Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, ‘Farklı Çözüm: Dış Politika‘ konferansında önemli açıklamalarda bulundu.
Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, siyasette yeni döneme ‘Farklı Çözüm: Dış Politika‘ konulu geniş kapsamlı bir basın toplantısıyla start verdi. Bilkent Otel‘deki toplantıya, uluslar arası basın temsilcileri, yabancı ülkelerin büyükelçilik basın ataşeleri, Türk basın mensupları, Başkanlık Divanı, GİK, Kadın Kolları, Gençlik Kolları, il ve ilçe teşkilatları büyük ilgi gösterdi. Saadet Partisi‘nin dış politikalarına ilişkin görüşlerini açıklayan Kurtulmuş, ‘Farklı Çözüm‘ toplantılarının bundan sonra ekonomi, sosyal hayat, eğitim ve önemli konularda devam edeceğini de açıkladı.
26 Ekim‘den sonra yeni bir atılım ve açılım sürecine giren Saadet Partisi‘nin hem Türkiye hem dünyada ilgiyle izlendiğini kaydeden Kurtulmuş, "O günden bu yana Türkiye‘nin sorunlarına kavga yoluyla değil, akılcı çözüm üreten bir anamuhalefet partisi özelliği kazanmıştır. Şimdi bundan sonraki dönem, iktidara yürüyüş dönemidir. Bu iktidara hazırlık dönemi içinde, Saadet Partisi‘nin bütün görüşlerinin kamuoyu tarafından bilinmesini arzu ediyoruz. Yeni döneme ilişkin çalışmalarımızı hızlı bir şekilde sürdürmektedir" diye konuştu.
5 ana başlıkta dış politika
Kurtulmuş, dış politika basın toplantısını şu 5 ana başlık altında topladı: 1-21.yüzyılın başında Türkiye ve dünyanın durumu 2-Türkiye‘nin dış politika vizyonu 3- Saadet Partisi‘nin temel prensipleri 4- AKP‘nin dış politikasına ilişkin değerlendirme 5- Türkiye‘nin güncel dış politika sorunları. Öncelikle durum tespiti yapan Kurtulmuş, 1990‘dan sonra Sovyetler‘in dağılmasıyla güç dengesinin bozulup güçler dengesi dönemi başladığını kaydederek, "Bugün gelinen noktada, 2. Dünya savaşından sonra kurulan; başta BM, NATO, GAT gibi kuruluşlar fonksiyonlarını yitirmiştir, işlevsiz hale gelmiştir. IMF‘nin yeni dönemde fonksiyonlarının ne olacağı tartışılıyor. Sovyetler‘e karşı kurulan NATO‘nun hiçbir anlamı kalmamıştır" dedi. Dünyanın art arda yeni krizlere girdiğini kaydeden Kurtulmuş, "Dünya, çifte standartçı, gelir dağılımı adaletsizliği, bölgeler arası dengesizlik, açlık ve sefalet, baskı ve zulümler, işgallerin ve haksızlıkların hüküm sürdüğü bir dünya haline gelmiştir. Bu perspektiften baktığınızda, dünya hiçbir dönemde bu kadar yoğun karanlık bir dönem yaşamamıştır. Dünya adaletsizlik ve haksızlıkların yaşanması bakımından, Firavunların, Nemrutların dönemini aratacak bir karanlık içindedir" diye konuştu.
Bu yüzyılda ayrıca zengin Kuzey ülkeleri ile fakir güney ülkelerindeki uçurumun iyice arttığını kaydeden Kurtulmuş, "2030‘a gelindiğinde, dünyadaki bütün ekilebilir alanların ve su kaynakları, yer altı ve yer üstü zenginlikleri, sürekli egemenlikleri artıran zengin ülkelerin eline geçecektir. Açlık ve kıtlık, kitlesel boyutlara ulaşacaktır" diye konuştu. Kurtulmuş, bu derin kriz, kaosların ve çıkmazların temelinde son 3 asırdır dünyaya değerleriyle, kurumlarıyla ve paradigmasıyla yön veren sistemin çöküşe geçmiş olmasına bağladı.
Türkiye‘nin durumu
Türkiye‘nin konumunu ortaya koyan Numan Kurtulmuş, soğuk savaşın bitişinin ardından çok ciddi imkanlar yumağı ile karşı karşıya bulunulduğunu kaydederek, "Jeopolitik, jeostratejik, jeokültürel bütün imkanlar, Türkiye‘ye soğuk savaş döneminde olduğundan çok daha fazla imkanlar sunmaktadır" dedi.
