İnsan mabedini yakar mı? Hep en büyük olacağına inandırılmışsa, sahadakileri emekleriyle değil, kısmetleriyle veya neticeleriyle yargılamaya alışmışsa, bir de kandırılmışsa, yakar! Fenerbahçeli olanı da ama olmayanı da, Türkiye‘nin "çok bilmiş" medyası dedi ki, "Kesin şampiyon!".

Kimi karşı taraftan, "şaibelerle" dedi... Kimi içeriden, "öyle böyle, hakkıyla" dedi... Başkanları "Bu iş bitti" mesajı verdi. Bitti ki, bayrak asıyorum; "Cezası neyse öderiz", meşale yığıyorum, dedi. O meşaleler önce Neron‘u yaktı! Bütün yolların Roma‘ya çıkmadığını görenler, önce Sezar‘a çarptı. Yalanlarla dolu futbol, medya, iddia dünyası kuranların oradan oraya savurduğu kitleler, "yalan dünya"yı küllerine boğdu!

Bir türlü idrak edemiyoruz. Futbol böyle bir şey. Son dakikada sevinildiğinde de maç 1-1 bitmişti... 5 dakika sonra kahrolunduğunda da. Takım yenmek için çok şey yapmış ama, olur a, top dolanmıştı. Oynamadan kazanırdın; oynayıp kazanamayabilirdin. Aynı sonuca hem tapacak kadar sevinmek, hem de yakacak kadar  öfkelenmek, sadece o anla değil, her an olan bitenle açıklanır: Zengin ya da yoksul; taraftarın çoğu sadece en büyük olmak istiyor! Put yapıp tapıyor; sonra da kendi putunu kırıyor! Yoksa kıyamaz insan kendi rengine, kendi tribününe. Diyelim ki, "kader". Deyin ki kaderin de Ertuğrul Sağlam‘a bir özür borcu vardı!..

Kader belli ki; şike, küfür, tezgâh, para,  tuzak, kibir dünyasında bu mütevazı, emekçi, onurlu adamı kolladı! Ama Onur olup rakibe karşı kale koruyarak; ama sabır olup son anda onu onurlandırarak. Kader; kibirli, mağrur, güçlü, kudretli, çok bilmişler evreninde yeni bir hayat yarattı. İşte o yüzden...

Muhabir: Haber Merkezi