Kayrevan‘dan sonra yolculuğumuz medeniyetlerin doğup büyüdüğü bölgelere, Atlas dağları eteklerinde yaşayan yerli Berberilerin ve bedevilerin çadırlarından, Akdeniz‘in harika sahillerinden, kuzey Afrika çöllerindeki safari bölgelerine devam ediyor. Kayrevan‘dan Tunus çöllerine doğru ilerliyoruz. Yolumuz 370 km sürüyor ve Tozeur kentine ulaşıyoruz.

Tozeur, Cezayir sınırına 30 km uzaklıkta bir çöl bölgesi. Çöl kenti olan Tozeur‘da kendine has bir mimari tarz oluşturulmuş. Kumlu sokaklar da paytonlar, motorlu araçlar mekik dokumakta. Sarı tuğla bezemelerle süslenmiş evlerin çatısından TV antenleri fışkırıyor. Ancak bu modern görünümün ardında Tozeur hâlâ geleneklerine bağlı muhafazakar bir kent olma özelliğini koruyor. Bölgenin Deglat en-Nur denilen ünlü hurması burada yetişiyor. Camileri oldukça fazla olan bir kent.

Tunus‘un bu şirin ili tamamen turistik bir şehir; Atlas dağları eteklerinde yaşayan yerli Berberi - Arap karışımı bir halk yaşıyor.

Tozeur‘de Dar Hotel‘de konaklıyoruz, Tunus Beylerinin büyük boy portreleri otelin salon ve koridorlarını süslüyor. Tozeur, oldukça otantik bir şehir. Turistlerin ilgisini çekmek için her şey çöl ortamına benzetilmiş. Sokaklarında atlarla gezen insanlar ve şehre giren deve kervanları, içinde bulunduğumuz duruma farklı bir hava katıyor.

Çöl turizmi

Çöl turizminin çok ciddi anlamda geliştiği bu bölgeyi turistler, 36 yıldır adeta işgal etmişler. Ayrıca Tunus‘un güneydoğusundaki bu çöl manzaraları inanılmaz ve şaşırtıcı bir doğallıkta... Çöl safarisi denilince akla Birleşik Arap Emirlikleri gelir. Ama Tunuslular bu konuda çok daha eskiler. 4x4 Jiplerle ve dört tekerli dağ motorlarıyla uçsuz bucaksız kuzey Afrika çöllerinde turistler macera yaşıyorlar. Sıcaktan kavrulmaya başladığınızda çölde vaha aramaya başlıyor, Tunus‘un ünlü palmiye ağaçları altında gölgelenmeye şiddetli bir istek duyuyorsunuz; kızıl kumlar üzerine kurulu çadırlarda yaşayan bedevilere selam verip develeri izliyorsunuz. Ayrıca şehir içindeki doğal vahalar, turistler için lokanta veya otele dönüştürülmüş. Kısa süreli de olsa tamamen doğal ortamlarda kalan yabancılar, buradan oldukça memnun ayrılıyor.

Çölde serap ve vahalar arası macera

Bu kez çöllere açılıp, Fas‘tan başlayıp Cezayir ve Tunus‘a kadar sıralanan Atlas dağlarına ulaşmak için sabırsızlanıyoruz.

Sabahleyin erken saatlere kiralanan 3 cip ile yola koyuluyoruz. Çöllerde yol bulmanın güç olduğunu hissettiğinizde, biraz uzaklara bakınca göz yanılgısıyla uçsuz bucaksız denize benzettiğiniz kızıl kumlarda susuz kalan insanların gördüğü serabı görerek, çölün vahşi tabiatını seyretmekten kendinizi alamıyorsunuz. Şöförümüz yerli bir Berberi; doğal tabiatı çok iyi bildiği için bizi ulaştırmamız gereken yere güvenle götürüyor. Berberilerin ve özellikle de Tuareklerin en önemli vasfı iyi iz sürmeleri. Çölde Tuareklerle de tanışıyoruz.

