Kurban‘ı Şam‘daki Filistin kamplarında geçirmenin ve yardımlaşmanın manevi huzurunu yaşadık.

Hep gitmek istediğim ama bir türlü gitmek nasip olmayan yer... Selahaddin‘in at sürdüğü, askerlerini denetlediği ve Kudüs‘ün fethine çıkmadan kısa süre önce fetih hazırlıklarını tamamladığı şehir... Buram buram tarih kokan sokaklarında adım attığımız her yerde köklü geçmişin izlerinin rastlandığı güzel kent... Peygamberimizin en sevdiği sahabelerden o cesur ve güzel sesli Bilal‘i Habeşi‘nin kabrinin bulunduğu yerden söz ediyorum. Suriye‘nin Başkenti Şam‘dan...

Hayatın en güze sürprizlerinden biri hiç şüphesiz seyahat... Attığımız her adım, gördüğümüz her yeni şey ve tanıdığımız her insan ve keşfe koyulduğumuz her kültür bize yeni sürprizler hazırlar...

Kurban Bayramı öncesi İnsani Yardım Vakfı(İHH)‘ndan gelen davet üzerine geçtiğimiz Kurban Bayramı‘nı Suriye‘de geçirdim. Bana önerilen davet çok ulvi bir amaç içeriyordu. Kurban Bayramı‘nı yıllardır mazlum olan ve mülteci kamplarında yaşamak zorunda bırakılan Filistinliler ile geçirecek onlarla kurbanı ve bayramı baylaşacaktık. 1948 yılında ve sonrasında vatanları adım adım işgal edilen ve her işgal sonrasında canlarını korumak için göç etmek zorunda kalan vatan hasretiyle yanıp tutuşan Filistinli kardeşlerimizle.

Buralarda kesilen kurbanları aylardır tencerelerinde et pişmeyen Filistinli kardeşlerimizle birlikte paylaştık onların dertleri ile dertlendik. Kalpleri kırık, boyunları bükük vatanları işgal altında olan Filistinliler için vatan kelimesinin anlamı çok farklı. Vatan onlar için yaşanan bir yer değil, bir ideal, ulaşılması gereken bir yer anlamına geliyor. Bizler vatanlarımızda sıcak evlerimizde keyif yaparken, kardeş kavgalarını seyrederken onlar, ellerinden alınan vatanlarının hasretini çekiyor ve yeniden geri dönmenin hayallerini kuruyorlar.

Şam‘a merhaba

10 kişilik kafileyle hava alanında buluştuktan sonra İstanbul‘dan 14.35 uçağı ile havalandık. Çok sayıda uçak seyahatim olmasına rağmen her uçağa bindiğimde tedirgin oluyorum. Yine aynı tedirginlikle İstanbul‘u geride bırakırken, kaptan pilot kısa bir bilgilendirme yaptı: "Yolculuğumuz 1 saat 40 dakika sürecek ve herkese iyi uçuşlar dileriz" Yaklaşık iki saat sonra Şam‘a indiğimizde, akşam karanlığı çökmüştü. Şam havaalanında pasaport kontrol işlemlerinin ardından bizi İHH‘nın partner kuruluşu İsra yetkilileri karşıladı.

Onların araçlarıyla birlikte, Şam‘da Ebu Hasan‘ın evine misafir olduk. Aslen Antepli olan ama Suriye‘de eğitimine devam eden Ali, bizlere hem tercümanlık yapıyor hem de Suriye ve Şam‘la ilgili bilgiler aktarıyordu. Bizler için hazırladığı akşam yemeğinin ardından sohbet etme imkanımız oldu.

Bayram namazını nerede kılacağımızı ve sonrasında neler yapacağımızı konuştuktan sonra, Şam‘ın merkezinde bulunan Al Amir Otel‘de bizlere ayrılan odalarımıza yerleşmek üzere yola koyulduk.

