Sahnede dinlediğim müzik, ardına takıldığım mısralar hangi dünyadan? Evet şu şairi sanki daha önce dinlemişim gibi. Sözler Farsça ama anlıyorum. Bir yanlışlık yok, bizdenlik ve içtenlik bir araya gelmiş, Mimar Sinan yapısı Medrese‘ye ise ayrı bir hava. Zamanını şaşıran bir gecikme sayesinde İranlı şairleri dinliyorum, Mevlâna az biraz beklesin!
Aslında her şey normal seyrinde gidiyordu. Gazeteye gitmek için yola çıkmıştım. Sayfamı hazırlayacaktım. Gelen telefon her şeyi değiştirdi. Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi‘ne önemli konuklar geleceklerdi. İranlı şairler, Başkan A. Ali Ural‘ı ziyaret edeceklerdi. Nerden bilebilirdim Edebiyat Mevsimi etkinliğinin henüz tamamlanmadığını. Elbette resmi olarak bitmişti ama bu gelen kafile neredeyse etkinliği taçlandırma girişimi gibiydi. Elimde telefon kalakaldım. Sefaköy yerine Sultanahmet‘e çevirmiştim yönümü. Aklıma gelen ise epey güldürdü beni. Yaşar İliksiz, -belki de Ülke TV ekranında Ocak‘tan itibaren izleyeceğiniz- A3 programı üzerinde yoğunlaştığımızda Esra Elönü ve bana, ‘mesela sizler Edirne‘ye diye yola çıkar karar değiştirir Bursa‘ya gidersiniz‘ demişti. Yaşar elbette ki anlık karar verdiğimizi, biz Türklerin plansız hareket ettiğini söylüyordu. Haksız sayılmazdı ve ben de suçumu kabul etmiştim. İyi ki de kabul etmişim. Sultanahmet‘e vardığımda İsmail Fatih Ceylan ve Metin Karabaşoğlu‘nun yanı sıra A. Ali Ural‘ın da az sonra yaşanacaklar hakkında ‘rutin gelişme beklentisi‘ dışında bilgisi yoktu. İranlı bir grup şairin geleceğini haber alan Adnan Özer‘in gelmesiyle Edebiyat Mevsimi üzerine olumlu görüşler ortaya çıktı. Önyargıların kırılmasıydı sevinilen aslında. Dinleyicilerin olmadığı, sadece birkaç gazetecinin geldiği sıra dışı bir programdı bu. Cafer Vayni ile İngilizce konuşmaya çalışan ekip müzisyenlerdi. Ardından şairler de geldi.
İstanbul Kültür Merkezi ise farklı bir gün yaşamaya başlamıştı. Seyirci koltuklarına oturanların bazılarıyla aynı dili konuşabiliyorduk. Biz pek Farsça bilmesek de onlar Türkçe biliyordu, anlaştık. Çoğunluğu gençlerin oluşturduğu şairler belli ki İstanbul‘u çok sevmişlerdi ve geldiklerinde neredeyse uzun bir zaman olmuştu ve artık beklemekten sıkılmış, kaçmak için bahaneler arıyorduk. A. Ali Ural, gecikmeleri ve anlık gelişmeleri iyi bir yöntemle aşarak meseleyi hal yoluna koydu. Mimar Sinan yapısı Kızlarağası Medresesi‘ni anlatmaya başladığında şairler heyecanlanmıştı bile. Gelenler "Genç Şiir Defteri" şairleriydi ve aslında Konya‘ya gidiyorlardı. Zaten grubun çıkardığı broşürde de "Konya Yoldaşları" yazıyordu. Mevlâna‘dan önce bizi ziyarete gelmişlerdi. Anladığım kadarıyla programlarında aksama olduğu için TYB‘yi öncelemişlerdi. Ama onlarda doğunun has sıcaklığı olur da bizde olmaz mı? Rutin ziyaret bir anda çok güzel bir etkinliğe dönüşüverdi. Az sonra şairlerin sırayla okuduğu Farsça şiirleri dinlerken bulduk kendimizi. Çevirmenimizin zorlanarak çevirdiği kadarıyla Türkçe kulağıyla dinledik onları. Ali Ural, "Hafız denildiğinde benim için akan sular durur" dediğinde kopan alkışı tahmin etmişsinizdir. Modern İran Antolojisi‘ni yayıncı olarak Türk okuruna sunan bir yayıncı başkan vardı karşılarında. Sevindiler. Hatta Ali Ural salonda oluşan coşkuya karşılık, "İran‘da Türk şairlerin katılımıyla bir şiir gecesi yapmalıyız" bile dedi.
Petro Dolar kan kokuyor
"Genç Şairler Defteri" şairlerin kitaplarını yayınlıyor, onları ödüllendiriyor. Fâtıma Râki‘i, Elhâm Islamı, Siyamek Şerifan, Civat Zihtab, Daryuş Mimar, Aliriza Bedî, Fâtima Hakverdian, Riza Burusan, Naser Feyz, Aydın Roşen, Hebibe Niksireti, Sâdi Gülbeyâni, Ekber Eskir, Hadi Horşâhiyan, Majid Sa‘d Âbâdi, Reyhan Reyhâni, Hasan Ferazmend, Muhammed Ali Behmeni ve Şems Lengerûdi‘den oluşan ekibin başında ise Genç Şiir Defteri Genel Müdürü şair Muhammed Rıza Abdulmelikiyan var. Şairler Türk şiiri deyince Orhan Veli ve Nazım Hikmet‘i dile getiriyorlar. Belli ki son dönem şiirimiz yaygınlaşmamış oralarda. Yayıncıların ve şairlerin İran‘ı yakın markaja almasında yarar var. Yoksa şiirden önce popüler kültürsüzlüğümüz gidecek dost insanlara.