Çölün orta yerinde aralıklarla başıboş develere rastlıyoruz. Annesinin bacakları arasına sığınmış yavru deve ilgimizi çekiyor. Fotoğraflarımızı çektikten sonra çöl rüzgârının yığın haline getirdiği dik kum tepeciklerinden ciplerle iniyoruz, arabayla ilginç hareketler yapan şoförümüz bize bir gösteri sergiliyor. Yer yer su ve vahalara rastladığımız çölde turistlerin dört tekerli motosikletlerle gezi turları düzenlediklerini görüyoruz.

Star Wars‘ın film seti

Çölde ciplerle safariye devam ederken bir anda kum tepelerinin arasında bir filim setine rastlıyoruz burası Amerikalı ünlü yönetmen George Lucas‘ın "Yıldız Savaşları" filminin birçok sahnesinin çekildiği filim seti... "Yıldız Savaşları" (Star Wars) filminin birçok sahnesi Tunus‘un Matmata kentinde çekilmiş. Bu bölgeye ciplerle çölleri aşarak gidiyoruz. Bir uzay filmi için en verişli bölge olarak burayı seçmiş olmaları tabii bizi şaşırtmıyor. Çünkü bu bölge aynen ay yüzeyini hatırlatmakta.

Star Wars, George Lucas‘ın 1970‘lerin başında oluşturduğu bilim kurgu efsanesidir. Altı filmden oluşan bu serinin ilk zinciri olan "Star Wars" adlı film ilk defa 1977‘de gösterime girmiştir. Filmin başarısının ardından ikinci film çekilmiş ve üçüncü filmin çekilmesi de kararlaştırılmıştır. Bu bölgeye turistler sadece dünyanın en büyük yapıtlarından olan Star Wars filminin setini görmeye geliyorlar. İlk döneminde adeta ziyaretçi akımına uğrayan Matmata‘nın o eşsiz yer altı evleri turistler tarafından keşfedilmiş.

Berberiler; kuzey Afrika‘nın yerli halkı

Atlas dağlarına yaklaştığımızda vahaların arttığı, dallarında hurma sarkan ağaçların ve bazen insan boyuna yaklaşan çimenlerin sardığı vahaları geziyoruz. Berberiler ve Tuarekler genelde uçsuz bucaksız sıradağlarının eteklerinde, vahalara yakın yerlerde yaşıyorlar. Turistlerin sıklıkla uğradığı bu uzak bölgelerde boşaltılmış köylere rastlıyoruz. Bu durum da berberilerin göç etmiş olduğunun habercisi; turistlerin sıklıkla gelmesi onların huzurunu kaçırmış olmalı. Berberiler, bedeviler gibi çöllerde konaklayarak yaşamaya başlamışlar. Kendi geleneklerinin zedelenmesi veya doğallığın bozulmasından korkan Berberiler gerçekte de çekingen davranıyorlar.

Şibike köyüne ulaştığımızda Berberilerle sohbet etme fırsatını yakaladık. Bu köyde bedevi-Berberi kardeşliğini ve iç içe girmiş bu iki ırkın uzun yıllar boyunca bir arada yaşadığı ve bir birlerinden kız alıp verdikleri söyleniyor. Bu köy ve civarı yine turistler için hazırlanmış. Vaha içine düzensiz serpiştirilmiş şirin evlerle yapılı olan köyün büyük özelliği, çölün ortasında olmasına rağmen Atlas dağlarından gelen kaynak suyunun kayalıklar arasında şelale oluşturması.

İngilizler "Hasta" filmini Şibike Tozeur vahasında çekmişler

Bir diğer Berberi köyü olan Tamerza‘nın dışında Atlas dağları eteklerinde öğle molası veriyoruz. Otelin terasından eski Tamerza ve yeni kurulan Tamerza‘yı seyrediyoruz. Tamerza Berberi köyü büyük bir sel felaketi sonucu yıkılır. Yeni Tamerza 1969 yılında kurulurken, eski köyün de kalıntıları turizm için olduğu gibi kalıntılar halinde muhafaza edilir. Eski köyde kerpiç mimarinin özeliklerini görebiliyorsunuz. Burada öğle yemeğimizin menüsü ızgara et ve bıldırcın. Tabi biz masaya et çeşitli geldiğinden heyecanlanıyoruz, çünkü bizim Türkiye‘deki usulle biftek ve pirzola olarak ızgarada pişirilmiş soruyoruz "bizim için mi Türk usulü pişirdiğiniz?" diye hayır diyorlar bizler de her zaman eti bu usulde pişirip yeriz. Evet, Tunus‘un damak zevki bizimkinden hiç farklı değil.

