Böyle bir manzarayı hiçbir yerde göremezsiniz. Vietnam caddelerine çıkar çıkmaz üzerinize üzerinize gürültüyle gelen motosikletlerin verdiği heyecanla kısa bir şaşkınlık yaşar, ilk şaşkınlığınızı atıncaya kadar karşıya geçmede zorlanır tereddüt edersiniz. Ancak tehlike oluşturmadan sel gibi akan bu motosiklet dünyasına bir müddet sonra siz de katılırsınız.
IHH İnsani Yardım Vakfı‘nın organize ettiği kurban çalışmaları kapsamında 3 kişilik bir heyet (İ.Hayri Bolat, Metin Yüksel, Emin Batur) her yıl olduğu gibi dünya Müslümanlarıyla bayramlaşmak Kurban etini ulaştırmak ve kardeşlik mesajımızı vermek maksadıyla bu yıl VİETNAM‘daydık.
Vietnam tek partiyle yönetilen dünyada nadir kalmış komünist ülkelerden biri. Yüzölçümü Türkiye‘nin yarısından küçük olan bu ülkede (331.600 km2) 83.000 milyon insan yaşıyor. Bu hesapla küçük bir mukayese yaparsak Türkiye nüfusunun 200 milyon İstanbul‘un 40 milyon olması gibi bir şey. Ve bu yoğun nüfusun motosiklet üzerinde seyahat ettiğini düşünün...
Yolların nasıl insanla kaynadığını güneyde yaşayan Müslümanları ziyaret etmeye giderken daha iyi anladık.
Bu konuya tekrar dönmek üzere ben yine ülke ile İlgili gözlemimize devam etmek istiyorum. Uçaktan iner inmez pasaport kontrolünden geçiş, bagaj alımı, taksicilerin yol iz bilmesi, ücrette cambazlık vs. yani; havaalanının genel görüntüsü o ülke ile ilgili kısa bir ipucu verir. Bütün bunları göz önüne alarak şunu diyebilirim ki: Vietnam Tayland‘tan iyi. Bangkok aktarmalı gittiğimiz için Tayland‘taki pasaport kontrolünde kuyrukta 1.5 saat bekledik Vietnam‘da 5 dakikada geçtik. Bangkok ta sizi yoğun bir Budizm ve Kralcılık propagandası karşılar. Vietnam‘da öyle bir şey göremezsiniz. Hatta meşhur liderleri Ho Chi Minh‘in bile havaalanında resmini görmedim. Bir-iki parkta gördüm o da abartılı değil mahcup bir propaganda diyebilirim.
Burada Buda ve Kral her şeydir
Tayland‘ta ise Budizm ve Kral her şeydir. Vietnam‘da dinle Budizm‘le ilgili ancak ararsanız bulursunuz. Tayland‘ta Budist rahipler kral gibi havalı ve her yerdeler. Vietnam‘da bulamazsınız. Bulsanız da dilenecek vaziyetteler. Tayland ta taksiye binerken başlayan Pazarlık her yerde devam ediyor. Bir mal için size söylenen fiyatın yarısını üçte birini hatta dörtte birini teklif edebilirsiniz. Ve pişman olmazsınız. Vietnam‘da ise taksiye biner binmez Taksimetre açılır güvenle yolunuza devam edersiniz. Ancak görünen o ki: Vietnam tek partili komünist sistemle yönetiliyorsa da Uygulamada serbest piyasa ekonomisine geçerek Çin ve Tayland‘ı taklit yolunda hızla ilerliyor. Bir müddet sonra korkarım bu güvenli ve kanaatkâr ülke insanları yerine vahşi kapitalizmin her şeyi mubah gören ihtirası ve aç gözlülüğü gelir.
Motosiklet
Vietnam‘da motosiklet her şeydir Bizde ayakkabı neyse burada motosiklet odur. Veya; ev, işyeri ve ulaşım aracının toplamı motosiklettir.
Vietnam insanını tanıtacak olursak: Ciddi sakin ve yaşını göstermeyen Çalışkan minyon tipli insanlar. Zaten bu sakinlik olmazsa binlerce Onbinlerce motosikletin seyrettiği Yollarda kan ve kavgadan geçilmezdi. Hâlbuki kaldığımız bir hafta içinde öyle bir şeye rastlamadık.
Vietnam‘ın ihtiyar delikanlıları
Yaşını göstermeyen insanlar derken şöyle bir kabulü de gözlemledik. 50 yaşına gelmeyeni sosyal aktivitelerde pek görevlendirmezler Dernek vb. aktivitelere başkanlık yapanlar, yürütenler genellikle 60-70 yaş ve üzeri ihtiyar delikanlılar. Zaten bu yaştakiler de ancak 50 yaş civarında gösteriyor.
