Reklamı Kapat

Adının sahibi

Adının sahibi

Filiz Akın ve Tarık Akan‘ın oynadığı bir film. Filiz Akın‘ın adı Emine. Tarık Akan‘ın adı yanılmıyorsam Ferit. Emine köylü bir kız. Ferit ve arkadaşlarının yolu Emine‘nin köyüne çıkar. Ferit, Emine‘yi sever, aldatır. Şehre gidince de unutur. Bu ara namusu kirlenmiş Emine, Ferit‘ten intikam almak ister, şehre gelir. Ferit‘in babası ile bir senaryo hazırlarlar. O artık Mine‘dir. Görünüşünü, konuşmasını değiştirir. Ferit‘in karşısına yeni kimliği ile çıkar. Ferit tekrar âşık olur. Sevdiği kızla evlenmek ister. Evlenir de. Düğün gecesi Mine tekrar Emine olur. Vs.

Filmin verdiği en önemli mesaj, isimlerin şehre (sosyete) ve köye göre ayrılmış olmasıdır. Bir "E" harfinde temerküz eden köylülükle karşı karşıyayız. Adında "E" olan kız, masumdur, saftır, çabuk kanan biridir, utangaçtır, tabiatla haşır neşirdir. "E"sini kaybetmiş Mine ise dalaverecidir, dans bilir, başka erkeklere kur yapar, sevdiğini kıskandırır; yırtıktır. vs.

Bu filmlerin etkisinden midir, nedir, şehre gelince birçok ismin kağıt üzerinde olmasa bile fiilen değiştirildiğini gördüm. Bundan on yıl önce taşındığımız apartmanın karşı katında oturan kadın bize kendini Fatoş diye tanıttı. Aklıma gelmedi doğrusu bu kadının adının Fatoş olmadığı, olamayacağı. Çünkü bu ülkede isimlerle modernizm arasında kurulan bağ Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar uzanıyor olmalı ki bugün yaşı yetmişi aşan insanlar arasında Çevik, Güven, Altan‘a rastlıyoruz. Bundan seksen sene önce doğan çocuğuna Çetin, Utkan, Ceren koyan ana-baba kültür olarak bize bir şey söylüyordur.

İsimcilik o kadar şaşmaz bir ölçüttür ki çocuklarının isimlerine bakarak anne, babanın milliyetçi, İslamcı, sosyalist, komünist, kozmopolit olup olmadığını bile anlayabilirsiniz. Bunları az çok anlayan biri olarak düşünmeliydim, eğer yaşı elli civarında ise (yani 1960 ve öncesi) bir Anadolu kızında bu isim ya yoktur veya yok denecek kadar azdır. Sonradan öğrendim ki hanımın adı Fadime imiş. Ne alâka mı dediniz? Bence de...Fadime nerde Fatoş nerde? Bir yetmiş boylarında, kilolu (şişman dememek için), esmerce bir kadın acaba adını Fatoş‘a çevirince kendisini bir seksen boylu, sarışın, ince, mavi gözlü biri gibi mi hissediyor? Bilmiyorum. Sormadım tabi. Bana ne?

Kişiliklerle isimler arasında ilinti kuran bir gelenekten geliyoruz ve bunu ifade için "ismi ile müsemma" demişiz. Tanzimat edebiyatında Ahmet Midhat Efendi‘nin Felatun Bey ile Rakım Efendi‘si, Vatan yahut Silistre‘nin İslam Bey‘i, Zekiye‘si; Şair Evlenmesi‘nin Müştak Bey‘i, Ebullaklaka‘sı, Sakine‘si, Kumru‘su...hep bu anlayışla çizilmiş tiplerdir.

Geleneği bu kadar içselleştirmiş bir millet, düşünüyor ki eğer bir adam cani, çocuk katili, eşkıya, kanun kaçağı ise onun adı Abdullah olamaz, olmamalı. Onun adı olsa olsa "Apo" olur.

Peki, Muho kimdir? Eminim, (hiç seyretmediğim) bir TV dizisi kahramanı gelmiştir aklınıza. Öğrenci dilinde bu kısaltmanın karşılığı duruma göre değişiyor: Muharrem, Muhammet vs. Emine bazen Emoş‘a çevriliyor bazen Emiş‘e. Mehmet; Memo veya Memiş‘e. Hidayet de Hido olmuş.

İmgesiz isimler bunlar. Bu isimler zihnimizde bir kişilik, bir şahsiyet uyandırmıyor. Karton, yapıştırma bir kimlikle karşı karşıyayız. Gerçekliği söyleyişten öteye gitmeyen bir sürü kurgusal kişilik. Birkaç yıl önce yolda bir öğretmen arkadaşa rastladım. Çocuğun elinden tutmuş, gezdiriyor. Küçük kız senin adın ne bakayım? Aleyna imiş. Dedim, babası nerden buldun bu ismi? Kur‘an‘dan, dedi. Nerde geçiyor dedim; "ettahiyyatü okurken "Aleyna" diyoruz ya, oradan." dedi. Başımı salladım ve geçtim. Demedim ki senin söylediğin sure değil dua. Sadece şuna sevindim. Kişiler ontolojik güvenliği dinde arıyor, isim bazında olsa bile, isminin dini literatürde geçmesi ile rahatlıyor.

Ama size şundan eminim, o adam sırf Kur‘an‘da geçtiğini sandığı için koymadı o adı kızına. Ya? Bir İtalyan, bir Hollandalı ismini hatırlattığı, Avrupai bir söyleyişi olduğu için tercih etti. Sosyetede öyle, dindar kesimde böyle. Evet, böyle isimler de var. İkili. Her iki kesimi idare edecek cinsten. Muhammet Utku böyle bir isim mesela. Baktım, arkadaş sosyeteye "Utku" diyor çocuk için, bana gelince "Muhammet". Bu sistem de böyle kurulmamış mıydı zaten? Mustafa İsmet, Galip Hoca, Mustafa Bülent, Süleyman Sami, Ahmet Mesut, daha sayayım mı? Adamlar hutbe okuyarak başlamışlar siyasi hayata. Halife ve saltanat taraftarları galip gelirse adamın makamı hazır gene. O adamlar bir yerlerde olacaktı gene. Neden? Çünkü adam camide hutbe okumaktan, hoca efendilikten, Galip Hocalıktan vs. geliyor. Yok, eğer kendileri yeni bir yönelişe geçecekse yeni ad o zaman çıkıyor ortaya. İsmet oluyor, Celal ya da sadece Bayar oluyor, Süleyman (sonraları Çoban Sülü ) Bülent, Mesut vs.‘ye dönüyor. Yani aslına. Hikaye nasıl bitiyordu? "Aslıhî neslihî."

14 Eyl 2009 - 23:55 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?