Berberi kabileleri 12 yüzyıldaki bedevi göçlerine değin özerk yapılarını oldukça korumuşlar. Bu tarihte bölgeye giren bedevi Araplar, Berberi köylüleriyle karışık bir yapıda yaşamaya başlamışlar. Öteki kuzey Afrika toplulukları gibi, Berberi toplumsal örgütlenmesinin de odağını İslam ve kabile geleneği oluşturuyor. İslam, Berberilerin aile sınırlarını da aşarak, yaşamın dününü ve yarınını bütün alanlarını etkilemiş... Bununla beraber özellikle kırsal kesimde hâlâ yaşayan özgün Berberi inanç ve gelenekleri de vardır; bunlar bir biçimde İslam ile uyumlu hale gelmişler. Çöldeki gezimizi tamamlayarak Tozeur‘a dönüyoruz. Günün yorgunluğunu attıktan sonra akşam önce otelimizin hemen yanında bulunan Etnografya Müzesi‘ni geziyoruz. Müzede Tunus tarihi, ilk insandan bugüne çok güzel resmedilmiş ve anlatılmış. Bir anlamda zaman tüneline girerek tarihin ilk dönemlerinden bugünlere kısa ama zevkli gezi yapıyoruz.

Tunus‘un milli şair‘i Ebu el-Gasım el-Şabbi

Tunus milli marşı‘nı yazan şair Ebu el-Gasım el-Şabbi‘nin marşı yazarken resmedilen mumyasına da müzede rastlıyoruz,

‘Halk hayatı tamamıyla arzu ederse eğer. Kader ondan yana olur. Ve böylelikle gecenin koyu karanlığı yok olacak. Ve ezici zincirler kırılacak‘

Ümmü Gülsüm‘ün şarkılarını oluşturan şiirleri kaleme almış Tunus‘un ünlü şairi Ebu el-Gasım el-Şabbi‘yi anmadan geçmek tabi ki olmaz. Şabbi, şiir sanatında pek çok şaire yol gösteren bir üsluba ve mücadeleci bir ruh haline sahiptir. Münzevi olarak yaşayan Şabbi genç yaşta hayata gözlerini yummuştur.

Tunus‘a matbaa bir Türk entelektüeli tarafından getirilmiş

Müzeyi gezerken sergilenen ilk dönemlere ait bir matbaa tezgahıylı birlikte Osmanlı döneminde yaşayan ve tüm Tunusluların sevgisini kazanan Türk entelektüeli Ali Başhamba‘yı da hatırılıyoruz, bugün mevcut basın-yayın organlarının kurucusu olan bu büyük insanın Tunus basınının bulunduğu sokağa ismi veriliyor. Tunus‘a ilk matbaayı getiren Başhamba, Türkiye‘de vefat etmiş ama Osmanlı devletini kendi tarihinden sayan Tunus devletinin girişimleriyle kemikleri Tunus‘a gönderilmiş.

Tunus‘ta 1‘i özel olmak üzere 4 uydu kanalı var. Tüm Arap dünyasının takip ettiği Hannibal kanalı da Tunus devletinin. Gazetelerde bu biraz daha özele yayılmış durumda. Ortadoğu‘daki birçok Arap devletinin gazete ve dergileri tekelinde bulundurması basın alanında zayıflığın bir işareti fakat Tunus gazetelerine baktığımızda en azından dünya meselelerine daha geniş ve özgün yorumlar getirildiğini net bir şekilde görebiliyoruz. Fransızca ve Arapça yayım yapan yaklaşık 10 tane gazete bulunuyor. Bunlardan en ünlüsü ise eş-Şuruk gazetesidir...

Akşam yemeğini bir vaha restoranda çadırda yerken aynı zamanda da Tunus müziğini canlı olarak dinleme imkanı buluyoruz.