Sigara beliyyesi...
Sigara kötü bir alışkanlık olarak maalesef çok içiliyor. Hatta IHH‘nın yapımını üstlendiği caminin açılışında cami içinde cemaatin fosur fosur sigara içtiğini görünce tahammül sınırlarım isyan edip ikaz etmek zorunda kaldım. Camide sigara içmenin doğru olmadığını söyleyince cemaat birbirini ikaz ederek, apar topar kül tablalarını son cemaat mahalline çıkarıp orda içmeye devam ettiler. Artık karışmadım. İnşallah seneye gelenler, son cemaat mahallinden cami avlusuna, oradan da sigarayı cami dışına çıkarırlar. 85 yaşında ve biraz sonra zikir halkasına başkanlık yapacak olan dedeye Hayri Bey benim sigaradan nefret ettiğimi söyleyince muzipçe gözlerini kırpıştırarak ‘Ne yapayım... Sigarayı bırakırsam ölürüm‘ dedi. Ben de paketin üzerinde zaten ‘sigara öldürür‘ diye yazıyor deyince Dede kahkahayı patlatıyor.
İki eli kanda...
Sigara beliyyesi ile ilgili Hayri beyin durumunu aktarıp kapatmak istiyorum. Hayri beyin eli yatkın olduğu için HO CHİ MİNH (Saygon)‘teki ilk parti Kurbanları kendi kesti. Nem sıcak ve kurban kesmekten sırılsıklam olan Hayri beyin sadece iki eli değil iki ayağı kanda olduğu halde Metin beye yanaşıp sigaradan Bir-iki nefes çektikten sonra, tekrar işinin başına dönerkenki hali: Sigara belliyyesinin ne korkunç bir şey olduğunu anlatmaya yeter sanırım.
Bayram namazı...
Hintli Müslümanların şehrin merkezinde yaptırdığı camide kıldık. 5.000 Müslümanın yaşadığı bu 10 milyonluk şehirde (Saygon) Asya ülkelerinin her tarafından cemaat vardı. Cami dolmuştu ve bayramlaşma güzel bir manzaraydı. Biz de Türkiye‘ den götürdüğümüz tatlı ve balonları çocuklar adağıttık.
Tüneller
ABD‘nin Vietnam işgalini anlatan pek çok film çevrildi. Bu filmler ABD finanslı olduğu için Amerikalıların yenilgisi yumuşatılarak daha çok işin psikolojik tarafı ve tabii ki görsel tarafı seyirciye aktarıldı. Yer yer Amerikalı kahraman(!) askerlerin fedakârlığı da İhmal edilmedi. Seyirci koltuğundan kalktığında mazlumun değil zalimin yanında olduğunu fark etmedi bile.
Tünellerin yapımına Fransız işgali sırasında başlanmış 1954 yılında Fransızlar ülkeyi terk edip 1961‘de ABD ülkeyi işgal edince tünel yapımına devam edilmiş. Böylece 50 km‘lik tünel yapılmış. Savaş sırasında ABD liler keşfettikleri tünellere giremeyince Su sıkarak, gaz bombası atarak içerdeki direnişçileri boğmak istemişler. Ancak daha önce bunun tedbirini alan Vietnamlılar açmış oldukları ikinci ve üçüncü kat tünellere girip başka yerden çıkarak kurtulmuşlar.
Savaş sırasında kullanılan silahlar basit ve ilkel silahlar, bir de bunların türevi olan tuzaklar olmuş. Patlamayan bombaların barutu çıkarılmış basit mayın ve el bombaları yapılmış. Patlayan bombaların şarapnelleri ise eritilerek ucu sivri silah ve tuzak yapılmış. Ta ki Rusya (O zaman ki SSCB) ile arayı düzeltip, düzenli silah ve mühimmat temin edilinceye kadar. (Vietnam‘ın o sıralar Çin‘le arası bozukmuş.)
Sosyalizm‘in haysiyeti ayaklar altında
Savaş alanı olan ormanı gezerken enteresan mekanlara şahit olduk. Mutfak bir yere kurulmuş ama bombalama ihtimaline karşı dumanı başka yerden, emniyetli bir mesafeden sonra yeryüzüne çıkıyor. Karargahlar, hastane ve günlük ihtiyaç için gerekli her şey, düzenli bir kamuflaj içinde saklanmış. Gezimize devam ederken, onlar için normal, bizim için şiddetli bir yağmura tutulduk. Öyleki yerimizden kımıldıyamaz halde beklemek zorunda kaldık. O arada şunu düşündüm:
Bu Yağmur
Bu Orman
Bu Tünel
Bu Naif ve sabırlı insanlar karşısında değil ABD, yedi düvel dayanamaz. Diye düşünürken...
