AKP‘yle silahlı kuvvetler arasındaki hesaplaşma, partinin 2003‘te iktidara gelmesinden bu yana içten içe kaynıyor ve her iki taraftaki düşmanlıklarla ateşleniyor.
Ordu kendisini uzun zamandır laik devletin koruyucusu olarak görüyor ve 1960‘dan beri de, Kemalist geleneğe zarar verdiğini düşündüğü hükümetleri devirmek için dört defa müdahalede bulundu. Fakat AKP beklenenden daha çetin bir meydan okuma oluşturdu...
İki yıl önce Abdullah Gül‘ün cumhurbaşkanı seçilmesi konusunda yaşanan mücadeleyi, AKP‘yi kapatma, başbakanı ve diğer parti üyelerine siyasi yasak getirme girişimi izlemişti. Erdoğan da erken seçim çağrısı yaparak ve bu seçimde ses getiren bir destek elde ederek generalleri engellemişti. Ve eğer ordu şimdi bir kez daha demokratik yollarla seçilmiş bir hükümeti devirmeye kalkışırsa, kendisini ülke dışında yalnız, ülke içinde de kuşatma altında bulacaktır.
Bu, Erdoğan‘ın kazanması gereken bir mücadele. AB üyeliğine aday bir ülkede ordunun sivil mahkemeler karşısında dokunulmaz olması, politika üzerinde vetosunun bulunması, Kıbrıs‘ta bir çözümü engellemesi veya hükümete gözdağı vermesi kabul edilemez. Fakat Erdoğan‘ın, öfkeli bir ordunun Türkiye‘yi tam da darbe planlayıcılarının yaratmak istediği kargaşaya sürüklemesini engellemek için nabza göre şerbet vermesi, sabırlı ve kararlı davranması gerekiyor. (Başyazı, 1 Mart 2010)