Büyük çölün kapısı Douz

Gezimiz çöl turizminin diğer önemli mekânlarına devam ederken aracımızdan upuzun çöllerin tuz gölüne dönüşünü seyrediyoruz. Tuz gölünün çevresine kurulmuş tuz fabrikaları, turistlerin yol kenarlarına durup bu şahane görüntüyü seyrediyorlar. Bizler de ciplerimizi durdurarak tuz gölünün güzelliklerini seyre koyuluyoruz. Şattü‘l Cerid olarak bilinen büyük tuz gölü 5.200 km2lik geniş bir alana güneye yayılıyor ve sahradaki en büyük tuz gölü. Gölün batısı ve güneyi ise göz alabildiğine uzanan kum tepeleriyle kaplı büyük doğu ergidir. Burada birkaç vaha dışında yerleşim yerine rastlanmıyor.

Douz şehrine dünyanın en büyük çölüne açılan kapı da denilebilir. Her aralık ayında burada düzenlenen Fantasia festivali, deve kervanları, atların süsleri ve insanların giydikleri yünden yapılmış kıyafetleriyle tam bir şenliğe dönüşüyor. Burada arkadaşlarla oluşturduğumuz deve kervanı ile uçsuz bucaksız çöle doğru gezintiye çıkıyoruz. İlk kez deveye binenler için ufak-tefek sıkıntılar çıksa da, keyifli olduğundan emin olabilirsiniz. Şehirden biraz uzaklaşınca bedevilerin asil arap atlarıyla kumları savuruşunu seyrediyor, çöl rüzgârının kavurucu sıcaklığını ensemizde hissediyoruz. Burayı her gün yüzlerce turist ziyaret ediyor. Geleneksel elbiseleri giyip çöllere açılıyor. Biz de çöl gezimiz tamamlayıp palmiye yapraklarından yapılmış çay bahçesinde acı kahvemizi yudumluyoruz

Çöl ortasında vaha otel

Jipleri tekrardan çöllere sürüyoruz. Neredeyse yolu bile bulunmayan çölde 10-15 km yol aldıktan sonra çadırlardan yapılmış Mahari Zaferann Touz Oteli‘ne ulaşıyoruz. Bu otel belki dünyada eşine rastlanması güç bir doğallıkta. Bu otel, bütün iletişim araçlarından uzak, vahşi tabiatla ve gecenin derin karanlığında yıldızlarla sakin bir tatil geçirmek için müthiş bir fırsat sunuyor. Otel sahibi bizi muhabbetle karşılıyor, soruyoruz, cevaplıyor; otel 2006 yılında açılmış. 180 yataklı. Douz‘dan buraya gelen yol naturel yapılmış, nedeni de gelenler yol boyunca da çölü ve yaşam şartlarını bizzat hissetsinler. Buraya genel olarak yoğun iş hayatından daralan Batılı iş adamları geliyormuş. Kendiyle baş başa kalan insan hem ruhunu dinlendiriyor hem de serin havuzda tatilini yapıyor. Geleneksel Arap yemeklerinin sunulduğu otelde ünlü ‘kuskus‘ yemeği baş köşeyi alıyor. Bedevilere has Brik böreği gibi birçok farklı yemek türü sergileniyor. Burada tatilini yapan turistler sadece çadırlarda ve ve çöllere has evlerde kalıyorlar. Zehirli akreplerin ve yılanların yerli halk tarafından otel için özel olarak toplanıldığını söyleyen otel sahibi, bu güne kadar hiçbir vaka yaşanmadığını da sözlerine ekliyor. Çöl kampında çalışan Ferid ve Halil isimli iki Tuarekle tanışıyoruz. Bizlere Türkiye‘den gelen ilk Türklerin bizler olduğumuzu söylüyorlar. Ama Avrupa‘dan gelen Türklerin de olduğunu belirtiyorlar.

Çöl Akdeniz‘inde gezimizi tamamladıktan sonra sahil Akdeniz‘ine doğru yolu çıkıyoruz. Geceyi Sousse‘de geçireceğiz.

Monastır

Bir Afrika ülkesi olmasına rağmen Monastır gerçekten size Avrupa‘yı hatırlatıyor. Eski adı Ruspina (Rous Pena) olan Monastır, uluslararası havaalana sahiptir.