Türkiye‘nin bu imkanlarla karşı karşıya kaldıkça tarihsel misyonu hatırlamak zorunda vurgulayan Kurtulmuş, "Türkiye bölgesinin amiral gemisidir. Dünyadaki küresel medeniyet krizine karşı, yeni bir medeniyetin değerlerini filizlendirebilecek, tarihsel bir tecrübeye ve medeniyet birikimine ve ufkuna sahiptir. Eğer gerekleri yerine getirebilirse, bu dönem dünyada çok az ülkeye nasip olacak küresel denklemin yeni ve güçlü bir aktörü olma imkanını sunmaktadır" dedi.
11 Eylül‘den sonra soğuk savaş döneminde ‘çevre ülke‘ rolü verilen Türkiye‘ye ‘yarı merkez ülke‘ rolü biçildiğini kaydeden Kurtulmuş, "Çevre ülkeleri ehlileştiren, yeni bir rol modeli takdim edildi. Türkiye‘ye yeni dönemde Yeni Osmanlıcık rolü biçildi. Ve bunu da Türkiye‘nin önüne yeni bir perspektifmiş gibi koyuyorlar. Özellikle 2002‘den sonra AKP iktidarıyla açıkça dile getirilen BOP, GOP‘un eşbaşkanlığını yapması ve Yeni Osmanlıcılık gibi misyonlara gönüllü olarak soyunması, bu konudaki eylem ve söylemler bunu teyit etmektedir" dedi. Türkiye‘nin bölgede çok önemli bir rol model olabileceğini vurgulayan Kurtulmuş, "Birçok ülkeye önderlik yapabilir. İddia sahibi ülkeler, başkalarının kendisine çizmiş olduğu projeleri tatbik ederek, başkalarının kendisine verdiği elbiseleri giyerek asla model olamazlar. Olsa olsa fotomodel olurlar" dedi.
Türkiye‘nin dış politika vizyonu
Türkiye‘nin dış politika vizyonunu ise ‘yeryüzünde yaşayan bütün insanların mutluluğunu sağlamak için öncelikli olarak küresel barışı tesis etmektir‘ cümlesinde özetleyen Kurtulmuş, bunun da küresel adalet ve erdemin oluşturulmasıyla sağlanacağını vurguladı. Kurtulmuş, "Küresel erdem, Hz. Adem‘den bu yana bütün insanlığın, hangi dinden, medeniyetten, kültürden, ırktan olursa olsun bütün insanların peşinden koştuğu üç büyük temel insani erdemi, küresel sistemin ana unsurları olmak mümkündür. Bunlar da; özgürlük, adalet ve refahtır" diye konuştu. Fatih Sultan Mehmet‘in İstanbul‘u sadece topu ve tüfeği ile değil Bizans‘ın insanları ‘başımızda kardinal külahı görmektense Osmanlı sarığını görmeyi tercih ederiz‘ dedikleri için fethettiğinin altını çizen Kurtulmuş, "Bugün geldiğimiz noktada, batı kendi paradigmasını kaybetmiş, yumuşak gücü kalmamıştır. Yeryüzünde insanlar tarafından sempatiyle bakılmıyor, korkuyla izleniyor. Bugün batı cazibe merkezi olma özelliğini kaybetmiştir" dedi.
Dünyada yeni bir sese, yeni bir nefese, yeni bir insan modeline, paradigmaya ve medeniyete ihtiyaç bulunduğunun altını çizen Kurtulmuş, şöyle konuştu: "Türkiye‘ye büyük sorumluluk düşüyor. Sadece kendi ülkesini değil bütün dünyayı dikkate alan vizyonla dış politikasını kurgulamak zorundadır. Dış politikamızda, Amsterdamın, Newyork‘un arka sokaklarında hayattan koparılan insanlarını, Meksika‘nın topraksız bırakılan köylülerini, Afrika‘nın susuz ve ekmeksiz bırakılan biçarelerinin durumunu da düşünmek zorundayız. Biz bütün dünyayı barış ve esenlik yurdu haline getirecek bir vizyonu sürdürmek zorundayız. Başta Türkiye olmak üzere bölgesinin Darusselam olmasını sağlayacak aktif ve şahsiyetli dış politika vizyonuna sahip olmak zorundadır ".
