Reklamı Kapat

Kâfire mucize gösteremezsiniz

Kâfire mucize gösteremezsiniz

Başlıktaki cümle münasebetiyle şu söylenebilir, bu zaten şimdilerde mümkün değildir zira mucizeyi sadece peygamberler gösterebilir. Bu mantığı yakalayıp da Anadolu topraklarında İslam bulmuş Haçlı sürüleri gibi saldıracak olanlar varsa onlara, sözlerini kınlarında tutmalarını tavsiye edelim.

Kâfire mucize gösteremezsiniz çünkü onu ‘kâfir‘ yapan şey fark edemediklerinin toplamıdır. Farkında olmadıkları sebebiyle ona kâfir deriz. Kâfir, hakikatine eremediği ve anlayamadığı bilgiyi örtmeye çabalamasıyla hem gözleri hem de kulakları mühürlenmiş ve mertebe olarak hayvanlardan daha aşağı kademelere atılmıştır. Bakmamakta ısrar ettiği için gözleri mühürlenmiş, gözleri mühürlendiği için de mucizeleri görmez olmuştur.

Mucizenin artistik bir puan toplama aracı olmadığını bildiğimiz için şunu söyleyebiliriz: Mucizeler müminler içindir. ‘Aciz bırakan‘ demek olan mucize tarih boyunca inkâr edenleri bir yerde bırakmış değildir. Küfür ehli içinde bulunduğu acziyeti fark etmediği için tamamına tek tek kâfir deriz. Ayırtına varamadığını ortadan kaldırmaya teşebbüs ettiği için o kâfirdir. Eğer Avrupa kırması hümanist alçaklık ruhumuzu eritmeseydi bugün hala ona gâvur değil de kâfir diyecektik. Gâvurla kâfir arasındaki fark sanıldığından büyüktür. Kâfirin gâvur, gâvurun gayr-ı Müslim olması tesadüfî bir değişim süreci midir? Değildir. [Tüm bunların teorideki anlamlarının ayrı olduğunu söyleyecek safdillere, pratikteki anlamların çoğunlukla aynı olduğunu söylemeli miyiz?]

Mucize, aczinin farkında olan müminler içindir. Gerçek hâkimiyet gücünü elinde bulunduranın karşısında aczini gördüğü için o mümindir. Mümin olduğu için o mucizeleri görebilmektedir. Bu bir çaba ilişkisidir. Müminler, görmeye çabaladıkları için bazen görürler. Bu onların imanını artırır. Müminler için bile çabaladıkları halde ‘bazen‘ görürler dememiz, yerinde bir kelime seçimidir. Zira onlar da her zaman göremezler. Bu arayışla ve anlayışla ilgilidir daha çok.

Allah‘ın yasalarının eskimiş olabileceği düşüncesi on dokuzuncu yüzyıl insan aklının ürünüydü. Genel anlayış on dokuzuncu yüzyılla birlikte sistemleştirildi. Çünkü insan kendi eliyle kendisini şaşırtacak işlere imza atmaya başladığında Allah‘a karşı kibirlenmesini sistemli bir aldanmayla süsleyebildi. ‘Dağı delmek‘ ile ‘dağı var etmek‘ fiillerini birbirine karıştıran modern insan, elinden gelenlerin büyüklüğüne ve zekâsının kıvraklığına hayretler ederek kendisini ve gücünü, tarih içerisinde bir yere koydu. Bilgiyi depolayan hafızasına güvenen insan, hafızasını var eden hakikati, seküler izahlarla boğmaya çalıştı. Sonuçta yeni isimler ve tanımlar uydursa da kitap ve tarih boyunca adı hiç değişmedi.

Kuran, kâfirlerden söz ettiği ayetlerin çoğunda ‘kibirlenmek‘ fiilini de birlikte anmıştır. Bu fark ediş, çabalayan akıllılar için hakikatin yolunu açar ve kalpleri mühürlenen kâfirlerin genel hastalığını ortaya koyar. Çabalayan akıllılar için hakikatin yolunu açar çünkü kibirlenmenin, en derin şeytan hastalığı olduğunu bildirir. O hastalık; şeytanın Hz. Âdem‘e secde etmeme gerekçesiyle başlayan hastalıktır. Kalpleri mühürlenen kâfirlerin genel hastalığını ortaya koyar çünkü kibirlenmenin insanın başına neler açabileceği bilgisini elimize bırakıverir. O bilgi; küfre sapmak ve varlığı en ters istikametinde sürüklemektir. Kibirli, acziyetini idrak etmeyendir. Kâfir de, tıpkı mümin gibi acizdir. Mümin; aciz olduğu gerçeğini idrak ederken, kâfir aciz olduğu gerçeğini kabule yanaşmayandır.