Monastır, tarihi bir limandan çok yeni bir kente benziyor. Gölgelik plajı, marinası ve deniz kıyısında yer alan otelleriyle sevimli bir yerdir. Ribat etkileyici bir görünümü ile limana ve kente hakim bir konumdadır. Yıllar içinde yapılan eklemeler sayesinde açık avlular ve basit hücrelerle dolu kuleli ve yüksek duvarlı bir kaleye dönüşmüştür. Monastır‘da İslam Sanat Müzesi bulunmaktadır. Ribat‘ın hemen yanında yalın tarzıyla dikkat çeken Camii Kebir 9-11. yüzyıllardan kalmadır.

Monastır kenti, Tunuslular arasında Habib Burgiba‘nın memleketi olarak büyük bir öneme sahiptir. 1956 yılında ülkesine bağımsızlık kazandıran Burgiba, 1903 yılında burada doğmuş

Ribat‘ın dışındaki parktan çıkan etkileyici bulvar sizi Habib Burgiba‘nın anıt mezarına götürüyor. Anıt mezar uzaktan bakıldığından altın yaldızlı ikiz minaresi ve altın yaldızlı kubbesi ile görülmeye değer. Burgiba sağlığında kendisi yaptırmış anıt mezarı. Burgiba‘nın yanı sıra karısı ve aile üyeleri de buraya gömülmüşler. Halkın ziyaretine açık.

Monastır‘da Tunus mimarisinin neredeyse bütün dönemlerinin tarzları kullanılmıştır.

Uluslararası Monastır film şirketinin (IMF- International Monastır Films) büroları ve stüdyoları, Monastır‘ın eteğindeki Ribat‘ta bulunur. Kutsal Hazine Avcıları ve 13 bölümlük bir TV dizisi Nasıralı İsa da bu bölgede çekilmiştir.

Ribat kalesinde halen bir italyan film şirketinin İsa‘nın Annesi Maria filminin çekimleri de devam ediyor.

Ribat Kent; Sousse

Tunus kentinden ve Sefakis‘ten sonra üçüncü büyük kent olan Şuse‘dir. İşlek bir liman ve endüstri merkezi olmasına karşın, kentin modern yüzü kumsalların ve eski kentin sakin atmosferini etkilemiyor. Kentin kuzeyinde göz alabildiğine uzanan kumsallar, sıra sıra tatil beldeleri ve Port Kantaui limanı yer alıyor.

Hadrumetum adını taşıyan bir Fenike yerleşimi olarak kurulan kent, tarih boyunca Romalılar, Vandallar ve Bizanslılar tarafından işgal edilmiş. 7. yüzyılda ise Ukbe bin Nafi tarafından fethedilmiş. 11. yüzyılda bedevilerin istilasına uğrayan Sousse, Fransız işgali döneminde yeniden önemli bir liman kenti konumuna gelmiş.

Kentin ana bulvarı Habib Burgiba, kumsaldan eski kentin yakınlarındaki Ferhat Haşed meydanına kadar uzanır, bulvarın üzerinde dükkanlar, kafeler, oteller ve sinemalar sıralanmış.

Eski kentin hemen girişinde 9. yüzyıldan kalma Camii Kebir görülmeye değer. Köşe kuleleri ve güçlü duvarlarıyla dışarıdan bakıldığında daha çok kaleyi andırır içeride ise sıra kemerlerin dizildiği avlu arlak mermerlerle kaplanmış. Karşı kenardaki çifte sütun, namazgahın giriş kapısını belirler. Camide minarenin yokluğu dikkat çekiyor. Müezzin cemaati namaza çağıracağı zaman yakındaki Ribat‘ın kulesinde ezan okur. Camii Kebir ile çevresinde çarşı (suk) 9. yüzyılda Abbasiler döneminde Abou el-Abbas tarafından inşa edilmiş.

8. yüzyıldan kala Ribat sınır boylarında gözcülük amacıyla kurulan ileri karakoldur. Ribatlar önceleri askeri amaçlarla kurulurken, daha sonra giderek tasavvuf ağırlıklı kurumlar haline gelmişler. İlk Ribatlar doğrudan cihad amaçlı yapılar olarak oraya çıkıyor, ardından baskınlar sırasında büyük bir köyün halkını dışarıdan yardım almadan birkaç hafta besleyebilecek büyüklüğe ulaştı. Zaman içinde ambar, ahır, hamam, mescid, kütüphane ve benzeri yapılarla büyük ve sağlam bir kale haline geldiler. Ancak sınırların genişlemesiyle geride kalan Ribat‘lar yol güvenliğini sağlayan karakollara dönüşürken bazıları da han ve kervansaray olarak kullanıldı.

