oluşturmuşlar. Sonra da hemen bir dergi; mevsimlik de olsa...

Günümüz Türk şiiri böyle bir ‘bulanık kanal‘la da karşı karşıyadır. Kanalı temizlemek yine bize düştü. Çizmeyi çekelim. İşimiz gerçekten zor...

04 Eyl 2009 - 21:00 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?