1969 yılında gerçekleştirdiği "Yeşil Devrim" ile bir anda Libya‘yı dünya gündemine taşımayı başaran Kaddafi, 1977 yılında da "Halk yönetimi" ne geçerek halkını bizzat yönetime ortak etmeyi gerçekleştirmesiyle de düzen arayıcılarının kafalarını karıştırmayı başarmıştır.

Libya Lideri Kaddafi ilginç kişiliği ve tavırları ile dünyanın bakışlarını üzerine çekmeyi başarmıştır. 1969 yılında gerçekleştirdiği "Yeşil Devrim" ile bir anda Libya‘yı dünya gündemine taşımayı başaran Kaddafi, 1977 yılında da "Halk yönetimi" ne geçerek halkını bizzat yönetime ortak etmeyi gerçekleştirmesiyle de düzen arayıcılarının kafalarını karıştırmayı başarmıştır. Çünkü, Kaddafi‘nin ‘Halk yönetimi" ini Fizan‘ın başkenti konumundaki Sebha‘da  gerçekleştirdiği "Halk Kongresi"nde  ilan etmesiyle, o güne kadar dünyada geçerli olan yönetim teorilerine bir üçüncüsü eklenmiş oluyordu. "Üçüncü dünya teorisi" olarak tanımladığı  manifestosunu "Yeşil Kitap" adı altında kitaplaştırmıştır. Aradan geçen 30 yıllık süreye rağmen "Yeşil Kitap" üzerindeki tartışmalar, seminerler, sempozyumlar devam etmektedir.

Bütün kesimleri biraraya getirdi

Libya lideri Kaddafi, "Yeşil kitap"ta kitaplaştırdığı görüşlerini hayata geçirmek  için 1977 yılında Sebha Kenti‘nde  topladığı "Halk Kongresi"nde ülkenin her kesimini (asker, sivil, bürokrat, öğrenci, genç, çiftçi, kadınlar) bir araya getirdi. Gerçekleştirilen toplantıda "Halk yönetimi" ilan edildi. Yani halkın doğrudan ülke yönetiminde yer alması ilan edildi. Ve bu kongrede 4 maddelik Libya Anayasası da ilan edildi. Anayasanın maddeleri ise şöyleydi:

Madde 1:  Libya‘nın resmi adı: (Libya Arap Halk Sosyalist Cumhuriyeti)

Madde 2: Kur‘an toplumun yasasıdır.

Madde 3: Libya‘da sistemin temeli, doğrudan halkın yönetimi şeklindedir. Yani otorite halkındır, başkasının değildir. Halk bu otoriteyi  "Halk Kongreleri", "Halk komiteleri", sendikalar, birlikler, mesleki kuruluşlar ve "Genel halk Kongresi" aracılığı ile kullanır. Bunun çalışma sistemi kanunla belirlenir.

Madde 4: Ülkenin savunulması kadın erkek her vatandaşın görevidir. Bu da genel askeri eğitim ve halkın eğitilmesi ve silahlandırılması yoluyla yapılır. Genel anlamda askeri eğitim ve savaş konusunun çerçevesi bir kanunla düzenlenir.

Afrika‘nın gelişmesinde Kaddafi‘nin rolü

2 Mart Cuma günü  "Halk Yönetimi"ne geçişin 30. yıl kutlamalarını izlemek üzere Trablus‘tan uçakla SEBHA Kentine gidiyoruz.  Bir saat süren uçak yolculuğumuz esnasında uçağın penceresinden Fizan çölünün güzelliklerini uzun uzun seyretme imkanı bulduk. Sebha, Libya‘nın önemli kentlerinden birisi. Şehirleşme de oldukça düzgün yapılmış. Sebha‘nın gelişmesinde Türk müteahhitleri de yer almışlar, halen de  çalışmaktalar. Kutlamalar öncesinde Sebha‘da gayet güzel tanzim edilmiş bir bahçede ağırlanıyoruz.

