Avrasya ya hakim olan, dünyaya hakim olur...

Avrasya'ya hakim olan, dünyaya hakim olur...

Futbol diplomasisinin yıl dönümünde yeniden gündeme gelen "Türkiye-Ermenistan dondurulmuş ilişkileri"nin İsviçre‘nin arabuluculuğunda tarihi dargınlıkları ortadan kaldıracak şekilde geliştirileceği söylenmekte. Evet, bu lazımdır, ancak bunun aynen Orta Asya devletlerinin kendi aralarında var olan "ilişkisizliğe" dönüşmemesi için fikir kirliliklerinin ortadan kaldırılması gerektiğini vurgulamaktayız.

Ermenistan sınırı ile ilgili olarak daha önceden ortaya atılan iddialar, sorulan sorular genellikle şimdiye dek geçiştirilen ve üzerine gidilmeyen meselelerle ilgiliydi. Bunlardan en önemlileri;

-Azerbaycan‘ın Rusya yönlü hareket etmeye başlaması,

-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti‘nin Azerbaycan tarafından tanınmaması,

-Türkiye‘nin Ermenistan‘la iyileştireceği ilişkilerinde Karabağ, ASALA ve Kars Antlaşması şartlarını öne sürüp sürmeyeceği ile ilgiliydi.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu‘nun önceki hükümette de dış politika mimarı olduğunu biliyoruz. Ancak şu vakitte "Komşularla sıfır sorun, azami işbirliği" esasında formüle edilen dış açılımlarımız için daha baskın politikalar üretilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Yoksa söylemlerimiz her zamanki gibi havada kalacak, girişimlerimiz doğmadan ölecektir. Mesela Yeni Osmanlılık iddialarında ısrar edip yanı başımızdaki Tiflis yönetiminin hangi dengelerle hareket ettiğini bilmemek, Meds Yeghern gibi bir tabirin anlamını en son öğrenen ülke olmak ancak küçük bir Türkiye‘nin vizyonu olabilir.

Türkiye‘nin yeni açılımları sadece akademisyenlere ve politikacılara yüklenen sorumluluklarla ilgili değildir. Türk medyasının da bu konuda artık Doğu‘yu fark etmesi gerekmektedir. Dünya nabzının sadece Londra‘dan Paris‘ten değil; Bakü, Bişkek, Moskova ve hatta Yeni Delhi‘den ölçülmesi gerektiği bilincine varılmalıdır.

Bu bağlamda Mackinder‘in "Avrasya‘ya hakim olanın tüm dünyaya hakim olacağı" teorisiyle, Stratfor‘un savunduğu "Türkiye-Azerbaycan birliği" düşüncesini iyi analiz edip sadece kendi projelerimizi üretmemiz lazım (Batı söyledi diye değil, Türkiye söyledi diye birlik oluşturulması gerek). Bölge devletlerinin yumuşak karnını görmezden gelen bir devlet olmak, başkalarının merhametine muhtaç olmayı gerektirir.

Türkiye olarak şu anda ele geçen "Kafkasya‘da etkinlik" fırsatını iyi değerlendirmek ve uzun vadeli çözümler üretmek zorundayız. Bir millet iki devletin ortak menfaatleri, milli ve manevi değerler paydası ele alınarak ortaklıklar yolunda ilk adımlar atılabilir. Sovyetler sonrası bu fırsatı en iyi şekilde değerlendiren Rusya‘nın etkinlik çabaları sadece eski Sovyet mülkünü korumaktan ibarettir. Jeostratejik olarak toprak bütünlüğü her daim tehlikede olan Rusya‘nın tampon bölgeleri koruması için Kafkasya‘dan Orta Asya‘ya kadar emperyal mantıkla iş görmesi gerekmekte. Türkiye‘nin soydaş ülkelerle oluşturacağı birlik için tarihi ve İslami değerler temelindeki oluşumları desteklemesi hayati önem taşıyor. Bunun için öncelikle;

- Türk cumhuriyetlerinde Rusya ve ABD tarafından "radikal İslami akım" olarak adlandırılan ve her türlü yasaklamalara uğrayıp susturulan bazı unsurların Türkiye tarafından yeniden tanımlanması gerekmekte. Farklı gerekçelerle ortadan kaldırılmaya çalışılan organizasyonlarla ilgili Türkiye‘nin ne düşündüğü önemlidir. Bunların eğitim, bilimsel ve kültürel konularda yaptığı çalışmalar desteklenmelidir.

- Ortak tarih birliğine vurgu yapan çalışmaların artırılması gerekmektedir. En basitinden, bu sene içinde Bakü‘nün Türkiye tarafından Rus ve Ermeni işgalinden kurtarılışının 90. yıldönümünü fırsat bilip Azerbaycan‘la yakınlaşma çabaları sağlansaydı, şu an sınır mevzusunda daha iyimser durumlar ortaya çıkabilirdi.

- Bu birliğin hangi kriterlere göre şekilleneceğine yönelik etkin çalışmaların yapılması gerekir. Örneğin, Bruce Russett tarafından oluşturulan organizasyon gerçekleştirme tablosunda görüyoruz ki, bugün için Türk birliği‘nin doğumu Arap Birliği‘nin varlığı kadar mümkün bir meseledir.

- Yurtdışında bulunan Türk eğitim merkezleri, üniversiteler, işletmeler ve girişimciler her daim korunmalı, daha etkin çalışmalar yapılması için devlet desteği açıkça sunulmalıdır.

- Kangren bölge Ermenistan‘la ilgili olarak, özellikle Türkiye‘ye atfedilen suçlamaların ortadan kaldırılması için ortak tarih komisyonlarının kurulması, Taşnak arşivlerinin incelenmesi ve karşı propaganda faaliyetleri için yabancı dillerde Türkiye ile ilgili yakın tarih çalışmalarının Türk araştırmacılar tarafından yapılması gerekmektedir.

Türkiye‘nin yeni önlemler alması şu an için "başkalarının yaptıklarının sonucunu görmekle" mümkün oluyor. Ancak bizlere düşen vazife bu beyin fırtınasını oluşturup sağlıklı adımların atılmasını sağlamaktır.

İlişkiler konusunda bizi çıkmaza sokabilecek bir başka durum daha var: Nabucco. Sağlıklı adımların atılmadığı açılımlar sonucu bize daha da küsebilecek olan Azerbaycan, gaz vermeyi reddedip önceki anlaşmalarda olduğu gibi Rusya‘ya takviyede bulunursa zorda kalacak olan Avrupa Birliği‘nin yaklaşımları Türkiye‘nin bakış açısını da değiştirebilir. Biz şimdiden soralım: "Ne olacak Nabucco‘nun hali?"

07 Eyl 2009 - 00:25 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?