Kürt açılımının açmazı

Kürt açılımının açmazı

Kürtler, birçoğu Peygamber soyundan gelen seyyit kimseler 1071‘de, yirmibin kişilik bir ordu ile Alpaslan‘ın emrine girip Malazgirt Zaferi‘nin kazanılmasını sağlayan mü‘min insanlar, Osmanlı Döneminde Ülkenin asli sahipleri, 1915‘te Çanakkale‘de, düşmana karşı tek bir vücut olarak karşı koyan bir milletin evlatları, Bedr‘in Aslanları kendilerine benzetilen kahramanlar!

Osmanlı‘nın yıkılışı ile adeta görmezlikten gelinen, hatta yetmiş yıl boyunca "yok" sayılan, 1990‘lı yıllarda telaffuz edilen "Kürt Realitesi".

Ve nihayet bugün varlığı kabul edilen "Kürt Sorunu"

Hükümet bu sorunu çözmek istiyor. Böylece, otuz yıldan beri akan, kan ve gözyaşını durdurmak istiyor. Heba olan yüzmilyarlarca doları, daha verimli alanlarda, ülke kalkınmasında kullanmak istiyor. Bu amaçla, İçişleri Bakanı, kapı kapı dolaşıyor, destek istiyor. Hatta yüzüne kapatılan kapıları bile çalıyor. Kısacası, Hükümet, Kürt Sorununu çözmek için gece gündüz çalışıyor. Ancak ortaya bir formül koymuyor.

Hükümetin bu tutumunu iki olasılıkla açıklamak mümkündür:

1) Hükümet ya, Kürt Sorunu‘nun nasıl çözüleceğini bilmiyor. Bu yüzden de geçerli bir reçete, somut bir formül sunamıyor.

2) Veya Hükümet, Kürt Sorununu çözmek için belli bir formüle sahiptir. Ancak bu formülü açıklamıyor ya da açıklayamıyor!

Kanaatimce ikinci ihtimal doğrudur. Yani Kürt Sorununu tartışmaya açan AKP Hükümeti‘nin bu sorunun nasıl çözülebileceğine dair mutlaka bir formülü vardır. Ancak Hükümet bu formülü açıklamıyor, daha doğrusu, tabii yine kanaatimce, açıklayamıyor; açıklamaya cesaret edemiyor. Çünkü Hükümet, bu noktada, yine kanaatimce bir açmazla karşı karşıyadır.

Bu açmaz, Türkiye‘deki laiklik uygulamasıdır.

Hemen belirtelim ki Türkiye‘deki laiklik uygulaması, laiklikle hiçbir ilgisi bulunmayan fakat laiklik adına yapılan bir dayatmadır. Hem de, tehditle, silah zoruyla, tanklarla, darbelerle empoze edilen bir dayatma!

Sosyal problemleri elbette bir tek sebebe bağlamak mümkün değildir. Çünkü herbir sosyal olayın birçok sebebi olabilir. Ancak bu sebeplerden biri, diğerlerine nispetle daha bir öne çıkabilir.

İşte diğer sebeplere göre daha bir öne çıkan, en azından geniş kitlelerce öyle algılanan sebebe temel sebep (ana sebep) diyoruz.

Tarihi bir belge olarak, Türkiye‘deki birçok sorunun, örneğin, Kürt Sorununun temelinde yanlış ve dayatmacı laiklik uygulaması vardır.

Aslında Türkiye‘deki laikliğin laiklikle hiçbir ilgisi yoktur. Türkiye‘deki laikliğin Atatürk‘ün laiklik anlayışı ile de hiçbir ilgisi yoktur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi zabıtlarından aktaracağımız şu ifadeler hem üzücü, hem de düşündürücüdür.

"Dudağı kımıldıyormuş!"

Tarih 23.5.1941. Ezan ve Kametin Arapça okunmasını cezalandıran 4055 sayılı Kanun görüşülmektedir.

Antalya millet vekili Rasih Kaplan konuşuyor:

"Arkadaşlar, bu mevzu ceza mevzuu değildir. Evkaf umum müdürlüğü bir tamim yapmış. Binaenaleyh laiklik icabı olarak bu gibi işlere karışmayalım. Laiksek karışmamamız lazımdır. Onlar düşünsünler. Size bir misal arzedeyim. Antalyadayım. Müddeiumuminin yanında müftiyi gördüm, isticvap ediyordu. Hayret ettim. Çünkü Antalyadaki müftü, ta milli mücadeleden bu güne kadar müftümüzdür. Milli mücadelede çok çalışmış, karakterli bir arkadaştır. Kendisinin cürüm ve ceza ile alakası olmıyacak derecede sakin, iyi ahlaklı bir insandır. Binaenaleyh gittikten sonra hayretle sordum. Müddeiumumi dedi ki; birisi imam olmak istemiş. Polisten, adliyeden sorulmuş, imam olmak isteyen adamın polisten çıkan kaydınla, bundan evvelki fıkrada geçen uyuşturucu maddelerin hangi nevi varsa hepsini kullanmış. Yani polisin takibatına maruz ne madde varsa hepsi onun üzerinde mevcut. Adliyeden de öyle çıkmış. Müfti ona, sen imam olamazsın demiş. İşte bu adam müddeiumumiye bir ihbarname veriyor; dün öğle namazında camiye gittim, müfti camide idi, müezzin Türkçe kameti getirdikten sonra baktım, müfti namaza başlamadı, dikkat ettim dudakları kıpırdıyor, Arapça kamet getiriyordu. Müddeiumumi bunun üzerine takibata başlamış.

Arkadaşlar, bunu fıkra olarak kanuna koydunuz mu, vatandaşlar arasında çok şeylere sebep olacaktır..." (TBMM Zabıt Ceridesi, Devre: VI, C.18, s.144)

Evet, ben de Rasih Kaplan gibi, Türkiye‘deki laiklik uygulamasının çok şeylere sebep olduğunu düşünüyorum.

Mesela AKP‘yi iktidara getiren temel sebep, egemen güçlerin dayatmacı laiklik anlayışıdır.

Abdullah Gül Beyin Cumhurbaşkanı seçilmesinin temel sebebi de aynı.

Yüce Milletimiz, Türkiye‘deki dayatmacı laikliğe tavır koyarak AKP‘yi ezici bir çoğunlukla iktidara taşımış, Abdullah Gül Beyi de Köşke göndermiştir.

Kuşkusuz ki Kürt sorununun oluşumunda olduğu gibi çözümünde de laiklik uygulaması temel faktör olacaktır.

Kürt açılımının açmazı da, işte buradan kaynaklanmaktadır. Çünkü Hükümet, laikliği, Batıda olduğu gibi aslına uygun olarak uygulamaya kalkışsa partisi kapatılacaktır, laikliği aslına uygun olarak uygulamaz ise Kürt Sorununu çözemeyecektir.

İşin daha da vahimi; Kürt Sorunu çözülmediği takdirde Türkiye‘nin kendisi...?

08 Eyl 2009 - 01:40 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?