Hava sıcaklığı 30 derece civarında. Ama çölden esen hafif rüzgar bizi rahatlatıyor. Kutlamalar Kongre sarayında yapılıyor. Aynen 30 yıl önce olduğu gibi Halk kongresine katılan, toplumun her kesimini temsil eden katılımcılar günün önemini belirten konuşmalar yaptılar. Toplantıya iştirak eden Uganda Cumhurbaşkanı da yaptığı uzun bir konuşma ile Libya‘nın ve Lideri Kaddafi‘nin  Afrika‘nın gelişmesindeki rolü üzerinde durdu. Toplantıyı Lider Kaddafi bizzat kendisi yönetiyordu, 30 yıl öncesinde olduğu gibi.

Günün en son konuşmasını ise, lider Kaddafi yaptı. Kaddafi konuşmasında ambargo öncesinde ve ambargo sırasında izlediğim konuşmalarının aksine heyecanlı değildi. Halkıyla iktidara gelişinin 38. ve Halk Yönetimi‘nin ilan edilişinin 30. yılının muhasebesini yaparken, gelecek için de neleri yapmaları gerektiğini, ufuklarını ve ideallerini anlatıyordu. Dış politika da ise sadece Iraktaki gelişmelere işaret ederek konuşmasını sürdürdü. Libyalılar ise büyük bir dikkat ve coşku ile liderlerini dinlerlerken zaman zaman da klişeleşmiş sloganlarla lidere bağlılıklarını dile getiriyorlardı.

Libya halkı Osmanlı hayranı

Tarihi ve kültürel, dini bağlar nedeniyle  ortak yanlarımızın çok olduğu Libya‘da bulunduğumuz süre içerisinde hiç yabancılık çekmiyoruz. Trablus da bulunduğumuz süre içerisinde şehirde yaptığımız gezinti sırasında halktan oldukça sıcak ilgi gördüğümüzü söylemeliyim. Libya halkı bize hiç yabancı değil. Osmanlı zamanında çeşitli nedenlerle bu ülkeye giden Türkler orada kalarak Libya halkı ile evlilikler gerçekleştirmişler. Onların torunları kendilerini öncelikle Libyalı kabul ediyorlar. Sizinle konuşurken dedelerinin, babalarının Osmanlı olduğunu büyük bir gurur ile ifade ediyorlar. Libya yönetiminde kendilerine önemli görevler verilmiş. Ülkelerine hizmet etmenin mutluluğunu yaşıyorlar.

Libya‘da bulunduğumuz süre içerisinde ülkeyi yakından tanıyabilmek için yaptığımız gezintilerdeki tespitlerimizi sizlerle paylaşabilmek için yazıya döktük. Şunu öncelikle ifade etmeliyim ki, bu ülkeye 1982 yılından bu yana çeşitli dönemlerde geldim. Bu son gelişimde önemli gelişmeler gördüğümü söyleyebilirim.10 yıllık ambargo döneminin bezginliğini, kararsızlığını atmış Libyalılar. Gençleri oldukça hareketli, kararlı gördüm. Camiler gençler tarafından dolduruluyor. Çarşı ve pazarlar mallarla dolu, halk akşamın serinliğinde alışveriş yapmak için çarşı ve pazarları dolduruyor. Yeni yeni binalar ve oteller, "Burcu‘l Fatih" gibi iş merkezleri dikilmiş. Yenilerinin yapılması için görüşmeler yapılıyor. Turizm acenteleri geleceğin Libya‘sında turizm pastasından pay alabilmek için Trablus‘ta konuşlanmaya başlamışlar. Ama Libyalıların arzuları ülkelerindeki gelişmeleri, yatırımları Türk firmaları ve şirketleri ile paylaşmak.

Libya‘nın İslâm topraklarına katılışı

Libya (Libya Arap Halk Sosyalist Cumhuriyeti) Akdeniz kıyısında, doğusunda Mısır, batısında Cezayir ve Tunus, güneyinde Nijer ve Çad, güneydoğusunda Sudan ile komşu olan bir Kuzey Afrika ülkesi.

