Reklamı Kapat

Öğrenme ne zaman başlar

Öğrenme ne zaman başlar?

Çocuğun doğduğu andan itibaren öğrenmeye başladığı bir gerçektir. Hatta anne karnında iken bazı şeylere ilgi duyduğunu, öğrenme emâreleri gösterdiğini ifade eden araştırmalar da vardır...

Doğmadan önce kendisine bahşedilen ve kendisiyle birlikte gelen bilgiler de... Meselâ çocuk doğduğu andan itibaren emmeyi bilir. Küçücük eline dokunan bir parmağı tutmayı da bilir. Sevgiyi, kendisine sevgi dilinin kullanıldığını da bilir. Sarsılınca korkmayı bilir...

Giderek bilgileri artar. Ses çıkarışları, gülücükleri, bakışları ve bakışlarındaki dikkati de artar... Kendi kendine dönmeyi, rahatsızlığını ağlayarak belli etmeyi, ağlayınca kendisiyle ilgilenildiğini, kucağa alınmayı, sallanmayı, daha sonraları oturmayı, emeklemeyi ve yürümeyi... "Anne!", "Baba!" demeyi, sonra koşmayı, konuşmayı...

Çevresinde konuşulan kelimeler, kaba ise kaba konuşmayı, çirkin kelimeler ise onları kullanmayı, güzel ise güzel konuşmayı, anne ve babası hangi dilde ve lehçede konuşuyor ise o dilde ve o lehçede konuşmayı öğrenir. Daha temyiz (yani iyi ile, kötüyü ayırma) yaşına bile gelmeden çok defa rahatlıkla konuşmaya başlamıştır bile...

Bir çocuk bütün bunları öğrenirken hem dünyasını, hem de âhiretini güzelleştirecek bilgiler edinemez mi? Diline bunlarla ilgili güzel kelimeler yerleştiremez mi? Çocukluk günlerimizde bizlere böyle kelimeler öğretildi. Biz onların ne zararını gördük? Sokaklardan, çevremizden duyup öğrendiğimiz çirkin kelimelerle ne kazandık, güzel kelimelerle ne kaybettik?

Öğrenmenin ne başı ne de sonu vardır. Çocukların bitmez-tükenmez soruları, merakını celbeden eşyaya dokunuşları, merakla bakan gözleri, dinleyen kulakları hep ona birşeyler öğretir. Ancak yedi yaş ve sonrası artık organize eğitim alabileceği, kendi lehinde ve aleyhinde olan şeyleri ayırt edebileceği bir çağın ilk ciddî basamaklarıdır.

Eşkıyadan sahabe çıkarmak!

Şimdi câhiliyenin içinden ilim -irfan, azm ve samimiyet dolu bir ümmet çıkaran, akıllara durgunluk verecek ahlâkî güzellikler sergileyen sahabeler yetiştiren, küçük, büyük herkese öğretmenlik yapan, tarihin önceden hiç şahit olmadığı, bir daha da olamayacağı tebliğ, eğitim ve öğretim güzellikleri sergileyen Allah Rasûlü‘ne (sav) kulak veriyoruz:

Mu‘âz İbn Abdullah el-Cühenî (ra) anlatıyor: Resûlullah‘a (sav) çocuklara namaz kılmalarının ne zaman emredileceği soruldu. Allah Resûlü (sav) bu soruya; "Onlara namaz kılmayı, sağını solundan ayırt etmeye başladığında emredin" [Ebu Davud] buyurarak cevap verdi.

Resûlullah‘ın(sav); "Çocuğa yedi yaşına gelince namazı öğretin..." [Tirmizi] emri, bilinen bir emirdir. Bir yavrunun, Rabbine ibadetle filizlenip büyümesi kadar güzel ne olabilir? Gönle sevinç ve sürur doldurabilen kaç şey bulunabilir!? Bu konuya ibadet bölümünde yeniden döneceğiz.

Kur‘an‘ın çocuklara öğretilmesini istediği üç emir

Zikr-i Hakîm‘de yer alan bir buyruk, konumuzla ilgilidir ve üzerinde durup düşünmememiz gereken bir buyruk, bir irşaddır:

"Ey Müminler! Henüz buluğa ermemiş olan çocuklarınız şu üç vakitte yanınıza girerken sizden izin istesinler: Sabah namazından önce.

