"Kültür ve tarih gezi" yazılarımda bugüne kadar Ortadoğu, Asya, Afrika ve Avrupa‘da gezdiğimiz ülkeleri tanıtmaya çalıştım. Bu yazımda ise Türkiye‘nin Isparta ilinden bahsetmek istiyorum.
Niçin Isparta sorusu aklınıza gelebilir. Endülüs ve Yemen gezilerimizde birlikte olduğumuz Ramazan Topraklı bey bir Ispartalı olarak doğup büyüdüğünden bölgeyle ilgili çalışmalarını ve araştırmalarını bizlerle her fırsatta paylaşması vesile olmuştur. Bizler kendisine konuşmaya başladığı her seferinde biz buraya Endülüs‘ü veya Yemen‘i tanımaya, öğrenmeye ve bilgilerimizi geliştirmeye geldik, eğer gerçekten bizim senin doğup büyüdüğün yöreyi tanımamızı istiyorsan, bir "Isparta seferi" düzenlersin bizlerde katılır ve bugün burada bizlere anlattığını detaylı bir şekilde senin ağsından dinleriz" diyerek kendisine takılıyorduk. Bizim bu sözlerimizi dikkate alan Ramazan Topraklı kardeşimiz bölgesiyle ilgili ve tabiî ki "Miryakefalon Savaşı"nın yeri ve mekanının belgelerle anlattığı "Değişen Coğrafya ve Miryakefalon Savaşı" adını verdiği kitabı ile büroma geldi. Ferhat kardeş "ben sözümde duruyorum, sen de hazır mısın savaş bölgesini gezmeye?" dediği zaman heyecanlandım. Tabi ki hazırım cevabını hiç düşünmeden verdim. Kitap üzerinde ve bölge hakkında yatığımız kısa sohbetin ardından seyahat günü için telefonlaşmak üzere anlaştık. Ardana 10 gün kadar zaman geçtikten sonra aldığım telefon ile bir cumartesi sabahı, sabah namazının ardından grup halinde Isparta yollarına koyulduk... Çeşitli üniversitelerden akademik, idareci ve gazeteciden oluşan kalabalık bir heyetten oluşan kafilemize yol boyunca katılımlar olacak.
Kendi tarihimizi öğrenmeliyiz
Tarihimizi batılılardan öğrenmek durumunda kaldığımız için neredeyse, kendimizi batılılar gibi görmeye başladık. Onun için de bugüne kadar tarihimize ait bir takım ayrıntıları hep yanlış öğrendik ve değerlendirdik. Kendimizi bilmeden, kendi tarihimizi, hele bilhassa köyümüzü, kazamızı, ilimizi öğrenmeden başka milletlerin tarihini, başka milletlerin coğrafyasını, başka milletlerin iktisadiyatını öğreniyorduk. Roma, Bizans ve öteki devirlere ait yapıları korumaya alıp, öz be öz kendi eserlerimiz olan köprü, cami, tekke, mezarlık, kervansaray, han ve hamam gibi eserlerimizin yıkılıp gitmesini seyrediyorduk. Bu değerlendirmelerin yanlışlığını Ramazan kardeşin kitabındaki belgeleri okuduğumuz zaman daha iyi anlayabiliyoruz.
Ramazan Topraklı‘nın rehberliğinde "gitmediğin yer senin değildir" dusturu ışında başlattığı çalışmasının sonuçlarını yerinde izlemek üzere "Isparta seferi"ne Ankara‘dan; Adem Öcal ( Elektonik Müh), Medeni Altın (Bilgisayar uzmanı, Değişen Coğrafya ve Miryokefalon Savaşı adlı kitapdaki haritaların müellifi), Mehmet Akkuş, (Prof. Dr., A.Ü. İlahiyat Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Yenice Köyü Köprüsü‘ne ait arşiv belgesini okuyan zat), Refik Turan (Prof. Dr., GÜ Öğretim Üyesi, Selçuklu Uzmanı), A.Hamdi Taşlıca ( Jeoloji Y. Müh.), Mehmet Sılay (Uzman Hekim, Hatay eski mebusu, yazar), Ferhat Koç, (Gazeteci), Ömer Özcan (Müverrih), Ömür Çelik Dönmez (Araştırmacı, Gazeteci), Muhammet Burak Tunçbilek (Kameraman), M. Nuri Karaman (İlahiyatçı) ve arabamızın Kaptanı Fazlı Kaya ile yola koyuluyoruz.