Türkiye‘nin yeni kurulmuş değil bu coğrafyada asırlarca büyük medeniyetlere beşiklik ettiğini hatırlatan Kurtulmuş, "Bu topraklarda siyaset yapan herkes, bunu özümsemek zorundadır. Tarih ve medeniyet tasavvuru olmadan, asla dış politika kurgusu yapılamaz. Dış politika teknik bir iş değil, büyük bir vizyonun şekillendiği bir alandır. Bu anlamda, Türkiye‘de yaşayan herkes, Yeniden Büyük Türkiye‘yi kurmak mecburiyetinde olduğunu düşünerek dış politika adımları atmaz zorundadır" diye konuştu.
Mescidi Aksa işgali sona erdirilmeli
Güncel meselelere değinen Kurtulmuş, Ermenistan ile imzalanacak anlaşmayı eleştirerek, komşularla sıfır problem diye taviz verilemeyeceğini kaydederek, Karabağ işgali sona ermeden ve 1 milyon Azeri‘nin vatanlarına gelmeden sınırın kesinlikle açılmamasını gerektiğini söyledi. Özellikle Mescid-i Aksa‘ya yönelik saldırı ve kuşatmaya da sert tepki gösteren Numan Kurtulmuş, her hal ve şartla Filistin halkının yanında olduklarını söyledi. Başkenti Kudüs olan özgür ve egemen bir Filistin devleti kurulmadığı sürece Ortadoğu‘ya barış gelmeyeceğinin altını çizen Kurtulmuş, Filistin meselesinin siyasi bir sorun olduğunu ve çözümün de siyasi olacağını kaydetti. 6 gündür Haremüşşerif‘in kontrol altına alındığını, Mescid-i Aksa‘ya girişi çıkışın yasaklandığını kaydeden Kurtulmuş, "Mescid-i Aksa‘nın altındaki kazılar ve tünel çalışmalarını hız kazanmıştır. Bu kazılar sonucu, endişe ederiz ki, kaza olduğu kusura bakmayın Mescid-i Aksa yıkıldı noktasına gelebilirler. Bunun önlenmesi şimdiden siyasi tavır ortaya konmalıdır" diye konuştu. 6 gündür BM, İKÖ, Unesco‘dan veya herhangi bir yerden ses çıkmadığını kaydeden Kurtulmuş, "Herkes susmuş. İsrail yanlısı kamuoyunun susmasını anlarız da, her konuştuğunda Filistin meselesinden ağzını açan, İslam ülkelerinin tavırlarının anlamak asla mümkün değildir. Haremüşşerif‘teki bu işgal derhal sona erdirilmelidir. Türkiye‘nin BM‘nin gözlemci üyesi olarak, elindeki bütün imkanları seferber etmelidir. Sadece söz değil bu konuda İsrail‘e karşılı diplomatik adımları atmalıdır" dedi.Kurtulmuş, Kudüs‘ün manevi koruyucu Raid Salah‘ın da hemen serbest bırakılmasını istedi.
Saadet‘in temel prensipleri
Kurtulmuş, Saadet Partisi‘nin temel prensiplerini ise şöyle sıraladı:
*Yeni ve adil bir dünyanın kurulabilmesini temin etmek.
*Dış politikamızı pragmatizm yani çıkarcılık üzerine değil küresel erdemi sağlayacak prensipleri üzerine inşa etmek
*Bu çerçevede her zaman kuvvetli olandan değil haklı olandan yana tavır koymak.
*Reel politiği gücü boyun eğmek olarak değil, Türkiye ve dünyayı günün şartlarının getirmiş olduğu imkanları kullanarak bir barış yurdu haline getirmek olarak algılıyoruz
*Aktif, çok yönlü ve şahsiyetli bir dış politikayı esas alıyoruz
*Meseleleri evrensel ölçekte ele alıyor ve bu çerçevede komşular, kardeşler, dindaşlar, mazlumlar açılımını ana ilke olarak görüyoruz
*Dış politikayı sadece devletler arasında teknik bir ilişki olarak görmüyoruz, dış politikayı devletler arasında organik, sürekli ve devingen bir süreç olarak ele alıyoruz.
*Biz hiçbir ırka, millete ve toplum kesimine rengini, dilini, dinini göz önünde bulundurarak kategorik olarak düşmanlık yapmıyoruz. Bizim düşmanlığımız, zalimleredir ve ortaya koyduğu zulümleredir.
