Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu, dün, Türkiye‘deki bankaların 2009 yılının dokuz aylık görünüm raporunu açıkladı. Rapora göre, bankalarımızın mali yapıları iyice sağlamlaşmış.
Bankaların sermaye yeterlilik oranı, yüzde 20‘ye ulaşmış. İstenilen oranının yaklaşık 12 puan üzerinde sermaye yeterliliği oluşmuş. Banka kârları da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 41,1 oranında artarak 15,7 milyar liraya yükselmiş... Bankaların para ticareti yapan kuruluşlar olduğunu herkes biliyor. Tabii kârlarını da para ticaretinden yapacaklar. Buraya kadar gelişmeler normal. Ama zarar ettikleri zaman, onların zararları, vatandaşın ödediği vergilerle karşılandığına göre, kâr ettiklerinde de bu kârların önemli bir kısmının olası risklere karşılık ayrılmasında fayda yok mu? BDDK, bankaların, 2009 yılında elde ettikleri kârın, mevduat ve kredi faizleri arasında olması gerekenden fazla kısmını, dağıttırmayıp gelecek risklere karşılık ayırtmasında fayda var. İleride, bankalar, başları sıkıştığında, vatandaşın sırtına yük olmadan kendi İhtiyaçlarını karşıtamalı. Aksi takdirde elde edilen yüksek kârları, ortaklar, alıp gidecek. Anlayacağınız "kârlar patrona, zararlar vatandaşa." Hatırlayacaksınız 2001 yılında batan bankaların zararlarını vatandaş hâlâ yüksek oranda KDV ve ÖTV ödeyerek karşılıyor. İleride bankaların yeniden vatandaşın sırtına yük olmamaları için şimdiden önlem almakta fayda var.