Öğleyin (istirahat için) elbiselerinizi soyunduğunuz vakit.

Bir de yatsı namazından sonra.

Bu vakitler, sizin mahrem bir durumda, bulunacağınız üç vakittir..." [Nûr Sûresi, 24/ 58]

Bu ayet-i kerime dikkatle incelendiğinde üzerinde dikkatle durulması gereken birçok irşad ve hikmetin olduğu görülecektir. Bunların içinde;

Birinci derecede konumuzla ilgili olanı, henüz ergenlik çağına girmemiş çocukların istirahat vakitlerinde anne ve babalarının yatak odalarına girerlerken izin almalarının gerektiği, bunun çocuklara öğretilmesi, yaşları küçük bile olsa bu konuda eğitilmeleridir.

İkincisi, ilâhî hitabın çocuklara değil, ebeveyne yani büyüklere oluşudur.

Üçüncüsü de zikredilen vakitlerin, mahrem vakitler oluşu ve bu bu mahrem vakitleri ifade üslubudur.

Hitabın büyüklere, yani anne ve babalara olmasının sebebi de açıktır. Çünkü emredilen, çocukların mahrem vakitlerde anne ve babalarının yatak odalarına girerken anne, babadan izin istemeye alıştırılmalarıdır. Ayet-i kerimede bir nevi; "Ey mü‘min anne ve babalar! Henüz ergenlik çağına gelmemiş, ancak aklı ermeye, zihni kavramaya başlamış çocuklarınıza şu üç vakitte yanınıza nasıl gireceklerini öğretin! Aile hayatınızı da buna göre ve bu şuurla şekillendirin!" buyrulmaktadır.

Çünkü bu çağdaki çocuğun kendisi mükellef değildir ve ilâhî emirlerin muhatabı olamaz. Bu onun lehindedir. Muhatabı olacak olsa, emri yerine getirmediğinde günah işlemiş olması, vebal kazanması ve cezalandırılması gerekirdi. Yarattığı kulunu her yönüyle bilen sonsuz rahmet sahibi Rahman, aklı ermeye başlamış, birçok incelikleri anlar hale gelse de bu çağdaki bir çocuğu sorumlu tutmamıştır. Çünkü o, henüz akıl ve irade olgunluğuna ermemiştir.

Ayet-i kerime, henüz ergenlik devresine girmemiş bir çocuğa karşı: "O daha küçük, bir şey anlamaz" düşüncesiyle hareket edilmesinin doğru olmadığı da vurgulanıyor ve büyüklere görev veriliyor. Dolayısıyla hitap büyükleredir. Aynı zamanda bu hitap, bebeklik çağını atlatmış bir çocuğun eğitilmeye, bilgilendirilmeye, alışkanlık, şahsiyet ve ahlak kazandırılmaya uygun olduğuna işaret etmektedir. Âyet-i kerîme bu çağda eğitim verilebileceğinin açık ve net delilidir.

Temyiz çağındaki bir çocuk, görmesi hoş olmayan bir şeye şahid olduğunda, şahid olduğu şey onun beyninde fırtınalar estirecek, bu fırtınalar iç dünyasını sarsacak, olmaması gereken duygular ve sarsıntılar yaşamasına sebep olacaktır...

Belki de hayat boyu tesirinden kurtulamayacaktır.

Mercek altına alınması ve dikkat çekilmesi gereken bir başka gerçek de şudur: Bu çağdaki bir çocuk, istenmeyen bir şey gördüğünde, o gün bazı şeyleri anlamasa bile, yıllar sonra elde ettiği bilgilerle zihnine kaydettiklerini bir araya getirerek bütünleştirecek ve ne olduğunu yıllar sonra anlayacaktır... Bu da farklı bir şekilde üzerinde menfî tesir bırakacaktır. Unutmamalıdır ki, temyiz yaşındaki çocukların hafızaları, idraklerinden daha güçlüdür.

22 Eyl 2009 - 21:05 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?