Kişilerin yemek seçimi ve tüketimi ile ruh halleri arasında ilginç etki vardır. Beslenme uzmanları, son yapılan araştırmalara göre, insanların damak zevkleri ve yemek seçimleri konusunda ilginç değerlendirmelerde bulunuyor. Uzmanlara göre, sofraya oturup doğru besin maddeleri seçerek kötü ruh halimizi giderebiliriz.
İç sıkıntısına domates!
Yalnızlık ve iç sıkıntısı hisseden insanların rahatlamak için domates, patlıcan, biber, patates, yumurta ve karnabahar gibi sebzeleri tüketmesini doğru tercih olarak gören uzmanlar, söylediği sözler ve davranışlarından memnun olmayanların soğan ve pırasayı tercih etmesi gerektiğini belirtiyor.
Strese karşı bezelye!
Beslenme uzmanları, düş kırıklığı, kuşku ve çekingenlik içinde bulunan kişilerin kereviz ve havuç tüketmesinin ruh sağlığı açısından faydalı olacağına dikkat çekerken, iş hayatının yorgunluğu ve stresinden bunalan kişilerin sofralarından bezelyeyi ihmal etmemeleri gerektiğini vurguluyor.
Marul, endişeyi gideriyor!
Üzerinden endişeyi atamayan ve her an hata yapabilirim saplantısını aklından çıkarmayan insanların bol bol marul yemeleri gerektiğini belirten Beslenme uzmanları, saldırgan ve karşısındaki kişilere karşı agresif yapısı olan kişilerin kendilerini kontrol altında tutmak için ceviz yemelerini tavsiye ediyor.
Yaşamak için mi, yoksa yemek için mi yaşamak?
Yediğimiz tüm yemekler bizim enerjimizi çalıyor ve bedenimizle birlikte zihin ve ruh sağlığımızı olumsuz yönde etkiliyor. Yemek miktarındaki fazlalık aynı zamanda hem hayatın verimini azaltıyor ve hem de yaşlanma sürecinde belirgin derecede artma meydana gelmesine neden oluyor.
Yemek için yaşayanlar
İnsanlar, yemek yeme alışkanlıkları bakımından genel olarak iki çeşit altında toplanabilirler. Birincisi yemek için yaşayan insanlardır. Bu insanlar sabahleyin kahvaltıdan sonra öğlen ve akşam ne yiyeceklerini düşünmeye başlayan, açlığa dayanamayan insanlardır. Kilolu, yağlı ciltli, barsakları yedikleriyle şişmiş, bedenlerinde toksin miktarının hayli arttığı belirgince hissedilen insanlardır.
Yaşamak için yiyenler
Diğerleri ise çok mecbur kaldıklarında yemek yiyen ve yemese de uzun saatler aç durabilen yemeği hiç düşünmeyen insanlardı. Bunlar kuru ciltli, daha ziyade düşük kilolu, sigaraya daha çok bağımlı, fakat yemek yemeği isteyip istemediği net anlaşılamayan ikinci grup insanlardır. İlk grubun hastalıkları daha çok kronik, ikinci grubun hastalıkları ise akut gelişen hastalıklardır.
Her iki grup insanın da kendilerine göre farklı hastalıkları vardır. İştahsız, yemek yemeye düşkün olmayan kuru, kısa veya uzun, bağımlılığa eğilimli insanlarda genellikle kalp damar hastalıkları daha çok görülüyor. Fakat bunların akıl sağlıkları ve zihinsel yetenekleri oldukça gelişmiştir. Yönetici veya lider olma yetenekleri diğerlerine göre çok daha yüksek düzeyde bulunmaktadır.
Çok yemek yiyen ve adeta yemek yemek için yaşayanlar kilolu, zihinsel ve ruhsal yönden durağan, psikolojik özellikler bakımında oynak bir yapıdadırlar. Bu kişiler hantal bedenleriyle sosyal yaşamın içinde çoğu kez geride kalmaya yatkınlardır. Bedenlerinde alerjileri vardır. Alerjik astım ve kronikleşmiş depresyon bunlarda daha sık görülebilir. Zira bunların karaciğerleri iyice yorulmuş ve filtre görevini rahatlıkla yapamaz hale gelmiştir. Böylelikle kanları kirlenmeye daha eğilimli olan bu insanlar alerjik reaksiyonlarıyla birlikte daha ziyade kronik ve psikolojik hastalıklara eğilimli olmaktadırlar.
Hayata anlam kazandırmak
Hastalığın anlamı olur da hayatın nasıl anlamı olmaz... Hastalığın kazandırdığı anlam ile hayatın bizi engin ufuklara açarak kazandırdığı anlam mutlaka bir noktada örtüşür. Çünkü her ikisinin kazandırdığı anlam hayatı doğru ve olduğu gibi anlamlandırma adına birçok olumlu kazanımları beraberinde getirir.
Hayatın anlamı ve şifa
Hayata anlam kazandırmak bir diğer deyişle şifaya sıkı sıkıya tutunmak anlamını da taşır. Hayatın anlamıyla şifa arasında birçok insan maalesef bağ kuramaz. Oysaki hayatınızı anlamlandırmaya başladığınızda ve gerçekleştirmeyi hedeflediğiniz anlamlı hedefleri zihninizde canlandırdığınızda onları gerçekleştirmek için zihin ve ruh halinizde olağanüstü bir güç meydana getirme imkânı oluşur. Bu güç sağlıklı bir zihin ve hedefe kitlenmiş ruh dünyasının kazandırdığı güçtür.
Yaratılış amacımızı bulmak gerekir
Her insan kendi kendisine ve diğerleri ile birlikte hayatının anlamını güçlendirebilir. İnsanın evlenmesi, çoluk çocuk sahibi olması hep bu anlama katkıda bulunan faktörlerdir. Aslında her insanın hayatı anlamlıdır fakat insanlar genellikle güncel koşuşturmalar ve kısır çekişmeler içinde bu anlamı yakalamakta çoğunlukla zorluk çekerler. Bu yüzden yapmaları gereken önemli işlere yoğunlaşacakları yerde hiç de kendileriyle alakalı olmayan işlerde bir ömür boyu zaman geçirerek hayatlarını heba ederler. Yaptıkları iş onları tatmin etmiyordur. Bu durum daha çok insanların yaratılış amaçlarını bulamamış olmalarından kaynaklanır.
Bir insan için hayır kuruluşuna üye olarak orada yapılan hizmetlere katkıda bulunmak, diğeri için pul koleksiyonculuğu yapmak, diğeri için sportif etkinliklerle ilgilenmek, bir başkası için kitap okumak veya yazmak hayatı anlamlandırmak için yeterli gelebilir. Örneğin siyasetçiler için kendi hayatlarını ve diğer insanların hayatlarını anlamlandırmak için siyaset yapmak yerel veya merkezi yönetimlerde söz sahibi olmak çok önem taşır.
Kısacası her insan yaratılış amacı doğrultusunda bir takım işlerle ilgilenmeye mecburdur. Bu hem kendisinin derin bir tatminlik duygusu yaşamasını sağlar ve hem de diğer insanlara yapmış olduğu katkıdan dolayı hayatını anlamlandırmış olur. Bu anlamın elde edilmesi o insanın büyük oranda şifaya kavuşmasına aracılık eder.


