Ali Haydar Haksal olmasaydı, Yedi İklim, 90‘lı yılların başlarında ikinci dönemine başlayamayacak; bugünkü birçok şair, öykücü, romancı, düşünür, eleştirmen vb. şu anda var olamayacaktı. Yedi İklim‘i, Türk edebiyatı içerisinden çekip çıkarın, ne büyüklükte bir boşluk kalacak geride. İşte o gördüğünüz büyük boşluk, evet evet işte o müthiş mühim boşluk Ali Haydar Haksal‘ın sadece bir yanıdır.

Zafer Acar

Ali Haydar Haksal‘ı, daha yazının başındayken şu anahtar kelimelerle betimleyebilirim: sabır-samimiyet ve eskilerin tabiriyle sa‘y (çalışmak). Ancak bir insanı, hele de bir sanat dehasını, düşünce ve dava adamını tanıtmak veya bir tanımın içine sıkıştırmak öyle sanıldığı kadar kolay değildir. Haksal, çok yönlü bir kişiliğe ve dolu dolu geçmiş bir yaşam bütününe sahip. "Yaşam bütünü" diyorum, çünkü o, hiçbir dönemde, birçoklarının yaptığı gibi değişen siyasi veya ekonomik şartlara göre şekil alıp da kendi olmaklığının dışına çıkmamış, menfaat ilişkilerine prim vermeyerek güç odaklarından uzak durmuştur. "Hakikati", her daim baş ucunda tutup çevresindekilere naif bir şekilde telkin etmeye çalışmıştır. Onun yanında hangi fikirden, hangi inanç ya da inançsızlıkta olursanız olun hiç rahatsız olmayacak ve Mevlana‘nın o insan sevgisi kaynaklı sıcaklığını üzerinizde hissedeceksinizdir. Evet, En samimi dostu "alçak-gönüllülük"tür; öykü, eleştiri ve düşünce eksenli kitaplarının, daha doğrusu "eser"lerinin sayısı artık 20‘yi aşmasına ve bir o kadarının da yayına hazır durumda olmasına rağmen hiçbir zaman kendisiyle övündüğünü göremezsiniz. Ben demez, biz der, çünkü içinde bulunduğu büyük medeniyetin terbiyesinden geçmiştir o.

Ali Haydar Haksal‘ın, yukarıda bahsini ettiğimiz hiçbir çalışması olmasaydı bile, onu edebiyat tarihine geçirecek-perçinleyecek ve ondan sitayişle bahsettirecek çok mühim ve üstü körlenmesi mümkün olmayan, samimi eleştirmenlerin dikkatinden kaçmayacak ecnebilik kokan çağa attığı çok sağlam bir tokadı, aydınlığa karşı ise şefkatli ellerini uzatışı vardır: Yedi İklim... Ali Haydar Haksal olmasaydı, Yedi İklim, 90‘lı yılların başlarında ikinci dönemine başlayamayacak; bugünkü birçok şair, öykücü, romancı, düşünür, eleştirmen vb. şu anda var olamayacaktı. Yedi İklim‘i, Türk edebiyatı içerisinden çekip çıkarın, ne büyüklükte bir boşluk kalacak geride. İşte o gördüğünüz büyük boşluk, evet evet işte o müthiş mühim boşluk Ali Haydar Haksal‘ın sadece bir yanıdır. Yedi İklim, bünyesinde taşıdığı medeniyet fikri ve yerlilik bilinciyle Anadolu‘daki gençlerin düşünce potansiyelini, enerjisini bir verime dönüştürerek bu katışıksız halin topluma ulaşmasını da sağlamıştır. Hiçbir zaman elitist bir oluşuma mahal vermemiş, edebiyatın seçkinler zümresini değil, yeni yeteneklerle taptaze tebarüz etmesini amaçlamış, her daim amatör ruhun yanında yer almıştır, derginin bugüne dek çıkan bütün sayılarında bu durum apaçık görülür. Yedi İklim‘de birçok derginin aksine, hiçbir şekilde editörün tahakküm izlerine rastlayamazsınız. Diğer yandan, Ali Haydar Haksal ismi, "Yedi İklim"in önüne geçmemiştir, bunun böyle olması için Haksal, büyük bir titizlilikle kendini sürekli geriye çekip misafir şair veya yazarları öne çıkararak derginin şahsileşmesini önlemiştir. Kendinden sonraki kuşak öykücüleri dahi, çoğu kez kendi isminin önüne almış, "benlik"i semtine yaklaştırmamıştır. O‘nun, tek başına maddi ve manevi ne büyük fedakârlıklarla dergiyi çıkardığını, yakınında bulunanlar yakinen bilir.