Nasrettin Hoca‘nın Akşehir‘i
Konya ilinin bir ilçesidir. Nasrettin Hoca‘nın türbesi bu ilçede bulunur Tarih boyunca hep önemli bir yerleşim, ticaret, kültür merkezi olan Akşehir‘e ait ilk arkeolojik buldular Neolitik Dönem‘e kadar uzanıyor.
Başta Nasreddin Hoca türbesi olmak üzere, Seyyid Mahmut Hayrani türbesi ve bahçesinde bulunan Ferruh Şah camii, Yıldırım Beyazıt öldüğü zaman geçici olarak Akşehir‘de Şeyh Mahmud Hayrani Türbesi‘ndeki Ferruh camiinin alt katına gömülmüştür. Sonradan oğlu, babasının cesedini Bursa‘ya getirmiştir. Seyyid Yunus, Turabi, Nimetullah Nahcivani, Hacı Ibrahim Sultan (Şeyh Hasan) türbeleri vb. Eserlere sahiptir. Söz konusu bu türbelerden özellikle Nasreddin Hoca, Seyyid Mahmut Hayrani ve Hacı İbrahim Sultan türbelerinin binaları, sanduka ve çinileri ile tarihi ve arkeolojik açıdan büyük önem arz eden eşsiz Türk-İslam sanatı örneklerindendir. Akşehir‘de Selçuklu dönemine ait Ulu Camii, Altunkalem Mescidi, Güdük Minare Mescidi. Küçük Ayasofya Mescidi, Taş Medrese Mescidi, Kızılca Mescidi, Kileci Camii, Hacı Hamza Mescidi, Kalaycı Mescidi, Tahtakale Mescidi vb.; Osmanlı dönemine ait en önemli eser ise Hasan Paşa İmaret Camii, eşsiz mimari özellikler gösteren önemli eserlerdir. Akşehir‘deki diğer önemli bir eser de, günümüzde arkeoloji müzesi olarak kullanılan Selçuklu dönemi mimari eserlerinden, sahip Ata Fahrettin Ali tarafından yaptırılan ve çeşitli kaynaklarda belirli bir dönemde darüşşifa olarak da kullanıldığı söylenen Taş Medrese Külliyesi‘dir.
Kurtuluş Savaşımız‘ın dönüm noktası Sakarya Meydan Muharebesi‘nden sonra, 18 Kasım 1921 tarihinden itibaren Garp (Batı) Cephesi Karargahı Akşehir‘e yerleşir. Kumandan İsmet (İnönü) Paşa TBMM‘den ve Başkomutan Mustafa Kemal Paşa‘dan aldığı emirlerle "Büyük Taarruz" un hazırlıklarını 9 ay boyunca Akşehir‘de yapar. Akşehir, bir anlamda sinesinde Büyük Taarruz‘u doğuma hazırlar. M.Kemal Paşa‘nın da katılımıyla son hazırlıklar tamamlanır ve 24 Ağustos 1922 tarihinde, Batı Cephesi Karargâhı ve bağlı kuvvetlerimiz Büyük Taarruz için Akşehir‘den Afyon‘a doğru hareket ederler
Nasrettin Hoca‘nın "ya tutarsa" diyerek "maya çaldığı" Akşehir gölünü temaşa eyledikten sonra Hüyüklü‘de Isparta‘dan gelecek olan dostlarla buluşmak üzere yolumuza devam ediyoruz.
Hüyüklü kasabası
Isparta İli Yalvaç İlçesine bağlı olup, Yalvaç‘ı Isparta‘ya bağlayan karayolu üzerinde şirin ve yeşil içerisine kurulmuş bir kasabadır.
Isparta ve Gelendost heyetleri ile buluşacağımız Hüyüklü kasabasına geldiğimizde Gelendost kaymakamı Ferhat Şirin beyle dostlarımızı bizleri bekler gördük. Hüyüklü Belediyesi‘nin bahçesinde kısa bir tanışmanın arkasından içilen çaylardan sonra Tarihi Efes-Yalvaç yolu üzerindeki üç gözlü Hüyüklü Köprüsü‘nün Osmanlıca olan tamir kitabesinin Dr. Muharrem Bayar tarafından okunmasıyla bölgedeki araştırma gezimiz başlıyor.
