Hacc‘ın manası

Hacc kelimesi lüğatte, mutlak mânâda "niyet etmek, kastetmek, belli bir hedef tayin edip ona yol tutmak, onu ziyaret etmek" demektir. Böyle bir niyetin, azmin ve ziyaretin tekrarı, hacc kelimesinin asıl mânâsına daha da uygundur. Ayrıca kelimenin yapısında kastedilen, yön tutulan mekânın yüce görülüşü ve tazimi anlamı da vardır.

Bütün bu mânâlar göz önünde tutulduğunda hacc; "gönülde yüce bir yeri olan bir hedefe yönelerek ona yol tutmak, bu niyeti, kastı tekrar tekrar taşımak" demektir. Fıkhî mânâda ise; "Dîn-i Mübîn‘in rükünlerinden birini edâ için Beytullah‘ı hedef tayin ederek, onu kastedip, ona yönelip yol tutmak, onu ziyaret etmektir." [1]

Bu yol tutuş yeryüzünün en mukaddes beldesine, en güzel duygularla yol tutuştur. Bu sıradan bir yolculuk değildir. Bu yolculuk; "Gücü yeten, imkan ve yol bulan insanlar üzerinde Beytullah‘ı haccetmeleri, Allah‘a bir kulluk borcudur." (Âl-i İmrân 3, 97)

âyet-i kerîmesinde zikredilen Allah‘ın kullar üzerindeki hakkını, O‘na olan kulluk borcunu edâ yolculuğudur.

İbrâhîm‘in (as) dünyanın dört bir köşesinden mü‘min gönüllerin bu topraklara meylederek gelmelerini isteyen duasının bereketi olan yolculuktur.

Makbul hacc‘ın karşılığı

Bu yolculuk Allah Rasûlü‘nün (sav): "Kim Allah İçin hacceder, haccını edâ sırasında şehevî sözler kullanmaz, şehevî davranışlarda bulunmaz, günah işlemez ve kötülük ve bayağılıklara tevessül etmezse annesinden doğduğu gün gibi temizlenmiş olarak diyarına döner" [2] hadisinin müjdesine mahzar olma yolculuğudur.

Hacc, kalbe yapılan büyük inkılâp yolculuğudur!

Bu yolculuk, ümmet-i Muhammed‘in kıblegâhına, Beytullah‘a, Kabey-i Muazzama‘ya, onun çevresinde Mevlâ‘ya secde etme yolculuğudur. Bu yolculuk, İslam‘ın beş temelinden birini edâ yolculuğudur. Bu yolculuk, tanınmayan diyarlardan gelen mü‘minlerle bir araya gelme, birlikte Rahmân‘a yönelerek dua etme yolculuğudur.

Bu yolculuk, İslâm nurunun ilk doğduğu, Allah‘tan gelen vahiylerin indiği ve tebliğ edildiği, acı, tatlı nice hatıraların yaşandığı, nice ibret dolu sahnelerin cereyan ettiği topraklara yolculuktur. Bu yolculuk, pınarın kaynağına yolculuktur. Bu yolculuk, azmi, şevki, gayretleri, duyguları tazelemenin, ateşlemenin, kirleri, pasları temizlemenin yolculuğudur... Bu yolculuğa uygun şartlarda çocukların da çıkması, hac selinin içinde yer alması onların dünyasına tahminleri aşacak kadar tesir edecek, ufuklarını genişletecek, güzel hasletlerini besleyecektir.

Hac şartlarının zorluğu önümüze setler çekiyorsa, umrenin birçok arzularımızı, ümitlerimizi gerçekleştireceğine inanıyoruz... Küçük yaşlarda Beytulah‘a varmak, büyük neticelerin elde edilmesine vesile olacaktır...

Çocuğun haccı

Çocuk yaşlarında hacc ile ilgili bir hatırasını Sâib İbn Yezîd (ra) anlatıyor:

"Babam beni Allah Rasûlü‘yle birlikte yapılan Vedâ Haccına götürdü. Bu sırada yedi yaşlarındaydım." [3]

Allah Rasûlü (sav) sadece bir kere hacc yapma imkânı bulmuştur. Mekke‘nin fethinin ikinci yılında yapılan Vedâ Haccı onun ilk ve son haccı olmuştur. Bu haccı sırasında kafilesinde çocuklar da bulunmuş, yaşadıkları hatıraları paha biçilmez birer hazine gibi saklamış, sonraki nesillerle paylaşmışlardır. Bunlardan biri de yukarıda adı geçen Sâib‘tir. Her çocuğa nasip olmayan, gerçekten iftihar edilecek hatırasını sonraki yıllara taşımıştır...