Sousse‘nin 9 km kuzeyindeki Port Kantaui, ülkenin en güzel tatil beldelerinden biri. Burada kaliteli oteller, tatil köyleri, büyük bir marina, eğlence parkları ve küçük hayvanat bahçesi vardır. Sahildeki balık restoranlarında deniz ürünlerinden oluşan öğle yemeğinin de tadı bir başka oluyor.

Turizm kenti Hammamet

Hammamet adı hamamdan gelmektedir. Tunus‘a 65 km uzaklıkta, bir körfez içinde bulunan bu şehir asırlardır güzel bahçeleri, beyaz evleri, kale ve medinasıyla sanki bir sanatçının elinden çıkmışcasına insanları cezbetmiş.

Bugün geniş kumsalları ve modern lüks otelleriyle Tunus‘un başı çeken turizm merkezlerinden. Beş bin yatak kapasiteye sahip. Şehir yıl boyunca festivaller düzenlenen bir uluslararası kültür merkezine sahip. Denize doğru açılan Roma Antik Tiyatrosu‘nda her yıl dünyaca ünlü sanatçılar gösteri yapıyormuş.

Hammamet‘in kendisi, temiz sokaklarına dizilmiş beyaz evleri ve dükkanlarıyla derli toplu, bakımlı ve sevimli bir kenttir. Çeşitli restoranlar, mağazalar ve cafeler turistlerin ilgisini çekiyor. Güney ucunda, plajın yakınlarında küçük Medina ve yüksek duvarlarıyla onun kuzeybatısında yükselen Kasba görülmeye değer. Bu kale ilk başlarda müslümanlar, dana sonra da Fransız yabancı lejyonu tarafından kullanılmış. Bugün de burçdan kentin plaj ve plajın güzel manzaraları seyrediliyor. Medina‘nın dar ve gölgelik sokakları çeşitli hediyelik eşyalar satan küçük dükkanlarla doludur. Buralarda dolaşırken yolunuz eski deniz kapısına düşecektir.

Tunus‘un turizm politikaları

Tunus‘ta turizm çok belirleyici... Ülkenin gelir kaynakları içinde ilk sırayı alıyor. Hem Tunus halkı hem de hükümet bu önemin bilincinde ne var ki, Tunus turizmi artık kabuk değiştirme çabası içinde...

Tunus Akdeniz turizm pazarının yaklaşık % 2,2‘sine hizmet etmektedir. GSYH‘nın % 6‘sı ve döviz gelirlerinin % % 16‘sı turizm sektörüne aittir. Hükümet, ekonomiye büyük katkısı olan, yeni iş olanakları sağlayan ve döviz kazandıran bu sektörü teşvik etmektedir. 1990 yılında turizm sektörü için yeni bir yatırım kanunu çıkarılmış ve bu kanunla, yerli ve yabancı turiste geniş olanaklar sağlanmıştır.

Hükümet, turizm sektörünün toparlanması için Almanya, İngiltere ve İsviçre gibi müşteri kaybedilen ülkelerde çeşitli tanıtım faaliyetleri yürütmektedir. Diğer taraftan doğu Avrupa, Ortadoğu ve Çin, pazar çeşitlendirmesi amacı ile bu tanıtım faaliyetlerine dahil edilmektedir. Ayrıca turizmin katma değeri yüksek bir faaliyet haline getirilmesi amacı ile golf, yelken, arkeoloji, sahara ve konferans turizmi gibi alanlara yatırım yapılması, mevcut tesislerin, eğlence yerlerinin artırılması ve sunulan hizmetin iyileştirilmesi hedeflenmektedir.