Bir gece yarısı Son Peygamber‘in, Mekke‘den Mescid-i Aksa‘ya götürülmesi tarihin en büyük mucizelerinden biri iken, kâfirler bu büyük mucizeyi bile kibirlerinden görememişlerdir. Peygamberin ordusu kesin bir şekilde, meleklerle desteklendiğinde kâfirler bunu da görmemişlerdi. Birçok kaynak, bazı savaşlarda yardım için gönderilen üç bin melekten söz etmiştir. Üç bin melekten bir tanesini bile görememek ancak kâfirlere mahsus izafi bir başarıdır.

Tarih boyunca kâfirlerin meselelere bakış açısı değişmemiştir. Onlar bugün de, İslam‘ın Peygamber‘inin meleklerle desteklendiğini görmezlikten gelirler. Onlar bugün de Kur‘an‘ın apaçık bir mucize olduğu hakikatini göremezler. Bakara suresinin 6. ayetinde geçen "Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar" bilgisi hakikati anlamamızı sağlıyor. Öyleyse ne yapacağız?

‘Sana düşen apaçık bir tebliğdir‘ buyurur kitap. Tebliğ, işaret etmektir. İşaret etmek, anlatmak ve göstermek... Sözlüklere kulak verirsek, bildirmek ve haber vermek yazar, tebliğ kelimesinin karşısında.

Bildirmekle yerine getirilmesi mümkün bir sorumluluğumuz olduğu açık. Bu bir yönüyle kolay diğer yönüyle zor bir uğraştır. Kolaydır, çünkü haber vermekle, sadece dünyadan ibaret olmadığını iyi bildiğimiz varlığın içindeki kendi varlığımızı soylu bir temelle muhkemleştiriyoruz. Zordur, çünkü haber vermek düşüncesiyle oturduğumuz masalarda, bir felakete sürüklenerek ‘haber alan‘ konumuna gelmemiz ihtimali, varlığını devamlı korumaktadır.

Bildirmekle yerine getirilmesi mümkün sorumluluğumuzun zor olan boyutu, tehlikeyi göze almak ve tehlikeyi gözden çıkarmakla mümkündür. Haber vermekle vazifeli olan mümin, sorumluluğunu, ikna etmeye, sempatik görünmeye ve mucizeleri göstermeye çalışan bir koşturmaya dönüştürdüğünde kısa zaman sonra ‘haber alan‘ konumuna düşme sonucuyla karşılaşacaktır. Sözgelimi Avrupa Birliği müktesebatının, kâfirce yazılmış bir metin olduğunu söyleyebilmek, tehlikeyi göze almakla açıklanabilecektir. Kâfire mucize göstermek isteyenler, kâfire önce gâvur demişler sonra da bu kelimeyi gayr-ı müslim‘e dönüştürmüşlerdir. Sempatik görünme alçaklığını, etkili ‘haber verme‘ teknikleriyle karıştıranlar, kâfire mucize göstermeye çalışmakla vakit harcamaktadırlar.

Hâlbuki kâfire mucize gösteremezsiniz. Çünkü kâfir karşılaştığı her şeyi seküler bir kolaylıkla tevile başvuracaktır. Bu aldanışı, onun mümin olmasının önündeki en büyük engeldir. Mucize, tarih boyunca her an yaşanmakta ve tekrarlanmaktadır. Sözgelimi yeryüzünün ırmakları...

Mucizeleri, görmeyen kâfirlere göstermeye çabalamak yerine, gözleri aczinin farkında açık olan müminleri daha çok ırmaklara götürmek çok daha Müslüman‘ca olacaktır. Kâfire mucize gösteremezsiniz. Çünkü kâfirin örtmeye çalıştığı ışık, bizim görmemizi sağlayan ışıktır.

Kâfire mucize gösteremezsiniz çünkü o, fark edemedikleri sebebiyle kâfirdir.

Kâfire mucize gösteremezsiniz çünkü Kur‘an‘da ‘canı cehenneme‘ denilen onlardır.

Kâfire mucize gösteremezsiniz çünkü kâfir, kibrinin kendine yükselttiği duvarlar arkasında yalnızca ‘kendi‘ için yaşayan ve mazlumun yaşama hakkını dikkate almayandır.

Kâfire mucize gösteremezsiniz çünkü kâfir, gözlerini kapatandır.

27 Eyl 2009 - 22:40 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?