Recep Alpyağıl, "Kur‘an‘ı Anlama Yolunda Felsefi Denemeler"de Modern dönem Müslüman düşünürlerin konuyla ilgili görüşlerini enine boyuna değerlendiriyor. Batı dünyasında ün salmış düşünürlerden yapılan alıntıların öğreticiliği ve sonuçta çözüm yolunda Endülüs deneyiminin örnek alınabileceği önerisinin sunulmuş olması kayda değer.
Matriksin içinde olmak ve ‘dışarı‘yı bulunduğumuz yerin genel kabulleri çerçevesinde tasvir etmeye kalkışmak. Tasvir edebileceğimizi sanmak. ‘Dışarı‘yı, yani gerçeği. Eflatun‘un mağarasından kopup ‘gerçek‘le kucaklaşmak veya ‘gerçek‘le kucaklaştığını sanmak. İnsanoğlu bir kere gerçeği bulduğu evhamına kapılmasın, hangi güç ona yanıldığını gösterebilir! Gerçek, en etkili iksirdir; sarhoş eder. Gerçekle birlikte gerçeğin sanrısı da. Ve pek tabiî ki hayali de. Matriksin içinde hakikate biçim vermek, hakikati sınırlamak! Bütün hayalleri ete kemiğe büründürmek! Artık kesin olan tek bir şey vardır: Ayılamayacağız. Çünkü sözümona hakikatin dünyasına yelken açmışızdır! Ve fakat aynı zamanda matriksin içindeyizdir. Hep aynı yerde, aynı düzlemde ve hep aynı oyuna gelmek... Havada süzülen uçakla kanat çırpan kuşu bir saymak. Öyle ya her ikisini de havada hareket halinde görüyoruz. Ne garip ikisini birbirinden ayırmak için başka bir başlığın saçaklarına ihtiyacımız olacak.
‘Sistem içi‘ konuşmaların "fark"ına varmak
Mesele bu kadar bir derinliği kaldıramaz. Gelgelelim böylesine ağır bir girişe yeltenmeden ‘sistem içi‘ konuşmaların "fark"ına varmak nasıl mümkün olabilirdi? Doğrudur; hepimiz karşıdaki duvara iliştirilmiş bir aynadan izliyoruz âlemi. O ‘bir ayna‘dan aynı şeyleri görüyoruz, aynileşiyoruz -sözkonusu ayna televizyon değil, televizyon o aynanın belki ele avuca, göze gelen en basit yüzü; basit ama yalın olmayan yüzü. Aslı da yalın değil çünkü.- Fark, burada bir anlama karşılık gelirdi şüphesiz. Ve fakat aynanın "fark" diye sunduğu şeyin gerçekte fark olmadığını hesaba katarak farka ulaşmayı denemeliydik. Eklektik fetişizminden kurtularak. Alıntılar, alıntılar, alıntılar... nereye kadar? Her alıntı ayrı bir kurgu. Ayrı bir anın, farklı bir karakterin fotoğrafı. Yorumun keyfiyeti kadar eklektik fetişizminden de şekvacı olmalıydık. Bu alıntı ‘geleneği‘ aynileşmeyi besleyen ve çoğaltan bir işlev yüklenmiştir. O halde nerede ve nasıl "fark"a ulaşacaktık? Alıntıların belirlediği tezlerden veya her tez sahibinin tercih ettiği alıntılardan hareketle mi? Her biri bir hapishane soğukluğuyla donuklaşmış kategori kumsalında kaybolarak mı? Fark için şöyle bir öneriye ne dersiniz: Demir parçası ile canlı kanatları birbirinden ayırarak ‘canlı‘ya hakkını verdiğimiz yerde farkı bulabiliriz. Bulamazsak bile aradığımızı bulacak düzleme vardığımız kesindir. Sorun, neyle uğraşıyorsak o şeyin düzlemine erişmekle aşılır. Düzlemin idraki olmadan istediğiniz kadar kafa patlatın, imgelem çöplüğüne imge armağan etmekten öteye geçmez çabalarınız. Çabalamalarımız. Düzlem meselesi, seyahat için tercih edilecek araca da benzetilebilir. Hareketi gitmek istediğiniz yöne doğruysa, tercih edeceğiniz her araç -er veya geç- sizi o yere ulaştıracaktır. Değilse ışınlama bile derdinize deva olmaz.
