Taha Akyol Milliyet‘deki ‘Yargı kararları‘ yazısında, hukukla ilgili üç önemli konuyu kaleme almış.
"Hukukla ilgili üç konu: Biri Anayasa Mahkemesi‘nin açıklanan gerekçeli kararı, Balyoz davasındaki "yakalama" kararları ve YAŞ‘taki terfiler.
CHP, HSYK‘yı ve Anayasa Mahkemesi‘ni yeniden yapılandıran son anayasa değişikliğinin iptalini istemiş, Yüce Mahkeme bunu reddetmişti. (...)
Yüce Mahkeme‘nin bu değişiklikleri hukuka uygun bulmasının temel gerekçesi "mukayeseli hukuk" kavramıdır. (...)
Genel yargı kültürümüzde ve özellikle YARSAV‘da da "mukayeseli hukuk" perspektifinin gelişmesine çok ihtiyaç var. Böyle bir perspektif olmayınca, "kuvvetler ayrılığı" kavramındaki "ayrılık" kelimesinden hareketle, yargıyı "hâkimler ve savcılar oligarşisi" gibi düşünüyorlar.
Anayasa Mahkemesi‘nin kararında yanlış bulduğum husus, "dolaylı aykırılık" kavramıdır.
(...) Mahkeme, "dolaylı ve karmaşık düzenlemeler yoluyla yapılmış bir aykırılık" sezdiğinde onu da iptal edeceğini söylüyor kararında!
‘Sezdiğinde‘ diyorum, çünkü "dolaylı" dediğinizde tek metodunuz sezgidir; sanat ve felsefede çok büyük değeri olan sezgi, kesinlikle hukuki bir metot olamaz.
Mahkeme‘nin böyle "dolaylı" yorumlarla anayasa değişikliklerini "esastan" incelemesini yanlış buluyorum.
Balyoz dosyasında kamuoyuna yansımış bu kadar delil ve şüphe sebebi mevcutken elbette soruşturma ve dava açılacaktı. "Görülmekte olan davayı etkileyecek" bir şey söyleyemeyiz. Ama hem ahalinin hem de benim kafamda cevap bulamadığım sorular var:
- Ciddi deliller ve sebepler olmadan başlangıçta, tutuklama kararları verilmiş ve yapılan itirazlar yine mahkemelerce hukuka aykırı olarak reddedilmiş olabilir mi?
- Madem tutuklama için ciddi deliller ve sebepler vardı, öyleyse HSYK tarafından geçen yıl atanan iki hâkimin nöbetçiliği sırasında niye bütün tutuklular için tahliye kararları verildi?
- Yine madem tutuklama yanlıştı ve onun için tahliye kararları verilmişti, peki şimdi niye "yakalama" kararları verildi?
- Yakalama kararı vermek için, mahkemenin önceden sanık ya da şüpheliyi ifade vermeye davet etmesi lazımdır; gelmezlerse o zaman "yakalama" kararının şartları oluşur. Peki, bazı generaller neden mahkemenin yazılı davetine uyup ifade vermeye gelmediler?
Cevapları ben bilmiyorum, bilenler kamuoyuna bilgi vermelidir."





