Keşke, Cumhuriyet dönemindeki liderlerimizin hepsi sanatla çok yakından ilgilenselerdi. Keşke Osmanlı Sultanları gibi sanatla hepsi ilgilenselerdi. Keşke, sanatın ruhu terbiye eden yönünü bu liderler kullanabilselerdi. Keşke, bu liderler sanata daha çok katkıda bulunacak ortamları oluştursalardı.
Albümünüz çıktı, "Berhudar Ol"... Hayırlı olsun. Son yıllarda Unkapanı piyasasıyla ilgili sıkıntılar var. Korsan meselesi var, telif hakları meselesi var... Ben albümünüze koyduğunuz Vatan Sağolsun parçasından bahsetmek istiyorum. Terörün tırmandığı, yüreklerimizi yaktığı bu dönemde bu parçanızın özel bir anlamı var mı? Terör konusunda neler söyleyeceksiniz?
Önce şarkımdan, türkümden bahsedeyim. Bunu niye yaptım. Bu türkü, askerlik görevimi yaparken bestelediğim bir eserimdir. Kurtuluş Savaşı‘na hayranlığımdan dolayı yaptım. Kurtuluş Savaşımız dünya çapında gelmiş geçmiş en büyük birkaç destandan birisidir. Atalarımız bu ülkeyi bizlere kanlarıyla, canlarıyla, yürekleriyle toprağa düşerek bırakmışlardır. Allah kimseyi vatanını savunmaya düşürmesin, vatanını savunmak zorunda bırakmasın. Vatan savunması nefsi müdafadır. Allahım kimseye böyle bir olayla karşılaştırmasın. Karşılaşıldığı zaman gereken neyse olacaktır. Nitekim, bunu biz Kurtuluş Savaşı‘nda yaşamışız, atalarımız Türkiye Cumhuriyeti‘ni kurmuşlar. Kim bu atalarımız? Bu ülkede şu anda yaşayan dili, dini, cinsi, ırkı ayrılmadan yaşayan herkes. Etnik kimliğine bakılmaksızın. Burada ayrım kesinlikle olmaz. Devlet herkese eşit mesafededir. İster Müslim olsun, ister gayri Müslim. Bu ülke bizimdir, bu ülke bizim vatanımızdır. Vatan demek, ana, baba, evlat, kardeş, bacı, eş, dost, aş, ekmek, namus, şeref, onur, gurur, her şey demektir. Bu değerler için atalarımız canlarını vermişler. Bunlar için can vermeyeceksin de niçin vereceksin? Birileri gelip bu değerleri senin elinden almaya kalkarsa, yahutta bunları yok etmeye çalışırsa, insan canını elbette ortaya koyar. Şu anda yaşadığımız terör olayları farklı olaylar. Bu bizim Kurtuluş Savaşımız gibi olaylar değil. Burada farklı siyasi oyunlar var. Siyasi mülahazalar elbette bizi ilgilendiriyor. Vatandaş olarak bizler bundan son derece rahatsız oluyoruz. Ülkemizdeki bu yürek yangınlarından, kan dökülmesinden olağanüstü rahatsız oluyoruz. Bir an evvel bunun bitmesini bekliyoruz. Bunu kim bitirecek? Tabii ki şu anda ülkeyi yönetenler bitirecek, ülkeye hepimiz sahip çıkacağız, bizler de gayret edeceğiz. Ve güvenlik güçlerimiz üzerlerine düşen görevi yapacaklar. Alınan kararlarla bu ülkeyi yönetenler bitirecek. Halkımızın onayıyla da olacak bu. Bunu bitirirken de kan dökülmeden bitirmek istiyoruz. Fakat ülkeyi korumak için güvenlik güçlerimiz üstlerine düşen görevi yapacaklar. Bir yandan da hükümetimizin alacağı kararlar son derece önemli. Bizim ülkemiz bölünmez bütünlüğüyle bir olan bir ülkedir. Bunu unutmamak gerekir. Temel felsefemizi unutmadan, bu ülkedeki insanlarımızın mutluluğunu hedefleyerek herkese eşit mesafede bu mutluluğu sağlayarak bunu ortaya koymamız gerekiyor. Bunu yaparken bütün dünya ile de barış içinde olmalıyız. Yurtta barış, dünyada barış yapmalıyız. Bunu yapacak güce de sahibiz, sağduyuya da sahibiz. Biz tarih boyu bu ülke coğrafyasında yaşayan dili, dini, ırkı, cinsi ne olursa olsun insanlar olarak binlerce yıldır birlikte yaşıyoruz. Biz neleri yaşamışız, neleri aşmışız. Bu da gelir, geçer ve gider. Biz bir bütünüz.