Kısacası bugün dergi topluma mal olduysa, bunun baş kahramanı Ali Haydar Haksal‘dır ve onun bitip tükenmek bilmeyen edebiyat aşkıdır.

Şimdi bize düşen, bu sanat ve düşünce erbabını tüm mahcubiyetine rağmen topluma tanıtmaktır, peki ne için, Ali Haydar Haksal‘a şan-şöhret getirsin için değil, değil elbette, yine toplum için.

(Evet, şimdilik ustamızın tez elden sağlığına kavuşması için dua edelim hep birlikte.)

Cesur Küçük: Ali Haydar Haksal‘I ikinci ziyaretim

Uzun zamandır aklımızda olan bir ziyaretti. Üç dört kişi ile plan yaparsanız ve İstanbul‘daysanız bazı aksamaları göze almalısınız. Belirlenen vakitten bir iki gün sonra Yeni Dünya dergisinde buluştuk. Mahmut Bıyıklı ve ben. Bünyamin Yılmaz da gelince yola koyulduk. Mahmut Bıyıklı "herkese aramalarını hatırlatıyorum" dedi bir ara. Ali Haydar Haksal uzun zamandır rahatsız ve bir ameliyat geçirdi. Kültür sanat camiası olarak bir ağabeyimizin, arkadaşımızın eleştirilecek yönlerini çok çabuk buluyoruz da bazen "insani" ilişkileri gözden kaçırdığımız oluyor. Benim Ali Haydar Haksal‘ı ikinci ziyaretim olacak. İlkinde Halkalı‘dan kalkıp Maltepe‘ye kadar gittim. Yedi İklim‘in yayınladığı bazı kitapları almam gerekiyordu. Ahmet Murat, Murat Menteş ve Adem Turan‘ın ilk kitapları mesela. Yedi İklim‘in bazı özel sayıları. Yedi İklim‘in bürosunda epeyce oturduk. Çay içtik. Konuştuk. Ali Haydar Haksal‘ın odasına ilk girdiğimde dikkatimi masasısın üstünde duran Hayat-üs Sahabe çekiyor. Uzun uzun notlar alınmış. Ameliyatın izleri henüz geçmiş gibi. "Semerkand için bir kitap serisi hazırlıyorum" diyor. Dört Halife‘yi yazacakmış. Zafer Acar ve Aykut Nasip Kelebek, Beşiktaş‘tan yola çıkmışlar. Ali Haydar Haksal‘ın evinde beşimiz bir araya geliyoruz. Çaylar servis edilirken ev sahibimiz " Çayları sık sık tazeleyin, yazar şair taifesi bol çay içer" diyor.  Hasta ziyareti kısa sürer ve makbul olanı da budur. Fakat bu kadar adam bir araya gelince konu da konuyu açıyor. Hiçbirimizin bu geleneğe uymaya niyeti yok. Yedi İklim‘in son sayısını inceliyoruz. Zafer Acar‘a yeni çıkacak kitabını soruyoruz. Sürekli telefonları çalıyor. Bir çok tanıdık isim arıyor. Selam söylüyoruz, selamlarını alıyoruz. Ali Haydar Haksal‘ın evinde çıktıktan sonra "edebiyat dergilerinin editörleri toplansa ve bir hasta ziyareti yapsalar" diye düşünüyorum. Üsküdar‘ın ara sokaklarında yürüyoruz. Üsküdar‘da müthiş bir huzur ve sessizlik var.

