Neşe Düzel‘in Pazartesi Konuşmaları‘nın bu haftaki konuğu, ‘Doğu ve Güneydoğu bölgesinde Jandarma istihbarat elemanı olarak görev yaptığı on bir yıl boyunca sadece PKK‘yla değil, asker, polis, korucu ve itirafçı gibi devletin kadrosundaki görevlilerin yasadışılıklarıyla da mücadele eden ve Ergenekon çetelerinin ilk habercisi olan Yüksekova çetesini ortaya çıkaran ve bu uğurda büyük bedeller ödeyen, yaşayabilmek için bir dönem İzmir Karaburun‘da çobanlık yapan‘ Emekli Astsubay Hüseyin Oğuz. ‘Ömrüm‘ isimli kitabı yayınlanan Oguz‘un Neşe Düzel‘in sorularıne verdiği cevapların bazıları şöyle:
"NEŞE DÜZEL: JİTEM nedir?
HÜSEYİN OĞUZ: JİTEM‘in açılımı, Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele‘dir. Jandarma Genel Komutanlığı‘nın bünyesinde kurulmuş bir istihbarat timidir bu. Ama şunu söylemek lazım. İçişleri Bakanlığı‘nın bilgisi olmadan JİTEM kurulamazdı. Çünkü istihbarat ödeneklerini İçişleri Bakanlığı veriyor. JİTEM, Genelkurmay Başkanlığı‘nın ve İçişleri Bakanlığı‘nın bilgisi dâhilinde Jandarma Genel Komutanlığı tarafından kuruldu. (...)
- Ordu, JİTEM‘i niye durdurmadı?
JİTEM kontrolden çıkmış bir güçtü. Devletin her türlü gücünü kullanan başına buyruk bir yapıydı. Yasadışı faaliyetlerin içine girmişti. Hakkâri, Yüksekova, Silopi, Bingöl, Van, Elazığ, Mardin, Cizre gibi yerlerde JİTEM timleri vardı. Bu timler Diyarbakır Grup Komutanlığı‘nın şemsiyesi altındaydı ve direkt Jandarma Genel Komutanlığı‘na bağlıydı. Kimseye hesap vermiyorlardı. Mesela Diyarbakır‘daki time oradaki bölge komutanı da karışamıyordu. (...)
- Komutanlar da korkuyor muydu JİTEM yapılanmasından, JİTEM‘cilerden?
Sorduğunuz soru az bile. Generaller suikasta kurban gittiler. Ortada öldürülmüş dört general var. Hulusi Sayın var, İsmail Selen var, Eşref Bitlis var, Bahtiyar Aydın var. Bu ölümler, kurum içindeki çarpık yapılanmadan ötürü olduğu için bu suikastların üzeri örtüldü. (...)
- JİTEM, uyuşturucu kaçakçılığıyla da ilgilendi mi?
Bunlar, uyuşturucu ve silah işi yaptılar. Kaçakçılarla birlikte çalıştılar. Mesela birinde uyuşturucu varsa, o uyuşturucuya el koyup, kendileri sattılar. Ayrıca Jandarma İstihbarat olarak bizim soruşturmalarımızı da engellediler. Mesela uyuşturucu kaçakçılığını takip ediyoruz, bu işten nemalanan JİTEM‘ciler bizi engelliyorlardı. Silah kaçakçılarının peşine düşüyoruz, bir bakıyoruz ki JİTEM‘ciler karşımıza çıkıyor. Kaçakçıları biz takip ediyoruz diye yalan söyleyip bizim takibi durduruyorlardı. (...)
- Peki... General Bahtiyar Aydın‘ı kim öldürdü?
İsim vermeyeceğim. Hangi albay Diyarbakır‘a suikast silahı olan Biksi ve Kanas‘ı götürdüyse, o yaptı bu işi. 4 No‘lu DGM‘de albayın kendi ifadesinde var bu. O albay yanında Kahraman Bilgiç‘le bir tetikçiyi daha götürdü. Bahtiyar Aydın‘ı Lice‘de bir operasyona çektiler ve onu orada ensesinden bir kurşunla öldürdüler. Bahtiyar Aydın‘ı öldüren suikast silahı zaten PKK‘da yoktu. (...)
- Bugün bir kesim OHAL‘i gene geri getirmek istiyor. OHAL‘le aslında nasıl bir düzen isteniyor?
OHAL‘i geri getirmek tarihî bir hata olur. OHAL döneminde vatandaş kan ağlıyordu, göçe zorlanıyordu. İnsanlar yanlış uygulamalardan, operasyonlardan ve terörden yılmışlardı. OHAL, yaptığı baskılarla, vatandaşta daha çok devlete karşı nefret duyguları uyandırdı. Akıllı olan bölgeden kaçtı. OHAL döneminde insanlar kirlendi. Çünkü namuslu yaşamak mümkün değildi. İnsanlar çarpık yapının içinde kire bulaştılar. Yaşamak için yanındakileri PKK‘lı olmadığı halde PKK‘lı diye ihbar ettiler.
- Nasıl ihbar ettiler?
O zamanlar, ölen terörist karşılığında ‘kelle vergisi‘ diye bir para veriliyordu. Bu yüzden terörist diye öldürülen çobanlar oldu ve karşılığında paralar alındı. OHAL çok sakıncalı bir yapıydı. Bölge halkı bütün bu yaşananları unutmadı. Bakın bölgede tek sorun terör değil. Asıl bölge halkı birbiriyle barışık değil. Bu yüzden ilk iş olarak önce bölge halkını birbiriyle barıştırmak lazım.
- Kürtlerle Kürtleri mi barıştırmak lazım?
Evet. Bana neden konuştuğumu, neden bunları anlattığımı sormadınız.
- Sorayım öyleyse... Neden anlatıyorsunuz?
Olan, hep bu ülkenin gençlerine oluyor. 1980 öncesinde de gençlerimiz yok oldu gitti. Artık çocuklar, gençler ağlamasın. Bunun için de bu ülkenin çocuklarını, gençlerini sevenler bildiklerini anlatsınlar. Bu rant, bu çatışma bitsin. Yıllar önce ERNK vardı. Şimdi KCK var. Bu siyasi yapıyı yok edemezsiniz. (...)
- Bu sürecin önü nasıl kesilir sizce?
KCK operasyonu doğru bir operasyon değil. Şehirde bombayı kim atıyorsa, silahı kim kullanıyorsa, git onu bul. Niye belediye başkanları dâhil herkesi toplayıp içeri atıyorsun ki... Böyle adam kazanılmıyor. Ülkesini seven insanlar çıksınlar konuşsunlar.
- Neyi konuşsunlar?
Bu savaşta büyük rant var. Savaş deyince akla PKK geliyor. PKK‘yla savaştan çok daha büyük bir savaş var. O da bu savaşın gerisinde yatan büyük rantla savaşmak. İşte bu rantla savaşmak çok zor! Bu rantın içinde her türlü cinayet ve kirli iş var. Ergenekon sürecinde bunların bazıları ortaya çıkmaya başladı. Bu rantı paylaşan ve devletin içine iyice yerleşmiş olan bu derin yapılar henüz tasfiye edilmediler. Terörden, uyuşturucudan, her türlü kaçakçılıktan, çatışmanın rantından beslenenler artık tasfiye olsunlar!"
Neşe Düzel TARAF





