Hepimiz ışığın etrafında dönen pervaneler gibiyiz. Televizyon ekranının ışığı karşısında sarhoş, dönüyor, dönüyor, dönüyoruz. Sonunda yanıp kavrulmak pahasına...

Mızmızlardan, dırdırcılardan, sızlanıp duranlardan, bulunduğu yeri kendisine yapılmış bir haksızlık gibi değerlendirenlerden, en küçük acılarını büyütüp gerçek acılarını görünmez kılanlardan fenalık geldi, değil mi? Ama "başarıya tapınan" modern hayatın karanlık yüzü bu!.. Ve aslında hepimiz biraz böyleyiz. Çünkü bütün hayatın, işin gücün, hatta aşkın meşkin bile bir tür "yarış" haline gelmesine alttan alta isyan halindeyiz. Sürekli sızlanarak, sürekli yakınarak "başarısızlığa" seçkin bir mertebe vermeye çalışıyoruz! Alnına kına yakılmış "masum kurban" rolünü seçerek yarıştan çekilmek... İstediğimiz bu mu?..

İkisi de temizler. Ateş ve su... Ama hani ne der Gaston Bachelard "Ateşin Psikanalizi" adlı yapıtında! "Suyun ahlakı temizdir, bir tek o karşı koyabilir ateşe."

Modern hayat ve hikmet yan yana gelebilir mi? İç içe geçebilir mi? Mümkün mü bu? Yoksa hiç umut yok mu? Esas mesele budur. Meselem...

Ne söylersek söyleyelim, o sözün giysisini kalbimiz veya "kalpsizliğimiz" dikip giydirir.

Muhabir: Haber Merkezi