Yağmurdan ıslanmış halde dinlenebileceğimiz, çay içebileceğimiz son gezi istasyonlarına geldik. Colalar, sigaralar envai çeşit amerikan malı bizi hem şaşırttı hem üzdü. ‘Bari ABD mallarını burada satmasaydınız paşam...‘ Diye bizi gezdiren askere takıldık. Şehirde gezerken bisürü ABD menşeli gıda vb. mağaza otel zinciri vs. görmüştük, ama onların hiç birisi buradaki kadar çelişkili gelmedi. Tropikal meyve sularının, hem de tazesinin bulunduğu bir ülkedesiniz, cola içiyor ve satıyorsunuz; üstelik bağımsızlığınızın sembolü olan bir havzada... Halbuki kendi ürettikleri sigaraların da iyi olduğunu sigaradan anlayan Hayri beyle Metin bey söylemişti. Ne diyelim... Eskiden sosyalizmin de bir haysiyeti vardı.
HO CHI MINH (Saygon)‘dan çıkış
Çıkış diyorum ama çıkmak mümkün değil. 2 saattir yoldayız ve yaklaşık 50 km gittik şehir hala bütün dinamikleriyle ben buradayım diyor. 50.000 müslümanın yaşadığı Makong deltasında bulunan An Giang City eyaletinin Chau Giang (Çowyan okunuyor)‘a gitmek için yola çıkarken mesafeyi sormuştuk 250 km dediler. Yola çıkmadan CANSUYU ekibinden M.Ali Eroğlu ve Bilal Değirmenci bize yetişti. Ancak Kurbanların büyük çoğunluğunu Kamboçya‘da kestiklerini, Kamboçya‘da 500.000 Müslümanın yaşadığını, Binaenaleyh kurbanlarının geri kalanını, burada keseceklerini bizimle beraber gelemiyeceklerini, ayaküstü ifade ettiler. Biz de hazırlığımızı yapıp geri kalan kurbanları kesmek ve IHH‘nın mezkur ilçede yaptırmış olduğu caminin açılışını yapmak için yola koyulduk. Saatlerce gittiğimiz halde şehir bir türlü bitmek bilmiyor. Neticede 250 km lik mesafeyi şehiriçi ortamında tamamladık. Ve biz ancak 8 saatte Müslümanların yaşadığı bölgeye ulaşabildik. Bu arada feribotla 2 nehir geçtik.
Mekong Deltası
Yolculuğumuzun uzun sürmesinin sebebini sonra anladık. Yol boyunca gördüğümüz pirinç yükleyen-boşaltan karınca gibi çalışan Vietnamlılar, şehrin, birbirinin tekrarı olarak sürekli devam etmesi boşuna değilmiş.
Meğerse biz Vietnam‘ın tahıl ambarı Mekong deltasında imişiz. O teknelerden indirilen pirinç çuvalları da 9 ejder dedikleri Mekong nehrinin 9 kola ayrılıp denize ulaştığı kollarından biri imiş. Bu kollar böyle küçük nehirler falan değil, feribotla geçtiğimiz nehirler bizim İstanbul boğazı genişliğinde gibi bir şey. Yolculuğumuz uzun sürdü, Ancak, sıkıcı değildi. Kendimizi film platosu ortamında hissettik. Mekong deltası aynı zamanda en kanlı savaşların da cereyan ettiği bir bölge. Şimdi hem tahıl ambarı, hem turizm açısından keşfedilmeyi bekleyen gizemli ve bereketli bir havza.
ÇOWYAN (Chau Giang)
50.000 Müslümanların yaşadığı bu bölgeye geldiğimizde artık gece olmuştu. Sağ olsun Vietnamlı kardeşlerimiz; dini hassasiyetlerimizi dikkate alıp otelde yemek yiyemeyeceğimizi, (malum Budistlerin kestiği yenmez) kendi hazırladıkları yemeği otele getirdiler. Biz de açık hava piknik şeklinde karnımızı doyurduk. Ertesi gün IHH‘nın yaptırmış olduğu AZHARIYAH Camii‘nin açılışı ve geri kalan kurbanlarımızı kestikten sonra, Farklı bir ülke keşfetmenin tatlı hatıraları ile ülkemize döndük.