Siz, kuşaklar arası geçiş yapmış ender sanatçılardan birisiniz. Türkiye‘de son dönemde çok farklı bir sanat ve sanatçı algısı oluştu. Magazin malzemesi olan tipler, bir gecede ortaya çıkan, saman alevi gibi parlayıp sönen sahte yıldızlar. Sizce kalıcı olmanın sırrı nedir?
Bence konusunu bilen, çalışan, ona yeterli olan, üreten kim varsa doğru yaptığına inanıyorsa, o kalıcı olmaya namzet biridir. Hizmet nedir? Ticarette de bunu hep konuşurlar, iyi ticaret, kötü ticaret. Ticaret hizmet demektir, iyi hizmet yapan iyi ticaret yapıyor demektir. Ticaret üç kağıtçılık yapmak değildir. Sanat camiasında da sanat değerlerini ortaya koyacak olan yeterliliğe sahip, isteğe sahip, emeğe sahip olan kim varsa, güncelliği de iyi tanıyorsa-güncellikte hafif popüler olmasın- her mesleğin kendisine kendisine göre getirisi vardır, bunu da iyi algılayarak kendini yenilebiliyorsa, ileriye doğru kalıcı olmaya namzet birisi olur. Bunu yapamayanlar, buna yeterli olmayan birileri, belki belli bir süre içinde aktif olabilirler, sansasyonel bir şeyler yapabilirler, saman alevi gibi söner giderler. Sanat yaşamın estetiğidir, bu estetiğe katkıda bulunan, kalıcı olur, diğerleri ise gitmeye mahkumdur.
Berhudar ol albümüyle birlikte kaçıncı albüme ulaştınız? Orhan Gencebay ekolünün zirvesidir, Orhan Gencebay‘ı en iyi anlatan şudur diyebileceğiniz hangi kasettir? Sizde en çok iz bırakan albüm hangisidir?
Albüm sayımız Berhudar Ol ile birlikte 39-40‘a ulaştı. Eserlerim noktasında bir ayrım kesinlikle olmadı. Her eserimi yaptığımda ayrı bir heyecanla yapmışımdır. Beni etkileyen nedenler vardır. Bana göre baştaki neyse, sondaki de onun devamıdır. Şöyle bir şey de var. Üreten sanatçılar-ben de onlardan biriyim-tüm üretimlerini bir albümde ifade edemeyebilirler. Başta edecekleri duyguları, daha sonraki albümlerde de ifade edebilirler. Şu anda tespit edemedikleri duyguları, 10 albüm sonra tespit edeceklerdir. Daima ileriye yönelik duygular sunabileceklerdir. Bu şu anlama geliyor: Yaradanın vermiş olduğu bir yeterlilik varsa kişide, o tükenmez. Mezara kadar ondaki hazine tükenmez.
Sinemada da yer aldınız bir dönem. Dizi projesinden de bahsediyordunuz? Var mı böyle bir proje? Bu arada bizler eleştirsek de Pop Star Alaturka‘da müzikle ilgili çok güzel mesajlar veriyordunuz? Böyle bir program teklifi var mı?
Şu anda sinema filmiyle ilgileniyorum yakından.... Eğer istediğim gibi bir senaryo olursa, bir iki sene içinde bu projemi hayata geçirmeyi düşünüyorum. Bu projeler bir anda olmuyor. İkincisi dizi konusu. Ben dizi sektöründe çalışan arkadaşlarımın durumlarına son derece üzülüyorum. Çünkü gece gündüz orada yatıp kalkanlar varmış. Her hafta 90-100 dakikalık bir film çekiyorlar. Benim aklım almıyor. Bunu yapanlar, tamamen çalışmaya gelmişler dünyaya. Diziyle de ilgili görüşüyoruz, ama, proje tatminsizliği var. Kolay değil.... Diziye açığız. Pop Star Alaturka gibi programlar yaşamalı. Bu programlar, bizim ülkemizin kültürünün sergilendiği programlar, korunduğu programlar. Bu programlar masraflıdır, ağırdır. Bunu yaparken de gereği gibi yapmak lazım.
Hayat bir imtihan. Son dönemde geçirdiğiniz by pass sonrasında sizinle yaptığımız röportajımızda "Şükretmeyi Bilmek Lazım" demiştiniz. Allah‘ın size verdiği imkanlara gerçekten şükredebildiğinize inanıyor musunuz?
Daha çok şükrediyorum demiştim. Mümkün olduğunca bunu yapmaya çalışıyorum. Eksiğim daima olabilir. Eksiğimiz varsa, üzülürüz Allah‘tan af dileriz.
