Taraf gazetesinden Neşe Düzel‘e "günah çıkartan" Star gazetesi yazarı Ergun Babahan, fildişi kulelerinde oynanan "kirli oyunların" içyüzünü deşifre etmiş!.. İşte onlardan bazı ilginç anektodlar...

Gazete merkezlerine generallerden talimatlar Ankara üzerinden ne şekilde gelirdi?

O sırada Sabah‘ın Ankara temsilcisi olan Fatih Çekirge, "Şu paşayla konuştum" diye bizi telefonla arardı. Fatih‘in bizimle yaptığı konuşmalardan anlardık askerlerin ne isteyip ne istemediklerini. Askerler hoşlanmadıkları bir şey yayınlandığında Fatih‘i telefonla arıyorlardı. 0 da bize, "Çok rahatsız oldular, köpürdüler" diye haber veriyordu.

Diğer gazetelerde de aynı sistem mi işliyordu?

Bildiğim kadarıyla Ertuğrul Özkök, askerlerle yakın bir gazeteci. Zaten Hürriyet devlet gazetesidir. Dolayısıyla onların askerte ilişkisi bizimkinden çok farklıydı. Askerlerle iç içe gibidir onlar. Ama şu var. Biz o dönemde Tansu Çiller‘e, Necmettin Erbakan‘la koalisyon kurdu diye çok öfkelendik. Sabah Grubu olarak kendimizi ihanete uğramış olarak gördük.

Niye?

Sabah‘ın sahibi Dinç Bilgin Avrupa yanlısıydı ve askerin siyasete müdahale etmesine karşıydı. Tansu Çiller Sabah‘ın siyasetçisiydi. Sabah Grubu, DYP Başkanı Tansu Çiller‘i çok destekledi. Onun için çok kavga etti ve epey tiraj kaybetti. Ama Çiller‘in bu desteğe rağmen gidip Necmettin Erbakan‘la koalisyon için anlaşması ve RefahYol hükümetini kurması Dinç Bey‘i şoke etti. O günü çok; iyi hatırlıyorum.

O gün tam olarak ne yaşandı?

Fatih Çekirge Ankara‘dan telefonla aradı. "Tansu Hanım, Erbakan‘la hükümeti kuruyor" dedi. Ben, gene de çok i emin olamadığım için "RefahYol‘a doğru" diye bir manşet attım. Manşeti görünce Dinç Bey‘in yüzü asıldı. "Oğlum olmayacak şeylere amin diyorsunuz. Böyle bir şey mümkün olabilir mi? Aydın Bey‘le (Aydın Doğan) ben varız. Böyle bir koalisyon mümkün değil. Biz buna karşıyız" dedi. Dinç Bey, Çiller‘in medyayı karşısına alamayacağını, medyaya rağmen RefahYol hükümetini kuramayacağını düşünüyordu.

Niye bu kadar emindi?

Çünkü o dönemde siyasiler çok zayıftılar. O akşam Zafer Mutlu Londra‘dan aradı. "Tansu Hanım beni aradı, koalisyon protokolünü imzalamış. ‘Erbakan başbakan‘ diye manşet yapalım" dedi. İki sene Erbakan, iki sene Çiller başbakan olacak diye protokol imzalamışlar. Nitekim Sabah‘ın Çiller‘le ve hükümetle ilişkileri ondan sonra gerilmeye başladı. Hatta Hyaatt Oteli‘nde bir Sabah yöneticisi için verilen davette, Dinç Bey, Çiller için, "Hata yaptı, bedelini öder" dedi.

Sabah Grubu‘nun askerlerle yakın ilişkisi o günden sonra mı başladı?

Türkiye‘de gazetelerin Ankara bürolarının askerle ilişkisi zaten hep vardı. Çünkü asker, politik hayatın bir gerçeğiydi. O sıralar, Genelkurmay‘a davet edilmek, bir asker, general tanımak çok önemliydi. Hürriyet Grubu ise zaten o dönemde Çillerle kanlı bıçaklıydı. İşte o sırada Doğan Grubu‘yla Sabah Grubu arasında kartel ilişkisi kuruldu.

Kartel ilişkisi ne demek?

Fiyatı beraber belirleyeceklerdi. Birbirlerinden adam almayacaklardı.

O dönemde medyaya bu iki grup hâkimdi. Birinden ayrılan sonsuza kadar işsiz kalıyordu, gazeteciliği bırakmak zorunda kalıyordu. Köle ticareti gibi bir durum değil miydi bu?

Tabii.

Gazetecilere karşı yapılan bu anlaşmanın bir benzeri siyasetçilere karşı da yapıldı mı o dönemde peki?

Tabii... Doğan ve Sabah Grubu ayda bir Beyti lokantasının üst katında toplanırdı. Ertuğrul özkök, Zafer Mutlu, Aydın Doğan, Mehmet Ali Yalçındağ, Dinç Bilgin, Kenan Sönmez akşam yemeğinde buluşuyorlardı ve o yemekte her şeyi konuşuyorlardı. Hürriyet hep askerciydi de... Sabah Grubu öyle değildi. Sabah, 28 Şubat döneminde değişti. Bir de o zaman Amerika‘nın eski Ankara büyükelçisi Abramovitz Sabah‘a çok gelip gitti. Dinç Bey‘le konuştu.

Anlamadım...

Erbakan, Türkiye‘nin Başbakanı olarak  Libya‘da... Abramowitz geldi mesela. "Türkiye gibi bir devlet nasıl‘ böyle bir aşağılanmaya katlanabiliyor? Bu Türk askerlerini tanıyamıyorum. Sünepe olmuşlar," falan gibi... laflar etti. Zaten 28 Şubat‘ın organizasyonunda, Amerikan devleti adına en önemli ayak oydu.

28 Şubat‘t ABD mi organize etti sizce?

Tabii... Yanılmıyorsam... Abramowitz, bu iş için devreye girmeden önce, Amerikan Dışişleri Bakanlığı‘nda Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerden bütün Türkiye ve bölge uzmanları ortak bir toplantı yapıyorlar. Darbe değil ama, darbe benzeri bir müdahale üzerinde anlaşıyorlar. Yol haritası o şekilde çiziliyor. Abramowitz o sırada emekli büyükelçiydi. Türkiye‘yi çok iyi bilen ve herkesi tanıyan biri olarak Türkiye‘ye gelip gidiyordu. 0 zamanlar, Zafer Mutlu‘yla yaptığı görüşmelerde, ikisi arasındaki tercümeleri ben yapıyordum. Abramowitz, Dinç Bey‘le de bir, iki kez görüştü.

Abramowitz ne istiyordu medyadan?

28 Şubat‘ın altyapısını hazırlıyordu herhalde. RefahYol hükümetinin Türkiye‘ye zarar verdiğini düşünüyordu. Sanıyorum Erbakan‘ın bölge politikasından israil çok rahatsız olmuştu...

Muhabir: Haber Merkezi