Dua ve yakarış

Hac ibadeti bilindiği gibi oldukça teferruatlı, meşakkatli bir ibadettir. Uzak mesafelerden geliş, mekandan mekana intikal, fazla dinlenme imkanının olmayışı, kalabalık, gıda ve su taşıma, sıcak, yorgunluk ve uykusuzluk... Hepsinin iç içe olduğu bir ibadettir. Gurbet duygularının, bazen kalabalık içinde yalnızlığın, evden, akrabalardan, komşulardan, tanıdık sîmalardan, mal ve mülkten uzaklığın yaşandığı bir ibadettir.

Ancak insanın ufkunu açan, unutulmaz hatıralar bırakan, yeni dostlar edindiren, kendisi gibi, evinden barkından, ülkesinden kopup gelmiş nice insanla yan yana durup Yaratan‘a hep birlikte yönelişe, duâya vesile olan bir ibadet... İnsanı, dünyanın dört bir yanına dağılmış mü‘min gönüllerle Beytullah‘ın çevresinde, vahy diyârında buluşturan bir ibadet...

"Çocuk için hacc var mıdır?"

Bir başka hatırayı ergenlik çağlarına yaklaştığı günlerde hac kervanına katılan Abdullah İbn Abbas‘tan (ra) dinliyoruz. O, kendisiyle ilgili olmayan farklı bir hadiseyi bizlere anlatıyor:

"Hac yolculuğu sırasında Revhâ denilen yerde Rasûlullah (sav) Eefendimiz bir kafileyle karşılaşmıştı. Bu kafilede bulunan bir kadın karşılaştıkları kişinin Allah Rasûlü (sav) olduğunu öğrenince, çocuğunu bineğinin üzerinde duran Rasûlullah‘a doğru kaldırarak; ‘Bunun için de hac var mıdır?‘ diye sordu. Rasûlullah (sav): "Evet, senin için de ecir vardır" buyurdu. [4]

Aynı hadiseyi Câbir İbn Abdullah (ra) farklı kelimelerle dile getirir: "Rasûlullah (sav) Efendimiz vedâ haccında, bineğinin üzerindeydi. Bir kadın küçük bir çocuğu Allah Rasûlü‘ne doğru kaldırarak: ‘Bu haccedebilir mi?‘ diye sordu. Efendimiz (sav): "Evet, sen de ecir alırsın" buyurdu. [5]

Büyük ecir

Allah Rasûlü‘nün işaret ettiği "ecir alma" ayrıca üzerinde durulmaya değer bir noktadır. Çocuklar yaşları küçük olsa da, yani henüz mükellef olmasalar da ibadet edebilirler. Onların ibadetlerine vesile olan, onlara ibadet için imkan hazırlayan, ibadet etme sevgisi aşılayan, çocukları ibadet etsin diye maddî, manevî külfetlere katlanan mü‘minler, bu samimiyetleri, bu davranışları, niyetleri ve gayretleri sebebiyle ecir alırlar.

Bu duyguyu taşıyan, yavrusuna namaz için abdest aldırmaya gayret eden, onların küçücük ellerini ve ayaklarını yıkayan, namaza dururken ellerini üst üste koyarak bağlayan, nasıl bağlanacağını gösteren, Kâbe‘yi tavaf ederken onu omuzlarında taşıyan, onlara selâm verdiren anne-babaları görmek ne kadar gönle hoş görünüyor... Elbette ki bunun ecrini alacaklarına inanıyoruz...

Notlar:

[1] Haccın lüğat ve ıstılah mânâsı için bkz: Lisânü‘l-Arab, İbn Manzur (2/ 226), El-Meslekü‘l-Mütekassıt, Aliyyü‘l-Kârî (s. 27-28)

[2] Hadis, müttefekun aleyh bir hadistir.

[3]  Sahih-i Buharî, Hac (8/ 404), Sünen-i Tirmizî, Hac (3/ 265?) "Hadis, hasen sahihtir," der.

[4] Sahih-i Müslim, Hac (2/ 974), Sünen-i Ebu Davûd, Menasik (2/ 352-353)

[5] Sünen-i Tirmizî, Hac 83 (3/ 265) Hadis için "ğarîb" demiştir.

[6] Sahih-i Buhârî, Hac  (8/  403, 404) Tirmizî‘de yer alan rivâyet; "Yedi yaşında olan çocuğa namazı öğretin" şeklindedir.

Muhabir: Haber Merkezi