Hedef 30 bin Türk‘ü Tunus‘a çekmek

Tunus‘da kişi başına gelir 2 bin 200 doları bulurken, buna karşın turizmi fazlasıyla hareketli çünkü Tunus Turizm Bakanlığı Müşteşarı Mohammed Bachar‘ın söylediklerine göre Tunus; çölünü, kültürünü, denizini dünyaya mükemmelce sunarak markalaşmış. 10 milyon nüfuslu Tunus‘a yılda 5 milyon turist geliyor. "Tunus‘ta sayıca her yıl daha da artan 15 bin Türk‘ü ağırlıyoruz ve bu ilgiden ötürü de biz böyle fuarlara her yıl gelmeye devam edeceğiz. Hedefimiz 2-3 yıla kadar 30 bin Türk‘ü Tunus‘a çekebilmek ki zaten benzer bir kültürü ve aynı dini paylaşıyoruz" diye konuşan Bachar, tanıtım için çok çalışıp, kaynakları iyi değerlendirdiklerinin altını çizdi. Mohammed Bachar; "müslüman ve ataerkil bir toplum olarak kadınlarımız örtülü ancak kadınlarımızı çarşaflı gezdirmeyiz bu kesinlikle yasak" diye konuştu. Bachar‘ın verdiği bilgiye göre Tunuslu çok sayıda öğrenci, Türkiye‘de turizm- otelcilik öğrenimi görüyor. Tunus Hava Yolları‘nın 5 uçağı, haftada Türkiye -Tunus arası 10 uçuş gerçekleştiriyor. İstanbul‘dan sadece 2 saat 20 dakika uzaklıkta olan Tunus‘a gidişte vize istenmiyor. Bachar, balkan ülkelerini kapsayan Tunus ulusal turizm komisyonu olarak 4 mevsim turizmden çok kültür turizmini her zaman en ön planda tutup, spa ve golf turizminde ise dünyada ikinci sırada olduklarını vurgulayarak, 2008 yılı içinde İzmir‘de ‘Tunus Night Otel‘ adında İzmirle ortaklaşa kültürel organizasyonlar yapacağı bir turizm merkezi açacağını da sözlerine ekledi.

Tunus Türkiye ilişkileri

Türkiye, 2004 yılında Tunus‘a 255.4 milyon dolarlık ihracat yaparken, bu ülkeden 100.1 milyon dolarlık ithalat yapmıştı. 2005‘te ihracat 294.8, İthalat ise 115.1 milyon dolara yükseldi. Ayrıca her ay ortalama 5 bine yakın Tunuslu alışveriş ve bavul ticareti yapmak üzere Türkiye‘ye geliyor. Bu ticaretin de 100-150 milyon dolar seviyesinde olduğu tahmin ediliyor. İhracatta demir çelik, otomotiv ve yan sanayi, kazanlar, makineler, demirçelik eşya, elektrikli makineler, pamuk, yenilen meyveler, mineral yakıtlar, tütün, tuz, kükürt ve çimento öne çıkıyor. İthalatta ise gübreler, anorganik kimyasallar, örülmemiş giyim eşyası, balıklar, ham postlar, pamuk, demir çelik ile seramik mamulleri dikkat çekiyor.

İki ülke arasında serbest ticaret alanı tesis eden ortaklık anlaşması 1 temmuz 2005‘te yürürlüğe girdi. Anlaşmayla, 2 ülke arasında 9 yılı aşmayan bir geçiş döneminin sonunda serbest ticaret alanı tesis edilmesi öngörülüyor. Tunus‘a yapılacak ihracata, Eximbank ve yine Eximbank‘ın aracılık etmekte olduğu İslam Kalkınma Bankası bünyesindeki finansman programlarından orta vadeli ticaretin finansmanı fonu, kısa vadeli ihracat kredi sigortası programı kapsamında finansman desteği sağlıyor.

Evet, 6 günlük Tunus "Kültür ve Turizm" gezimiz Hammamet‘de son buluyor ve sabahın erken saatlerinde Türkiye‘ye dönmek üzere Tunus Cartaca Havalimanı‘nın yolunu tutuyoruz.

İranlı şair Bedil diyor ki:

" Seyahat ettim: uçarak ya da tökezleme ve sıçramalarla,

Ulaşamamaya ulaşana kadar her yere seyahat ettim."

Biz de imkanlarımız nisbetinde fırsat bulduğumuz müddetçe aynı duygularla "kültür ve turizm" gezilerimizi sürdürmeye devam edeceğiz. İnşaallah...

Muhabir: Haber Merkezi