Beyaz Saray‘da gerçekleşen her buluşmanın ‘artçı dalgaları‘ olur.
5 Kasım 2007 tarihinde Tayyip Erdoğan morali yerlerde sürünen George W. Bush ile biraraya geldiğinde ona bir ‘çıkış stratejisi‘ sunmuştu. Bush‘un sekiz yıllık başkanlık dönemi Irak‘ta yaşanan keşmekeş yüzünden ‘tam bir felâket‘ olarak da sona erebilirdi; biraz derli-toplu bir Irak görüntüsünü Türkiye‘nin uzattığı ele borçlu Bush...
Barack Obama için de benzer bir durum söz konusu olabilir. Amerikan tarihinin en sorunlu dönemlerinden birinde görevi üstlendi Obama. İlk siyah derili ABD Başkanı olarak seçildiğinde, yalnız ülkesinde kendisine oy verenler değil, dünyanın dört bir tarafında Amerikan politikalarından rahatsızlık duyanlar da sevindi. Onun barışçı mesajları her yerde olumlu etkilere yol açtı. O yönde hiçbir adım atmadığı halde Nobel Barış Ödülü kendisine verildi. Beyaz Saray‘da ilk yılı dolmak üzere Obama‘nın, ancak kendisine umut bağlayanları daha şimdiden hayal kırıklığına uğratmaya başladı bile. Kampanyada söz verdiklerinin kapağını açamadığı gibi, çok kullandığı ‘değişim‘ ve ‘barış‘ sözcüklerini tedavülden kaldırmışa benziyor. Irak‘tan asker çekecekti, olmadı; Afganistan‘a yeniden yığınak yapacağını ve savaşı tırmandırarak sorunu çözeceğini sanki ‘olumlu bir şey‘ imiş gibi açıklayan da o. İlk yılında popülerlik notu onun kadar hızlı düşen pek az başkan olmuştur.
Türkiye‘nin ABD‘yi de ilgilendiren konularda savundukları Obama‘nın seçimi öncesinde yaptığı açıklamalarla örtüşüyor. Başbakan Tayyip Erdoğan‘ı randevu için ayrılan vakit bittiği halde Beyaz Saray‘dan bırakmaması, Barack Obama‘nın bir zamanlar kendisinin savunduğu ilke ve politikaları başkasının ağzından dinleme keyfini yaşaması sebebiyle bile olabilir. Irak‘ta, Afganistan‘da, İran‘da ve Arap-İsrail ihtilâfında Türkiye‘nin tavrı, Obama‘nın başkan seçilmek istemesinin sebebi olarak anlattıklarıyla örtüşüyor.
Afganistan ve Irak‘ta halkın gönlünü çalacak girişimlerde bulunmak, İran‘ın nükleer çalışmalarını barışçıl sınırlar içerisinde tutmak, İsrail‘in yanında bir de Filistin Devleti‘nin kurulmasını sağlamak... Bunlar Obama‘nın kulağına yabancı gelmeyen formüller...
Washington‘da bunları işitmeye tahammülü olmayan bir çevre var; o çevre Obama‘nın başkan olmasına da karşıydı. Başkan olduktan sonra da zihnindekileri denemesine fırsat tanımak istemedi aynı çevre; Irak‘ta ‘vurdum mu yıkarım‘ tavrı, Afganistan‘a yeni asker yığınağı, İran‘a askeri operasyon, Arap-İsrail ihtilâfında Filistin‘i unutturma seçenekleri o çevrenin oldu-bittisidir...
Tokat/Reşadiye‘de askeri konvoya saldırının da içinde yer aldığı kanlı gelişmeler, ‘demokratik açılım‘ projesine ilk günden sımsıkı sarılan muhatapların birkaç haftadır sergilediği meydan okumayla birlikte değerlendirildiğinde farklı bir anlam kazanıyor. Washington‘daki buluşmanın başarısız geçmesini arzulayanlar, Türkiye‘yi kaybettiği istikrarına yeniden kavuşturacak açılımların suya düşmesini de istiyorlarsa şaşırmamak gerek. DTP de bu durumu iyi değerlendirmeli.
Beyaz Saray buluşması beklenenden iyi geçti diye o çevre yaptıklarından vazgeçecek, onlara bakarak eyleme kalkışanlar duracak mı? Tersi de geçerli: Başarılı buluşma Türkiye‘nin içini karıştırma çabalarını akamete uğratmaya da yarayacak mı? ‘Artçı dalgalar‘ sürecektir.