Mahmut Bıyıklı: Evet, sizi özledik

Hayati, tatili olmayan bir mesai ciddiyetiyle yaşayan ve sorumlulukları uğruna gözünü kırpmadan her türlü zevkten vazgeçen insanlar vardır. Bazıları ise, sorumluluklarını, doğruluk dürüstlük hakkaniyet adına verdiği mücadeleyi ve karşılaştığı bütün meşakkatleri zevk edinmiştir. Şikâyet kelimesi bulunmaz lugatlarında. Ne yerinir ne sevinirler. Sadece neyi yapmak için yaratıldıklarına inanmışlarsa onu bir ibadet hazzında yerine getirirler.  Hayatı böylesine ciddiye alan, inandığı şekilde yaşayan kaç insan tanıdım diye düşündüğümde Ali Haydar Haksal Ağabeyimizin ismi hemen aklıma gelenlerden biri oluyor. Hayat, ruhumuzun önünde yürüyen soylu ruhları keşfetme ve onları kendi çağımızın kulvarlarında takip etme yarışı değil mi aslında. Ezel tanışıklıklarının izini sürmeye çalışıyoruz farkında olsak da olmasak da... Ali Haydar Haksal, gençliğe hangi kaynaktan beslenmelerini, hangi ocakta ısınmalarını, hangi sevdalarla kavrulmaları gerektiği anlattı her cümlesiyle. Kendi kuşağına düşen yön göstericilik vazifesini bihakkın yerine getirdi. Tamamen hesapsız, samimi bir gayretle yaptı bunu. İnandıklarına adanacak bir yüreği, savunacak cesareti ve asla pes etmeyecek bir azmi taşıdı yüreğinde. Kültürel kuraklığın zirveye ulaştığı dönemde Yedi İklim okulunu hep açık tuttu.

Bugün eli kalem tutan yüzlerce genç yazar eğitimini bu okulda tamamlayıp edebiyat dünyasına atıldı. Kimi vefasız çıkanlar da oldu bu okuldan. Ama O derviş gönlüyle affetmesini bildi. Kutlu istikbal rüyaları adına onlardan ilgisini hiç eksik etmedi. Çağının tanığı olmanın büyük sorumluluğunu üzerinde taşıdı. Geçen aylarda yayınlanan bir yazısında şöyle diyordu: "Müslüman olmak bir lütuf. Bu herkese nasip olmuyor. Hem Müslüman olmak hem kalem sahibi olmak da ayrı bir lütuf. Herkes âlim olamayabilir, herkes şair, yazar, düşünür, sanatçı olmayabilir. Bir insan hem Müslüman hem de yukarıdaki özelliklerden birine sahipse, bu onun için bir olağanüstülüktür... Kalem sahibi olmak sorumluluk gerektirir... Günümüz Müslüman sanatçıları, yazarları, düşünürleri, gazetecileri velhasıl özellik sahibi kimseler asıl alanlarının hakkını teslimle yükümlüdürler. Kalem ve onur bir vebaldir. Bunu, gündelik ve sıradan olana harcama hakkına sahip değillerdir... Kalem keskin bir kılıç. Onu, insanı öldürmek için değil diriltmek için kullanmalı. Bu daha kalıcı, daha etkili ve daha sağlıklıdır. Ötesi boş bir dünyaya pala savurmak anlamındadır." Biz onu daima Müslüman bir yazar olma sorumluluğunun gereklerini hakkıyla yerine getirirken gördük. Kendisine verilen ilahi lütufların şükrü ile meşgul ve kalemini sadece ölü kalpleri diriltmek için kullanırken seyrettik.

Bizim kuşağımız için yol açıcı, omuz verici, takdir ve tasdik dolu tebessümüyle kucaklayıcı bir öncü oldu. Yayımlanmış yirmi eseri ile ‘yitik cennet‘ yolcularına bir yol haritası sundu Otuzu aşkın yayıma hazır eser dosyası olduğunu biliyoruz. Bu kısa devreli ayrılığın, ilk görünüşte aleyhteymiş intibaı uyandıran Hudeybiye anlaşması gibi, büyük fetihlerin hazırlık dönemi olduğuna inanıyorum. Gençliğimizin, Ali Haydar Haksal büyüğümüzün rehberliğinde katedeceği uzun ve anlamlı bir yol bulunuyor önlerinde.

‘Yazının tatili olmaz‘ diyerek hayatı boyunca hiç izin kullanmamış bu güzel insanı tekrar aralarında görmek için heyecanla çarpan ve dualarıyla onu her vakit kucaklayan yüzlerce sevdalı yürek bulunduğuna ben şahidim. Bizi çok bekletmeyeceğinizi umuyoruz değerli ağabeyim. Gazete yazılarınızla kafa karışıklığını giderecek dergi yazılarınızla ruh dünyaları aydınlanacak binlerce okurunuz adına sizi özlediğimizi söylemek isterim...