647 yılında ise Abdullah ibn el-Sa‘ad komutasındaki Arap İslam orduları Libya‘ya girerek Bizanslılar‘ı mağlup etti. Trablus (Tripoli) ve Cyrenaica Halifeye bağlanmakla birlikte Bizanslılar‘a (İstanbul ve Şam) bağlı yöneticiler  bölgeyi yönetmeye devam ettiler. Sonraki dönemlerde bölge halklarının Müslümanlığa geçişi ve Arap dilinin kabulü gerçekleşti. 1146‘da Sicilyalı Normanlar Trablus‘u istila etti. 14. ve 15. yüzyıllarda İslam egemenliğinden sonra, 16. yüzyılda tekrar Hıristiyan yönetimine geçti. 1553‘te Hıristiyanlar Osmanlı İmparatorluğu‘na bağlı Turgut Reis tarafından buradan çıkartıldı. Osmanlı Devleti‘nin zayıflamasına paralel olarak Libya‘daki yönetim de Dayı denilen ve görece bağımsız olan beylerin eline geçti. Dayılar birer devlet başkanı gibi başka devletlerle ikili antlaşmalar bile yapabiliyorlardı.19.yy başlarında Libya‘daki Dayılar da Tunus ve Cezayir Dayıları gibi Akdeniz‘de Amerika Birleşik Devletleri ile mücadele etmiştir. Osmanlılar 1835 yılında Libya‘daki kontrolü yeniden sağlayarak burayı merkeze bağladılar.

Osmanlı İmparatorluğu‘nun zayıfladığı dönemde, 1911‘de İtalyanlar bölgeyi işgal ettiler. Trablusgarp Savaşı akabinde yapılan Oshy anlaşması ile Libya‘daki fiili Osmanlı Hakimiyeti sona ermekle birlikte, hukuken Osmanlıya bağlılığı benimsendi.

Libya cihadının önderi

İtalya‘da faşist Mussolini‘nin iktidarı ele alması üzerine Libya‘nın tamamının kontrol altına alınabilmesi için takviye askeri birlikler gönderildi. Ömer Muhtar buna karşı kendi birliklerini yeniden organize etti. Ancak her türlü imkâna sahip İtalyan güçleri karşısında zor durumdaydı...

Osmanlı Devleti‘nin zayıflamasına paralel olarak Libya‘daki yönetim de Dayı denilen ve görece bağımsız olan beylerin eline geçti. Dayılar birer devlet başkanı gibi başka devletlerle ikili antlaşmalar bile yapabiliyorlardı.19. yy başlarında Libya‘daki Dayılar da Tunus ve Cezayir Dayıları gibi Akdeniz‘de Amerika Birleşik Devletleri ile mücadele etmiştir. Osmanlılar 1835 yılında Libya‘daki kontrolü yeniden sağlayarak burayı merkeze bağladılar.

Osmanlı İmparatorluğu‘nun zayıfladığı dönemde, 1911‘de İtalyanlar bölgeyi işgal ettiler. Trablusgarp Savaşı akabinde yapılan Oshy anlaşması ile Libya‘daki fiili Osmanlı Hakimiyeti sona ermekle birlikte, hukuken Osmanlıya bağlılığı benimsendi. Ülkeyi işgal eden İtalyanlara karşı Mustafa Kemal, Enver Paşa ve diğer bazı Osmanlı subaylarının örgütlediği milis kuvvetleri uzun zaman direnç gösterdi. Ancak her türlü üstünlüğe sahip olan İtalya, ülkenin tamamını kontrol etmeyi başardı. Halkı baskı ve zulüm ile sindirdi. Adeta bütün Libya‘yı köleleştirdi. Bu dönemde İtalyan sömürgeciliğine karşı Ömer Muhtar tarafından başlatılan direniş hareketi ise Ömer Muhtar‘ın yakalanarak idam edilmesi sonucunda başarısızlığa uğradı.

BM, Libya‘nın bağımsızlığını onaylıyor

İkinci Dünya Savaşı‘ndan sonra bölge Fransa ve İngiltere‘ye bırakıldı. Birleşmiş Milletler 1949‘da Libya‘nın bağımsız bir ülke olması gerektiği kararını aldı. Görüşmelerde Libya‘yı, 1920‘lerden beri İtalyanlarla mücadele etmiş olan, sonrasında Mısır‘a sürgüne giden Şeyh İdris temsil etti. 1951‘de Libya bağımsızlığını kazandı ve Birleşmiş Milletler aracılığıyla bağımsızlığa kavuşan ilk ülke oldu; İdris ülkenin kralı oldu.