Isparta Heyeti:
Abdullah Kılıç (Isparta İl Kültür ve Turizm Müdürü), Kemal Göde (Prof. Dr., Müverrih, Selçuklu Uzmanı), Muhiddin Görmüş (Prof. Dr., SDÜ Jeoloji Bölüm Başkanı), Fahrettin Tızlak (Prof. Dr., SDÜ Tarih Bölüm Başkanı), H.Hüseyin Aksu (Jeofizik Y. Müh), Oğuz Çolak (Mak. Y. Müh, SDÜ Öğretim Üyesi), Serkan Bey (Isparta Gülses Gazetesi), Gürsan Taştekin (İşadamı, İl Genel Meclisi Üyesi).
Eğirdir, Gelendost, Yalvaç liselerinden Tarih ve Coğrafya Öğretmenleri
Gelendost Heyeti:
Ferhat Peşin (Gelendost Kaymakamı), Halim Kıyak (Öğretmen, Gelendost Belediye Başkanı), Hasan Yıldız (Hüyüklü Belediye Başkanı), Hetem Karabulut ve arkadaşları
Afşar Köyü:
Mehmet Kara (İnşaat ustası, çiftçi, Kemer Boğazı‘nda bir köprü olduğunu ilk haber veren zat)
‘Tarihi coğrafya‘ bilinmeden gerçek tarih yazılamaz
Ramazan Bey‘in gezi programı hakkında verdiği detaylı bilginin ardından sohbet ortamı açılıyor. Tabi ki her zamanki gibi Ramazan kardeş yapmış olduğu çalışma hakkında bizlere her fırsatta detaylı bilgiler aktarma çabasında, onun heyecanına ortak olmamak mümkün değil. Çünkü Ramazan kardeş bir tarihçi olmadığı gibi bir arkelog da değil. O bir inşaat yüksek mühendisidir. Ancak o, yaşadığı topraklara, bu toprakların geçmişine ilgisiz ve alakasız biri değildir. Gençliğini karayollarında çalıştığı dönemde doğduğu yörenin yollarını yapmaya adamış bir kişi olarak bölgeyi adım adım gezmiş bir kişi.
Miryakefalon savaşının geçtiği alanla ilgili çelişkili bilgiler veren tarih kitapları onun da zihnini sürekli meşgul etmiştir. O, bu kitabı ile tarihi kaynaklarda verilen yanlış bilgileri savaşın geçtiği bölgeyi asırlar sonra adım adım dolaşarak yer isimlerinin menşeini, birbirine olan uzaklığını bir mühendis titizliği ile hesaplayarak tarihi bir sonuca ulaşmıştır. Ramazan bey bu araştırması ile bir gerçeği daha ortaya koymuştur. O da "tarihi coğrafya" bilinmeden gerçek tarihin yazılamayacağı gerçeğidir.
Miryakefalon Savaşı, Malazgirt Savaşı‘ndan sonra, Türkler ile Bizanslılar arasında gerçekleşmiş en büyük savaştır. Bazı tarihçilere göre Miryakefalon Savaşı, Anadolu‘nun Türklerin elinde kalması açısından önemli bir savaştır. Malazgirt Meydan Muharebesi vatan kuran savaş olarak kabul edilirse, Miryokefalon Savaşı da Anadolu‘nun vatan oluşunu ispatlayan bir savaştır. Savaşın ardından Bizans‘ın Türkleri Anadolu‘dan atma ümidi azalmıştır. Miryokefalon Savaşı bütün Avrupa‘da büyük yankı uyandırdı. İngiltere ve Almanya‘daki hanedanlar dehşete kapıldılar. Miryokefalon savaşı, Selçuklu ve Bizans tarihinin dönüm noktalarından biridir. Türklerin, Malazgirt‘ten sonra Bizans‘a vurdukları bu ikinci darbe sonucu Bizans, Anadolu‘da üstünlüğünü kaybetti. Anadolu‘nun Türk yurdu olduğu benimsenmiştir. Anadolu Selçuklu Devleti bu zaferle Türk-İslam dünyasında önemli bir devlet konumuna yükseldi.
Mana okyanusu Bolvadin
İlk molamızı Bolvadin‘de veriyoruz. Burada sabah çorbamızı içeceğiz ve aynı zamanda da heyetimize Afyon‘dan katılımlar olacak.
Bolvadin meydanında gezinirken bir yandan da resim çekiyorum. Bir zabıta yaklaşarak resim mi çekiyorsunuz diyor. Ben de evet, eğer isterseniz çekmeyebilirim deyince, hayır, hayır lütfen çekiminize devam ediniz diyor. İşim bitince arkadaşlarımın olmadığını fark ederek zabıtaya soruyorum, Karşı sokaktaki çorbaçıya girdiler cevabını alınca benden oraya gidiyorum. Çorbamı yudumlarken zabıta yanıma gelerek bana bir CD uzatıyor ve ekliyor "Bolvadin hakkında öğrenmek istediğin her bilgiyi burada bulabileceğini ümit ederim "diyor. Bende kendisine teşekkür ediyorum. Kentinin tanıtılması için ne güzel bir hareket değil mi?
