Başbakan Tayyip Erdoğan dün Dolmabahçe‘deki makamında bir grup ses sanatçısından Kürt açılımı ve genel olarak demokratikleşme açılımları için destek istedi.

Ses sanatçılarının sorunu daha çok telif hakları ve korsan kayıtlarla mücadele gibi duruyordu, ama yine de Başbakan Erdoğan‘ın yanına açılım koordinatörü İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve Kültür Bakanı Ertuğrul Günay‘ı alıp Türkiye‘nin bu en ciddi sorununu onlara anlatması anlamlıydı.

Halkın, açılımı her gün ekranda gördüğü, dinlediği Bülent Ersoy‘dan Seda Sayan‘a, Orhan Gencebay‘dan Emel Sayın‘a dek şarkıcılardan, türkücülerden duyması mutlaka kamuoyu açısından bir etki oluşturur.

Bu etki Meclis‘te Başbakan‘ın bir işine yarar mı? Yarın bir gün olur da iş referanduma kadar giderse sandıkta oya dönüşür mü? Orası tartışma götürür.

İlk başta Kürt açılımından heyecanlanmış ve umut beslemiş bir gazeteci olarak bu işin artık bir yere doğru gitmediğini görmekten üzgünüm.

Aslında dünkü toplantı bile Erdoğan ve hükümetinin Kürt açılımı ve diğer açılım konularında baştan beri atıp sonuç alamadığı adımların benzerlerini atmaktan usanmadığını gösteriyor.

Dünkü toplantı dahi, Kürt açılımının neden ilerleyemediğinin, neden olamadığının yeni bir göstergesi adeta.

Yanda bir şema görüyorsunuz. Bunu aslında Ankara‘da siyaset izleyen her gazeteci, Ankara‘yı izleyen her siyaset bilimci çizebilir. Çizmekte bir eksiğim olmuşsa, tartışmaya hazırım.

Türk sisteminde herhangi bir açılım, reform, ya da diğer deyişle kapsamlı yasal, Anayasal değişiklikler için şunlar gerekiyor:

- Çerçeveyi, konunun (bu bir çevre konusu da olabilir, Kürt siyaseti de) sürdürülebilirlik sınırına gelmesi ve ayrıca sürdürülemezlik saptaması yapılması oluşturuyor. (Örneğin, herkesin bildiği ‘yalnızca askeri yöntem yetmez‘ saptamasının, Genelkurmay Başkanı tarafından yapılınca çarkların dönmeye başlaması gibi...)

- Kamuoyu oluşumu burada önemli. Sivil toplum, medya (sanatçılar dahil) üniversite, iş dünyası vb. etkisiyle oluyor. Bu oluşumun siyasi partilerle de karşılıklı etkileşimi var.

- Ama sonrası siyasi iradeye bağlı. Siyasi irade oluştuğunda iş yürütmenin Bakanlar Kurulu kanadının, yargının, mevzuatın (örneğin Anayasa‘nın temel ilkeleri ve Meclis işleyişinin) içinde tasarısını Yasama erkine, Meclis‘e iletmesine kalıyor.

- Meclis, Türk sisteminde kilit noktada. Çünkü değişikliği oylamak da, yürütmenin Cumhurbaşkanı kanadına sevk etmek de, oradan geri gelirse, ya da Cumhurbaşkanı (ya da Meclis‘teki muhalefet) Anayasa Mahkemesi‘ne gitmişse yeniden değerlendirip son şeklini vermek de, gerekirse referanduma sevk etmek da Meclis‘in işi.

Hükümet baştan beri Meclis‘e yoğunlaşacağına, Polis Akademisi‘nde seçtiği gazetecilerle, sivil toplum örgütleriyle, en son ses sanatçılarıyla kamuoyu oluşturmaya yoğunlaştı. Gördüğünüz tablonun sağ ortasındaki düğüme odaklanacağına, sol alt köşesindeki alanda top çeviremeyi tercih etti. Maçı almaya değil, tribünlerden aferin almaya oynadı.

Bu açılımın gerçekten gerçekleşmesini isteyen bir hükümet, daha baştan ağırlığı Meclis‘e verir, gerçekten sonuç almak istiyorsa muhalefet partileriyle kamuoyundan gizli (ve gerekiyorsa AB reformlarında olduğu gibi dolaylı) görüşmeler yapar, şimdiye dek çoktan sonuç alırdı. Yazık oldu.

Muhabir: Haber Merkezi