Eserleriniz bir dönem yasaklar duvarına çarptı. Sansürcü zihniyetin sizi engellediği dönemde üretiminizi, üretim biçiminizi etkiledi mi?
Beni hiç etkilememiştir. Sansür, nerde uygulanıyorsa, uygulandığı o konuyu muhakkak zedeler. İmkanları kısıtlar, olması gerekeni yeteri kadar ortaya koyamazsınız. Bazı gerçekleri gölgeler, ortaya çıkartmaz. Sansür zihniyeti son derece kötü bir şeydir. Halkımız gerçek sanatın ne olduğunu çok iyi biliyor, ona karşılığını veriyor, sevgisini gösteriyor. Sansür edilecek şey varsa da onlar da layığını buluyorlar diye düşünüyorum. Doğru, güzel, hak olan hep uzun ömürlü olur.
Vermek istediğiniz son bir mesaj varsa almak isteriz
Önce Berduhar Ol... Sektörümüzün zorluklarını hep birlikte aşacağız. Burada en önemli rolü oynayan sektörümüzün içindeki meslek birlikleridir. Meslek birlikleri, hem üretim meslek birliği MÜYAP, yorum meslek birliği MÜYOR, yaratıcı -Yaratmak Allah‘a mahsustur ama-meslek birliği MESAM‘dır. Ben de bu meslek birliklerinde uzunca bir süredir görev yapmaktayım. Şu anda yeniden MESAM Meslek Birliği Yönetim Kurulu‘ndayım. Bu birlikler sanatımızın geleceğidir. Bu birliklerle birlikte topluca hak arayışı içindeyiz. Sanatı, sanatçıyı ve üretimi korumaya yönelik bu birlikler, görevlerini yaparak sanatımızı ve sanatçılarımızı geleceğe taşıyacaklardır. Sorunlarımızı bu birliklerle anlatmaya çalışıyoruz inşallah. Sizlerin de bu konuda desteklerini bekliyoruz. Şu anda ortada dünya çapında bir hırsızlık var. Bu hırsızlığı elele bitirmemiz gerek diye düşünüyorum.
Orhan Gencebay‘dan tasavvuf yorumu
Hiç konsere çıkmadınız. Böyle bir konser planlıyor musunuz? Bir bağlama konçertosundan bahsetmiştiniz? Bu projeniz hangi aşamada?
Ben zaten konçerto özelliği taşıyan küçük küçük şeyleri ortaya koyuyorum. Bu arada bir bütün olarak konçertoyu da yapacağım inşallah. Alaturka senfoniler düşünüyorum. Ufak ufak veriyorum bunları ama.... Tasavvufla ilgili muhakkak yapacağım. Bunlarla ilgili notlarım var. Bunlarla ilgili çalışmalarım sürüyor. Bunlar kolay olmayan, uzun soluklu işlerdir. Çünkü zor formlardır. Daha zamanı var diyorum. Şu ana kadar yapılmamış şeylerdir. Son albümde benim müzikal kimliğimi, müzik serüvenimi anlatan bir yapısallık var bir eserimde. Diriliş diye bir eser... 6.5 dakikadır. Orada bir Türk kültüründen bahsediyoruz. Orta Asya‘dan çıkan bir kültür, muhtelif yerleri de etkiler ve etkilenir. Batıya gelir, Ortadoğu‘ya gelir, zaman zaman batılı olur, zaman zaman Kafkaslı olur. Zaman zaman Anadolu‘lu olur, Osmanlı olur, İslam etkinliğiyle de harmanlaşarak devam eder. Neticede benim müzikal kimliğimi anlatan bir yapısallık vardı onda. İçinde bağlama notları vardır, son derece zordur, krematik yapılardır, bilenler vardır. Yaylıların ortaya koyduğu notları da, keman çalanlar iyi bilirler.
Türk tarihine meraklı olduğunuzu biliyoruz. Osmanlı tarihini de okuyorsunuz. Osmanlı sultanları içinde sizi en çok etkileyen hangisi olmuştur? Bu sultanların içinde sanatla ilgilenenleri de biliyoruz...