Şam‘ın sokakları

Oldukça hızlı ve kıvrak bir şoförümüz vardı. Şoför hızlı ve kıvraktı çünkü o karmaşık trafikten başka türlü kurtulmam mümkün değil. Trafik Şam‘ın en önemli sorunlarından biri yollar dar ve yollarda trafik polisi görmek oldukça zor. Yaklaşık bir saatlik yolculuğun ardından otelimize vardık ve yerleştik. Yeni gelmenin heyecanıyla olsa gerek içim içime sığmadı mutlaka kendimi dışarı atmam ve Şam‘ın sokaklarında dolaşmam gerekiyordu. Öyle de yaptım. Ben aşağı indiğimde ekibimize Gebze‘den katılan Halim Yazıcı da çıkmak üzereydi. Birlikte hafif bir yürüyüş yaptık. Gözümüze ışıltılı bir dükkan ve insan kalabalığı ilişti ve biraz yaklaştığımızda bunun bir tatlıcı dükkanı olduğunu anladık. Daha önce Şam‘a çok kez gelmiş olan Halim Bey, bana ‘sen bu lezzeti bilmezsin gel sana Şam künefesi ısmarlayayım‘ dedi. Böylece Şam‘ın ilk lezzetlerinden birini de tatmış olduk. Ben çok tutmadım ama Halim beyin bu tadı sevdiği belliydi. Bize kısa süre sonra TRT Türk‘ten Ahmet ve Ayşe‘de ekibe katıldı. Birlikte kısa bir şehir turu attıktan sonra tekrar geri döndük. Çünkü, Şam akşamları soğuk oluyor ve bizim gibi tedbirsiz bir şeklide sokağa çıkarsanız üşütmekten başka şansınız yok. Biz de 4 günlük programın daha başındaydık ve hasta olmaya hiç niyetimiz yoktu. İlk günün gezisi kısa oldu.

Emevi‘de Bayram Namazı

Sabah ezanı ile birlikte uyandık ve saat 6‘da bütün ekip otel lobisinde buluştuktan sonra Şam‘ın en önemli camisi olan Emevi Camii‘nde sabah namazını eda etmek için yola koyulduk. Emevi Camii inanılmaz bir yapı ve görür görmez insanı büyülüyor.

Tarihin bütün ihtişamını üzerinde barındırıyor. Romalılar zamanından kalma dev sütunlar oldukça dikkat çekici... Diktörgen şeklinde inşa edilmiş ve 7000 metrekarelik bir alana sahip camide Bayram namazını eda etmek için içeri girdik. Teşrik tekbirlerinin ardından Bayram namazını kıldıktan hemen sonra hutbeye Ramazan El Buti çıktı. Onu dinledikten sonra duamızı yaptık. Emevi Camii‘nin manevi havası oldukça etkileyici... Duanın hemen ardından ayağa kalkıp camiyi kısaca inceledikten sonra  fotoğraf makinemle caminin bazı bölümlerini fotoğrafladım. Bir ara bana doğru bir genç yaklaştı ve ‘Bayramınız Mübarek olsun‘ dedi. Bayramlaşmanın ardından Türk olduğumu nasıl anladın dediğimde ‘alnınızda yazıyor‘ dedi. Daha sonra iki arkadaş olduklarını ve vizenin kalkmasından da istifade ederek, Bayramda gezmek için yola çıktıklarını Şam‘dan da Beyrut‘a gideceklerini söylediler. Onlarla vedalaştık ki, hemen ardından İstanbul‘dan tanıdığım Mehmet Akif Çeç ile karşılaştık. Çıkışta da, her tarafta Türkler vardı.

Anladım ki, Şam aynı zamanda bir Türk şehri... Aslında ne fark eder ki, ha Türk olmuş, ha Arap ha Kürt... Biz bir ümmetiz ve aramızdaki bağ kıyamete kadar sürecek bir bağ... Bu anlamda Şam da bizim, Bağdat da  Tahran da, Jakarta‘da, İslamabad da...

Muhabir: Haber Merkezi