Evet sizi özledik...

Aykut Nasip Kelebek: Bir Aksiyon Adamı:Haksal

Ali Haydar Haksal‘ın öykücülüğümüze getirdiği yenilikler ve yapıtlarıyla ortaya koyduğu sanatsal deha, kuşkusuz Türk öykücülüğünde etkilerini giderek artıracak; Haksal külliyatı‘nın incelenip eleştiri süzgecinden geçirilmesi, gelecek kuşaklar için bir mecburiyet halini alacaktır. Fakat Ali Haydar Haksal‘ın bizim gözümüzdeki biricikliği bu yönlerinden çok, dönemimizin en parlak medeniyet kavgalarından birini vermesiyle ilişkilidir. Bu kavgayı verirken de, bulunduğu her zemini kendisi adına bir aksiyon sahnesi kılar: Milli Gazete‘deki köşesini, düzenlediği televizyon programlarını, katıldığı konferansları... Ve bunların hiçbirinde de "benlik" telaşına düşmez. Yani Yedi İklim‘i 23 yıl boyunca çıkarmaktan maksadı, "23 yıldır bitmek tükenmek bilmeyen bir heyecanla Yedi İklim‘i çıkaran Ali Haydar Haksal....vsvs" şamatalarıyla anılıp kişisel gösterisini yapmak değil; edebiyata yön verecek gençlerin yetişmesi için bir mecrayı daha var kılmak, kalemini ve kalbini medeniyetinin varoluş mücadelesine adayacak şair-yazarlar yetiştirmektir. Netice itibariyle Ali Haydar Haksal, yıllardır tırmandığı dağın artık zirvesine gelmiş durumda. Ama bu zirve bir durak yeri değil, tersine yeni zirvelere gebe.

Bünyamin Yılmaz: "Tekrar hoş bulduk ağabey"

Yedi İklim dergisinin başlangıç yıllarını pek de ajandama kaydetmiş değilim. Daha sonra arşivini bulabildiğim yerlerde gecikmeli olarak da takip ettim, düzenli olarak da. Ali Haydar Haksal‘ın Yedi İklim‘le edebiyatımıza nasıl bir katkı yaptığını bilmeyen yoktur. Onun öykücü kimliğinin yanı sıra nasıl bir heyecanla genç kalemlere, edebiyata katkı sunanların yanında yer aldığını da ekleyebiliriz bunlara. Benimse hatırımda kalan Millî Gazete‘nin arka sayfasında yazdığı ve daha çok öykü yazı olarak hatırladığım kalem çalışmaları. İlk körfez harekatına denk geliyor olmalı. Neredeyse işgalci zalimlere tek başına direniş. Düzce İmam Hatip Lisesi‘nde çıkardığım fotokopi gazeteye de denklik kuruyor bu yazılar. "Uyanış" gazetesi başıma dert açtığı gibi, sevimli bir heyecan da oluşturmuşum. Haksal‘ın yazıları el yazısıyla yazılmış gazeteye kupür olarak giriyor.  Millî Gazete‘nin kültür sanat sayfasında haftada bir yazıyor. Güncel siyaset ve Müslümanca dertlere ise diğer iki yazısında ağırlık veriyor. Benim gibi ihmalkarlığı birinci madde haline getirmiş birine en ufak serzenişte bulunmadan bunca yılı nasıl gelmişiz, merak ederim. Televizyon programlarını izleyenler onun dingin ruh haline şaşırabilirler. Programın neden yayından kaldırıldığını bilmiyorum ama onun edebiyat sohbetlerine ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Haksal‘ın evine girdiğimizde bizi ayakta karşılayan "burası bir adam"a bakıyorum. Sanki ameliyat olan biziz, o bize derdimizi unutturuyor. Biz yazılarımızı bir araya getirene kadar onun telefonuyla kendime geliyorum. "Bünyaminciğim, yazımı yazdım"  İşte bu sayfayı taçlandıran cümle bu. Bize düşen: "tekrar hoş bulduk ağabey"

Muhabir: Haber Merkezi