1969‘da, ordunun genç subaylarından Muammer Ebu Minyar Al-Kaddafi bir grup subayla birlikte Kral İdris‘e karşı bir darbe yaptı. Darbe yapıldığı sırada Kral İdris Türkiye‘nin Bursa şehrinde bulunuyordu. Monarşi sona erdirildi ve Libya Arap Cemahiriyesi kuruldu. Kaddafi, o tarihten sonra kendisinin "Üçüncü Evrensel Teori" dediği, Sosyalizm ve İslam karışımı bir politik rejimi izledi. 1990‘lı yıllardan itibaren Lockerbee faciasını bahane eden Amerika‘nın baskısı ile sağlanan uluslararası ambargo ile 1969‘dan ititbaren sürdürdüğü kalkınma hamlesine darbe vuruldu.

Kaddafi, ordusunu Türkiye‘nin emrine tahsis etti

Libya‘da Türk asıllı milyonlarca insan bulunmaktadır. Ayrıca Libya, Kıbrıs Barış Harekatı sırasında, Türkiye‘ye uygulanan ambargoya rağmen Türkiye‘ye yardım yapan tek ülkedir. 1974‘de Türkiye‘nin Kıbrıs müdahalesi sırasında Libya lideri Kaddafi Türkiye‘ye askeri yardım getiren uçaklarla bizzat ilgilenirken, ayrıca yönetim olarak da şu önemli kararları almışlardı:

1. Libya Ordusu, Türk Genel Kurmay‘ının emrindedir.

2. Ham petrol, gemilerle Türk tarafının istediği limanlara taşınacaktır.

3. Türkiye hangi silahı almak istiyorsa, bize bildirmesi-fatura etmesi yeterlidir.

Türkiye Libya‘nın bu tutumu karşısında 70 Libyalı öğrenciyi Deniz Harp Okulunda eğitti. Jest olarak da dönemin Genel Kurmay Başkanı Genç Subay adaylarıyla yemekte bir araya geldi.

Maalesef Libya, Kıbrıs müdahalesi sırasında yaptıklarına rağmen halen Türkiye‘de  yanlış tanınmaktadır. Halbuki bu ülkenin doğru tanıtılması iki tarafın da menfaatlerinin gereğidir. Şu anda Libya‘da geniş iş ve yatırım imkanları bulunmaktadır. Ancak Türk iş dünyası bu imkanlar ile yeterince ilgilenmemektedir.

Yönetim şekli: Libya‘da Muammer el-Kaddafi‘nin "Yeşil Kitap" adlı manifestosunda yer alan fikirlerin uygulanmasına çalışılmaktadır. Ancak manifestodaki teorik unsurlarla uygulama arasında ciddi farklılıklar olduğu görülür. Yeşil Kitap halkın yönetime doğrudan katılmasını öngören bir formülden söz eder ve bunun için halk meclisleri oluşturulmasını öngörür. Devletin en üst kademesinde "Devrim Önderi" sıfatı taşıyan başkan bulunmaktadır. İkinci kademedeki yetkili Genel Halk Kongresi Sekreteri‘dir. Genel Halk Kongresi‘nin 750 üyesi bulunmaktadır ve bu üyeler yukarıda sözü edilen halk meclisleri tarafından belirlenmektedir. Yeşil Kitap, ideolojisini "halk yönetimi", "sosyalizm" ve "üçüncü dünya teorisi" başlıkları altında toplamaktadır. Siyasi partiyi çağdaş diktatörlük olarak nitelemektedir.

Libya yöneticileri birçok konulardaki düşüncelerini sloganlaştırmışlar. Bu sloganlara şehir merkezlerinde, meydanlarda, kongre ve toplantı salonlarında rastlamak mümkün. Sloganlardan bir kaçı şöyle: "Kur‘an toplumun yasasıdır", "Halk kongreleri olmadan demokrasi olmaz", "Hürriyet ihtiyaçta saklıdır"," Parlamentolar demokrasinin bir aldatmacasıdır" "Hürriyet ihtiyaçta saklıdır"

Muhabir: Haber Merkezi