Dinlediğimiz şiirlerden bahsetmek isterdim size. Ama anın güzelliği bizde kalsın. Yine de tadımlık sunumlar yapayım. Ekber Eskir, mizahi şiirler yazan bir şair. İşte kırık dökük anladığımızla şiiri: "Dünyanın bütün suları petrol kokusu veriyor. Petro dolar kokusu veriyor. Dolar kan kokusu veriyor. Kan AİDS kokusu veriyor. İnsan bir kez kullanıyor ve dışarı atılıyor onun kokusunu veriyor. Alçak adamların kokusunu veriyor. Toplumlar çaresizlikten özlerini satıyorlar. Ben dünyaya dana olarak geldim. Sütümü sağdılar. Boynuzumu kestiler. Deri fabrikasından döndük. Çok hürmetli olduk. Şimdi oturmuşum pabuç galerisinin vitrininde. 37 numarayım. Aynı karımın ayakkabısı gibi."
Bir diğer şairden: "Bütün trenler el sallıyorlar. Taşları arkamızda saklar gibi." Hadi biraz da aşkın etrafında dolaşalım: "Baş tokası aşktan anlamıyor hiçbir şey. Anlamıyor aşktan, fakat güzelleştiriyor beni gelirken sen. O adını bilmiyor ayların ama bahar gelirken filizleniyor."
Tamam kızmayın, o zaman bir tane daha: "Denizin karşısında okurmuşum. Balıklar randevulaşıyor saçları uzayan taşın kıyısında." Yeter mi? Bu arada öğreniyoruz ki Ali Ural yeni bir dergi hazırlığında. Karabatak adlı dergi belki de Modern İran şiiriyle ilgili kapsamlı bir dosyayla çıkacak okur karşısına. Hangi sayı bilmem, bildiğim, şairler sanki kendi ülkelerinde çıkacakmış gibi dergi ismini duyduklarında çok mutlu oldular. Eh bu haberin üstüne Ali Ural‘ın İranlı şairlere sunduğu "Valiz"e biz de kulak verelim: "Valizimi hazırlamama yardım et. (...) Uyku hiçbir göze çocuk gözüne yakıştığı kadar yakışmaz. / Uyku bana da yakışır mı. / Valizimi hazırlamama yardım et. / Kelimeleri sol tarafa koy. / Söylenmemiş olanları yürünmemiş yolların yanına / Kollarını mavi gömleğinin boynuna ayrı ayrı koy / Güneşli günlerle karlı günleri karıştırma. / Valizimi hazırlamama yardım et / Sağ köşeye biblolarımı koy. / Harcamadığım demir paramı deniz kabuklarımı. / Yolluk olarak bir elma bir dilim portakal./ Bir hırka da koy belki üşürüm yolda. / Valizimi hazırlamama yardım et. / Kollarından çekiyorlar nehrin. / Bekçi elini düdüğüne götürüyor. / En üste koy şiirlerimi." Son mısrada elbette büyük bir alkış kopuyor. Bir şairin şiirini açıklayarak okumasına alışık değilim ama güzelliği şurada ki, İranlı şairler gibi kelimeleri söktükçe ‘eyvallah‘ kıvamına geliyorum. Bunca şair Ali Ural‘ın etrafını çevrelerken sahnede hazırlık başlıyor. Ben diyeyim, böyle müzik gelmemiştir hiç Kızlarağası Medresesi‘ne. Ali Ural‘ın sözlerinden anladığım kadarıyla Suruş Kahramanlu ve kardeşinin müziği ikinci Edebiyat Mevsimi‘nde yankılanacak yine. Bu kez geniş bir izleyici kitlesine. Eh, bütün salon sözlere eşlik edince yüzümüzün bütün hatları gevşeyiverdi. Nerdeyse aynı dilden söylemeye başladık.
TYB bize bir iyilik yapar mı?
Velhasıl doğunun sihri bir başka kardeşim. Anında gelişir olaylar ve kardeş türküler söylenir. Bir mısranın peşinde Sadi, Hafız ve Molla Cami‘yi yanınıza alıp irfanî bir yürüyüşe katılırsınız. Bana gecenin 23‘ünde bu satırları yazdıran şey, sanırım içtenliğin, bizdenliğin yansıması. Merhum Ömer Kavur‘un çok sevdiğim "Karşılaşma" filmindeki gibi yanlış sahnede yaşayıp giderken bile bir yabancılık hissetmiyorum.
Dileğim odur ki, İranlı şairleri Türkiyeli şairlerle birlikte önce ülkemizde dinleyelim. Batının ayağına diken baksa biz ah eder hale geldik. Bir müzik eseri bile neredeyse önce bizim dilimize düşüyor, filmleri bizim sinemalarımızda. Hadi İran‘la geciktik randevularda, ama bari şairler elini çabuk tutsun! Doğaçlamayı seviyoruz, lakin sevgili Yaşar İliksiz‘in de hakkı var. Planlı yaşamayı da öğrenelim. Var mıdır Türkiye Yazarlar Birliği İran Filmleri, İran Müzikleri ve İran Şairleri Haftası düzenlemeye. Tamam canım, batıyı es geçmeyelim ama doğudan yükselen sesi de duymazdan gelmeyelim.
Işık doğudan yükselirdi değil mi?