AKP‘nin dış politikası
2002 yılından bu yana izlenen Ak Parti dış politikasının da bir değerlendirmesini yapan Numan Kurtulmuş, hükümetin dış politika teorisi eksikliği bulunduğunu vurgulayarak, "Maalesef hükümetin belirgin, milletle paylaşılmış, bir dış politika genel teorisi yoktur. Günü birlik olarak, küresel sistemin gereklerine göre, kendisine bırakılan alanlarda icraat yapıyor" dedi. Dış politikada milletin oylarının belirleyiciliğini bulunmadığının altını çizen Kurtulmuş, "Türkiye‘de bürokratik oligarşi, millete hesap vermeyen adacıkların en belirgin olduğu yerlerden birisi dış politikadır. Dış politika, maalesef milleten uzak bir şekilde, bürokrasi içinde kararlaştırılıp uygulanmaktadır" dedi. Kurtulmuş, "Biz Ermenistan sınır kapısını açarken, bu konuyu parlamentoya getirdik mi? Millet iradesinin tecelligahı olan parlamento bu konuda görüştü mü? Milletin fikirleri gündeme geldi mi? Ya da milletin fikirlerine danışıldı mı? Ne yazık ki, Türkiye dış politikayı, bürokrasi belirliyor" şeklinde konuştu.
Neoliberal aydınların halkı dışlayan görüşlerine de karşı çıkan Kurtulmuş, "Bu millet, her şeye karar vermeye tek makamdır. Dış politikayı da iç politikayı belirler" dedi. Buna Gazze işgali sırasında Çağlayan‘da ortaya konan tavrın Türkiye‘nin dış politikasında etkili olduğunu kaydeden Kurtulmuş, "Çağlayan meydanının etkisi, Otelin lobisinde One Minute olarak ortaya çıkmıştır" dedi.
Hükümetin reel politik ve ulusal çıkar çizgisini de eleştiren Kurtulmuş, "Her konuda, reel politik Türkiye‘nin şu şekilde hareket etmesini gerektiriyor diyorlar. 1 Mart tezkeresinde millet ABD işgalinde askerlerin geçişine müsaade etmedi. Ancak ne yazık ki, ulusal çıkarlarımız ABD ile hareket etmekten yanadır, reel politik bunu gerektiriyor diyerek maalesef milletin vermediği yetkileri verdiler. Şimdi şunu merak ediyorum, geçen 6 yılda komşumuz Irak‘ta 1.5 milyonun insanın kaybetmesinde acaba Türkiye‘nin hangi ulusal çıkarı vardır? Bu hangi reel politik ile açıklanabilir " dedi. Reel politiğe teslim olarak, önünde diz çökerek bir müddet sonra kaybedilenlerin reel olarak görülmemeye başlanacağını vurgulayan Kurtulmuş, "Ben hükümeti, bu konudaki görüşlerini revize etmeye davet ediyorum" dedi. AKP döneminde dış politikanın büyük bir piar (halkla ilişkiler) çalışmasına döndüğünü anlatan Kurtulmuş, UAEK‘de İsrail‘in nükleer kapasitesine çekimser
kalarak dolaylı yoldan destek verildikten hemen sonra Başbakan Erdoğan‘ın "Bölgede, sadece İran‘ın değil İsrail‘in de nükleer kapasitesi var. Bunun üzerinde niye durulmuyor?" açıklama yaptığına dikkat çekti. Kurtulmuş, "Eğer gerçekten İsrail‘in nükleer kapasitesinin araştırılmasını istiyor idiyseniz, niye UAEK‘de İsrail‘in nükleer kapasitesinin araştırılması yönünde oy kullanmadınız? Bu oylamadan sonra bizim için Davos‘taki One Minute, bitmiştir. One minute, the end olmuştur" diye konuştu. Erdoğan‘ın otel odalarında çok güzel konuştuğunu ancak karar verme aşamasında şaştığının altını çizen Kurtulmuş, "Daha yeni IMF toplantılarında, dışarıdaki gösterilerin temsilcisi gibi konuştu. Dışarıdakiler ne diyor? Bu milletini iliğini emen IMF‘yi kov, defet diyor. Siz konferans salonunda ‘IMF dışarıdakiler kulak versin‘ akşamüzeri ise ekonomiden sorumlu bakanınıza ‘Ali ne oldu? Bunlar bize kaç para verecek? Diyeceksiniz?" diye konuştu.