Kesin olan bir diğer noktaysa şu: Teknik işlemler ufuk açmaz, daraltır. Ve biz teknik işlemlerden hareketle, tekniğe gelmesi mümkün olmayan meseleleri çözmeye çalışıyoruz. Bu işlemi ufuk açıcı da buluyoruz üstelik. 3‘ü istediğiniz kadar 2‘ye bölün sonuç tam çıkmayacaktır. Kafadaki dalgalanmayı sükûnete erdirmek için işlemi kesin sonuca bağlamaya çalışacaksınız. Bu yöntem sonuç vermezse farkı kapatmak için istisna ‘koz‘una sarılacak ve her defasında istisnalarınız ulaştığınız sonuçtan daha kapsayıcı olacak, çabalarınızı boşa çıkaracaktır. Dudak büküyorsanız, buyurun, gösterdiğiniz olanca çabanın sonucunda ulaştığınız çıkarımları şöyle bir gözden geçirin; sonra dönün ve kazanımlarınızı istisna tuttuğunuz unsurlarla kıyaslayın. İhtimalleri sıralayarak işin içinden çıkma çabası da gözardı edilemez.
Temel amaç, "Kur‘an‘ı anlamak"
Elimizde adına deneme denilen ve fakat denemeden daha ziyade makaleye yakın duran, sistematik olmaması yönüyle makale de sayılamayacak bir eser var. Buna bilimsel deneme denebilir mi, emin değilim. Belki de yazar işe girişmek anlamında deneme diyordur.
Metin, genel bir ifadeyle din felsefesi metni. Spesifik olarak metnin konusu dini anlatılarda tarihsellik-gerçeklik meselesi. Temel amaç, "Kur‘an‘ı anlamak, onu anlamaya çalışanları anlamaya çalışmak." Neden? XIX. Yüzyılda cevabı aranan soruların yol açtığı "şaşkınlığın" öyküsünü gözden geçirmek, kritiğini yapmak için. Bu amaca doğru yol alırken fark-yorum ayırımı da kendini iyiden iyiye hissettirecektir.
Meselenin kuramsal yönü Wittgenstein‘in görmeyi ikiye ayıran tezi üzerine inşa ediliyor. Hatta, bu tez üzerinden ‘Kur‘an okuması yapılıyor‘ da denebilir. Sözkonusu teze göre, algı ve deneyime bağlı görme ile kendiliğinden, kendi bakış açından görme arasında bir ayırım vardır. Ancak bu iki görme biçiminin keskin çizgilerle birbirinden ayrıldığı söylenemez. Yani hem farklı, hem değil! "... olarak görme" şeklinde kavramsallaştırılan bu durumun din felsefesine yeni bir ufuk sunduğu iddiası, tezi olmadığı söylenen metnin gizli tezi durumundadır. "... olarak görme"nin din felsefesi açısından neden önemli olduğu sorusuna verilen cevapsa, aslında XIX. Yüzyıl için "şaşkınlık" olarak görülerek yadırganan sorular ve o sorulara verilen cevaplardan düzlem olarak pek de farklı bir durumun sözkonusu olmadığını ortaya koyar. Çünkü her iki soru türü de benzer kaygıların ürünüdürler ve doğal olarak verilen cevaplarda aynı kaygı içkindir. Aradaki fark, bir tarafta felsefe gereği sorular sorulurken diğer tarafta varolan gerçeklikten hareketle, zorunlu olarak ve pragmatik gayeyle soruluyor. Her iki durumda da düzlem değişmiyor: Birinde saldırılara cevap verme; diğerinde bilime uyarlama, ille de açıklama, tanımlama çabası.
Modern dönem Müslüman düşünürlerin konuyla ilgili görüşlerinin enine boyuna değerlendirilmesi, Batı dünyasında ün salmış düşünürlerden yapılan alıntıların öğreticiliği ve sonuçta çözüm yolunda Endülüs deneyiminin örnek alınabileceği önerisinin sunulmuş olması kayda değer.
Matriksin içinde değişkenlerden hareketle, anlatıları mercek altına alma, anlatıları bozuma uğratacak bir çaba gibi görünüyor. Önümüzde duran metin hep aynı metin. Olduğu yerde. Kimimiz için donuk, kimimiz için diri. "Eğer insan hâlâ varsa" ifadesinden hareket ederek sorulacak sorulardan başlayacak arayışla, sanki, daha değerli bir yere varacağız. Belki meseleyi ".... Olarak görmek"teyim. Yoksa ‘keyfi yorum‘un cazibesine mi kapıldım!
Recep Alpyağıl‘ın "Fark ve Yorum -Kur‘an‘ı Anlama Yolunda Felsefi Denemeler II" adlı eseri İz Yayıncılık‘tan çıktı.