Köklü tarihi, gelenek ve görenekleri, özgün kültürü, tarihi evleri, çeşmeleri, camileri ve manevi mimarları ile geçmişin hatıralarını taşıyan bir ilçedir Bolvadin. Selçuklular‘dan günümüze kadar yalnızca Alaca Camii ulaşmıştır. Alaca Çeşmesi ve Ali Efendi Camii‘nin yalnız kitabeleri ulaşabilmiştir. Hz. Mevlana‘nın oğlu Sultan Veled, Afyon‘u ziyareti sırasında "Bolvadin Mevlevihanesi"ni açmıştır.
Bolvadin, Kurtuluş Savaşı‘nda stratejik yönden önemli bir merkez olmuştur. Birinci ve İkinci Ordu, Bolvadin‘de kurulmuştur
riMana okyanusu Bolvadin‘i yakından tanıyıp anlatabilmemiz için zamanımız müsait olmadığından yol arkadaşımız Muharrem Bayar ( Dr, Öğretmen, araştırmacı, yazar) beyi alarak yolumuza devam ediyoruz. Çay ilçesine geldiğimiz zamanda buradan kafilemize İbrahim Balık, (Doç. Dr., AKÜ Öğretim Üyesi, Selçuklu uzmanı) ile Mustafa Yılmaz ( Müverrih, Doktora Öğrencisi) katılıyorlar. Programa göre yolumuz Akşehir‘e uğruyor. Kuşkusuz yolumuz Nasrettin Hoca‘nın Akşehir‘ine uğrarken kenti gezmeden transit geçmek olur mu? Bizler de kısa da olsa kentte kısa bir gezinti yapıyoruz.
Güller Diyarı Isparta‘dayız
Geceyİ Isparta‘da geçiriyoruz. Sabah erkenden kalkarak Isparta gülistanları ve Gölcük gölü ile bir gülyağı fabrikasını da görme fırsatını bulduk
Gölcük Gölü, Isparta‘ya 10-15 km. uzaklıkta ufak bir göl. Yol boyunca kiraz ağaçları ekili. Gölün bütün çevresi koruma altında, çünkü burada soyu yok olma tehlikesi altında olan çok sayıda bitki türü bulunmakta.
Ankara‘ya geri dönüş yolculuğumuza sabah çorbasını içtikten sonra başlıyoruz.
Atabey
Yol üzerindeki ilk durağımız Atabey ilçesi. Selçuklularda şehzadeleri eğitmekle görevli kişilere Atabey unvanı verilirmiş.
Atabey, 1205 yılında I. Gıyaseddin Keyhusrev‘in Başkomutanı Bölge fatihi Mübarizeddin Ertokuş tarafından Bizanslılardan alınarak Türk egemenliğine girmiştir. 1224 yılında Atabey‘de bir medrese, Gelendost da bir kervansaray ve Antalya‘da da bir Cami yaptırdı. Selçuklular döneminde bayındır bir bilim merkezi Atabey, Osmanlılar döneminde de devlet tarafından büyük ilgi görmeye devam etmiştir. 1921 tarihinde T.B.B.M.‘ye verilen bir önerge neticesi Agrostaki Medreseyi kuran büyük Selçuklu komutanı Atabey Ertokuş‘a bir şükran borcu olarak ismi ATABEY olarak değiştirilmiştir.
Gazi Ertokuş Medresesi
Isparta Atabey ilçesinde bulunan Gazi Ertokuş Medresesini kitabesinden öğrenildiğine göre Sultan I. Alaeddin Keykubat zamanında Selçuklu uç kumandanı Mübarizeeddin Ertokuş h. 621 (1224) yılında yaptırmıştır. Medresenin mimarı bilinmemektedir. Medresenin blok taşları Atabey (Agrai) ve Bayat‘ta (Seleukeia Sidera) bulunan antik yapılardan buraya getirilmiştir. Medrese, Kapalı tip Medrese plan türünde yapılmıştır. Buna göre medresenin bir dış avlusu, bir iç avlusu, türbesi ve medrese hücreleri bulunmaktadır. Medresenin bahçesinde Fazlullah camii bulunmaktadır.
Yarın: Tozlakan (Miryakefalon) Savaşı alanı gezisi




