Reklamı Kapat

Medya ve siyasal iktidar

Medya ve siyasal iktidar

Demokratik sistemde iktidarın ele geçirilişi ve kullanımı temel bir sorun olarak daima önemini korumuştur. Sorunun önemini korumasıyla iktidarın meşruiyet sınırında tutularak işlevini sürdürmesi, her an sınır aşımını da beraberinde getirmiştir. Bundan dolayı demokratik sistem içinde iktidarın siyasallaşması, bazı sakıncaları içermesine rağmen, genel kabul görmüştür. İktidarın siyasallaşması, keyfilikten kurtarılması, buna bağlı olarak birtakım dinamiklerce sınırlandırılması ve belirgin hale dönüştürülmesiyle anlam kazanmıştır. İktidarın keyfiliği, iktidarın kaynağı ve meşruiyetinin belirlenmesiyle sınırlandırılmıştır demektir. İktidarın kaynağının, mesela halkın iradesi şeklinde tanımlanmakla iktidarın keyfiliği bir anlamda önlenebilmiştir.Ama bunun eksiksiz işleyebilmesi için iktidarın meşruiyetinin de belirginleştirilmesi şarttır. Meşruiyet, öncelikle hukuk tarafından öngörülecek onanmayla gerçekleşme istidadı yanında, ahlâkî bakımdan da kabul edilebilir olmaya bağlıdır. Buna toplumsal meşruiyeti de eklemek yerinde olur.

Böylece iktidar, demokratik sistem içinde siyasallaşma sürecine girebilir. Bunu kavramlar düzeyinde ifade etmek istersek, demokratik sistemin varlığı; a) Hukuku (hukuk devletini), b) Özgürlüğü (insan hak ve özgürlüklerini), c) Kuvvetler ayrılığını (yasama, yürütme ve yargı erklerini) içerir. Bu üç dinamik ya da temel öge demokratik sistem içinde iktidarın siyasallaşmasını gerçekleştirebilir. Ancak siyasallaşan iktidarın kullanımı, demokratik sistemin sınırları içinde tutulabilmek için denetleyici bir düzeneği (mekanizmayı) de öngörür. Denetleyici düzeneğin gerçekleşmesinde basın (medya) birincil etkiye sahip olmakla birlikte, toplumun belli kesimlerinin temsilini üstlenme durumunda olan sivil toplum kuruluşlarının, yani baskı gruplarının etkinlik sağlayıcı bir düzen ve konumda bulunmaları da şarttır.

Kuşkusuz medya ve sivil toplum kuruluşları, siyasal iktidar ile denetim konusunda gerilimli bir konuma sahiptir. Denetleyici kurum ve kuruluşlar ile siyasal iktidar arasındaki gerilim, salt taraftar olma ve muhalif olma nitelikleriyle tanımlanamazlar. Siyasal iktidara taraf olan, mesela bir medya kuruluşu ya da sivil toplum kuruluşu bakımından ortadan kalkmış sayılmamalıdır. Çünkü siyasal iktidarın konumu, onun yetki ve sorumluluğunu nasıl farklı hale getiriyorsa, bir medya ya da sivil toplum kuruluşunun konumundan kaynaklanan etkinliğini de farklılaştırabilir.

Açık anlatımıyla, ne kadar siyasal iktidar ile ortak hedefleri paylaşırsa paylaşsın bir medya ya da sivil toplum kuruluşu siyasal iktidarın yetkisine, sorumluluğuna, aynı zamanda imkanına sahip olamayacaktır. Eğer böyle bir algılama zehabına düşmüşse, o medya ya da sivil toplum kuruluşu, kendi varlığını ve konumunu inkârla karşı karşıya kalır. Salt muhalif algılama içinde hareket eden bir medya ve sivil toplum kuruluşu da benzer duruma düşmekten kurtulamaz.

İmdi, Türkiye‘de siyasal iktidar ile medya ya da sivil toplum kuruluşları arasında, somut göstergelerle ortaya çıkan gerilimi irdelemeye başladığımızda, temelde demokratik sistemin, iktidar keyfiliği yönünde bir çatışmaya dönüştüğünü gözlemleyebiliriz. Kullanılan argümanların, kavramların aynı olması, anlam, yorum ve değerlendirme bakımından bizi yanlış yargılara yöneltmemelidir. Siyasal iktidar, iktidar keyfiliğini kurmak için, medya ya da sivil toplum kuruluşlarını, sahip olduğu yetki, güç ve imkanlarına dayanarak biçimlendirme eğilimine girmişse, kaçınılmaz olarak demokratik sistemin dönüştürülmesi sorununa varıp dayanacaktır.

İki yılı aşkın bir süredir, çeşitli yazılarımızda siyasal iktidarın farkında olsun olmasın, sonucu öngörsün görmesin, bir takım sembolleri, beklentileri, algılamaları kullanmak suretiyle demokratik sistemin sınırlarını zorlayıcı eğilim içine girdiğini, en azından girmekte olduğuna dikkat çekmeye çalıştık. Böyle bir eğilim, seçeneksiz olarak totalitarizme sardırabilir. Özellikle iktidar partisinin güç isteminin sembolü haline dönüşmüş gözüken Başbakanın ruh dünyası, kişiliği, anlayışı, tavır ve duruşu totalitarizme isteklendirmede kışkırtıcı bir nitelik sergilemektedir. Burada artık kişisel becerilerin, vukufiyetlerin, erdemlerin, tavır ve davranışların fazla bir anlam ifade edemiyeceğinin kavranılması kaçınılmazdır.

Eksiği fazlasıyla ayrıca tartışılabilecek olan Doğan Medya Grubu‘na yönelik bir takım uygulamalar, totaliter güç isteminin, talihsiz bir tezahürü olması bakımından dikkat çekicidir. Medyanın kendi bağlamında eleştiri ve değerlendirilmesiyle bizzat medyanın demokratik sistem içindeki etkinliği ayrı ayrı şeylerdir. Medyanın demokratik sistem içindeki etkinliği esas alındığında takınılacak tavır mutlaka düşünce ve basın özgürlüğü çevresinde olmak durumundadır.

13 Eyl 2009 - 21:00 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?