Çoğu şair ve müzisyendir. Kanuni Sultan Süleyman‘dan tutun, Yavuz‘dan tutun, Abdülhamit‘e kadar hepsi şairdir, bestecidir. Üçüncü Selim‘in kendine ait bir makamı vardır. Osmanlı Sultanları, daha önceki Türk sultanları, Türk Kağanları, hepsi edebiyatla yakından ilgilenmişlerdir. Hepsi, şiire, güzel söz söyleme sanatına, müziğe, felsefeye son derece önem vermişlerdir. Bir gelenek var. Bu geleneği de bir çok kimse bilmiyor. Bu geleneğin içinde söz konusu devlettir ve insandır. Devleti ve insanı koruyacak olan kişiyi seçen halk, bu sultanı seçen halk, kişiye saygı duymazsa seçmiyor. Böyle bir şey var. O kişi bazı özelliklere sahip olacak ki, onu başlarına getirecekler. Bu özelliklere sahip olan kişiler aynı zamanda sanatçı ruha da sahip oluyorlar. İçi dışı bir "Mü‘min" olmazsa, onu seçmiyorlar. Yaradanın huzuruna göçerken, temiz bir yürekle, temiz bir akılla göçeceğine inandıkları kişileri seçiyorlar. Osmanlı saraylarına baktığınızda, mütevazı saraylardır. Dünyayı idare eden Osmanlı sarayı son derece mütevazıdır. Çünkü, kendileri için ayırdıkları bir şey yok. Kendileri için ayırdıkları bir mal mülk yok. Paraya pula, mala mülke tamahları yok. Onlar varolan herşeyi devlete ve millete harcamışlardır. Daha sonra bizi kapitülasyonlarla, paralarla bozmaya çalışmışlar, yine de onların bizleri sokmak istedikleri kalıpları kırmışız ve Kurtuluş Savaşı‘yla bu ülkeyi emperyalistlerin elinden kurtarmışız. Keşke, Cumhuriyet dönemindeki liderlerimizin hepsi sanatla çok yakından ilgilenselerdi. Bir ilgilenen Atatürk var. Keşke Osmanlı Sultanları gibi sanatla hepsi ilgilenselerdi. Keşke, sanatın ruhu terbiye eden yönünü bu liderler kullanabilselerdi. Keşke, bu liderler sanata daha çok katkıda bulunacak ortamları oluştursalardı. Bir tek Bülent Ecevit şiir yazmış. Keşke, olsaydı, belki bizi de yiyip bitiren, tüketen Korsan olayına da bambaşka bir bakış açısından çözüm aranır ve bulunabilirdi. Hırsızlık, korsan maalesef bizleri tüketti. Şu anda camia, müzik üretim camiası çökmüştür. Türkiye Cumhuriyeti Devleti‘nin kapısı penceresi olan bu üretim alanı bitmiştir. Varolan yüzde 1‘dir, 2‘dir. Bestecilerimiz, maalesef küsmeye başlamışlar ve meslek değiştirmeye başlamışlardır. Bu çok acı bir şeydir. Gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında olağanüstü kötü bir duruma doğru gidiyoruz. Geçen yıl İngiltere‘de bir yılda, orada da korsanlık olmasına rağmen, 26 bin albüm yapılırken, bizim ülkemizde ise yapılan albüm sayısı bin 200‘dür. Bunun da yarısı zaten batıdan gelen albümlerdir. İşe bakın. 500-600 albüm yapabiliyoruz. Amerika‘da 33 bin tane. Buna rağmen ben korsan var diye vazgeçmiyorum, benim imkanım var diye gönül dostlarıma üretim yapıyorum. Keşke bütün sanatçı arkadaşlarımın imkanı olsalar da yapsalar. Yaşamak zorlaştı. Bu korsanlık iki başlıkta toplanır: Mekanik alanda, kaset, CD, VCD, DVD korsanlığı. İkincisi telif korsanlığı. İnternette indirimlerle daha büyük boyutlarda kayıp verdiriyor. Bir de bu eserin kullanımından doğan telif kayıpları var. Korsanlığın boyutlarının farkında değiliz. Bir yasa çıkmasına rağmen, bu konuda kayıplarımız devam ediyor. Yasanın çıkmasında yardımı olan Erkan Mumcu‘dur, sağolsunlar. Ama, maalesef yeni maddeler gerekiyor. Yeni bir tasarı şu anda gündemde, içeriğini tam olarak bilmiyoruz, ama inşallah bizim dertlerimize çare olacaktır. Bu bizim dünya çapında bir ayıbımızdır. Biz bu ayıptan en kısa zamanda kurtulmalıyız. Biz, dünyada korsan olan 3-4 ülkeden birisiyiz. Ben bundan bir Türk olarak utanıyorum, yerin dibine geçiyorum.
Korsanlık sanat camiasını bitirdi diyorsunuz?
Sadece sanat camiasını değil, ilaç sektöründe de tekstil sektöründe de var bu durumlar. Geçtiğimiz günlerde bir haber okudum tüylerim diken diken oldu. Antalya‘da bir avukat hanım bir fabrikada hırsızlığı tespit etmiş, neredeyse linç edecekmiş adamlar. Böyle bir şey olur mu Allah aşkına? Biz bunlara nasıl seyirci kalabiliriz ki? Hem suçlular, hem güçlüler..




