Günlerdir ülke gündeminin bir numaralı sırasına oturan Yüksek Askeri Şûra, devlet krizine dönüşmeden sonuçlandırıldı. Akşam gazetesi yazarı İsmail Küçükkaya bu sürece dair birkaç ayrıntıyı sütunlarına taşımış...
Yüksek Askeri Şura (YAŞ) krizinin çözüm sürecine ilişkin yorumum şudur: ‘Türkiye‘de asker-sivil ilişkilerine yeni sınırlar çizildi. TSK‘nın terfi ve atamalarda sırtını yasladığı teamüller ile iktidarın esas aldığı yasaların sentezinden bir orta yol bulundu.‘ Bir dönüm noktasındayız. Siyasi tarih kitapları 2010 Ağustos YAŞ zirvesini yazacak. Buraya nasıl gelindiği ‘kritik‘ nitelemesini hak edecek detaylar içeriyor... Çok daha derin krizlerin eşiğinden dönüldü. Asker-sivil gerginliği, devlet krizine dönüşebilirdi. Neyse ki devlet aklı sahneye çıktı.
Sivil kanat, ‘Işık Koşaner‘in 1 numara olacağı senaryoları, belli şartlar altında‘ hayata geçirmek istedi. İkili-üçlü zirvelerde askerin ‘o şartlara karşı çıktığını‘ görünce ‘Koşanersiz‘ ihtimalleri de masaya yatırdı, tedbiren. İlk kez, hava ve deniz kuvvet komutanlarının genelkurmay başkanı olma seçeneği üzerinde de duruldu. Bunun için 30 Ağustos‘a kadar beklenecekti. İki tarafa sağduyu hakim oldu, 23 günlük daha belirsizlik dönemine kapı açılmadı. Asker ise hükümetin ‘en uç bölgedeki sınır hamlesine‘ karşılık kendi ‘kırmızı çizgisini‘ masaya sürdü:
Atilla Işık‘ın emeklilik dilekçesi tamamen kendi kararı olsa bile sistemi ‘kilitleyecek‘ adımların ilkiydi. Koşaner de genelkurmay başkanlığından feragat etmeyi göze almıştı. Bir subay için ne büyük fedakarlık... Sonuçta tarafların ikisi de hem iktidar hem asker kendi pozisyonlarını ‘kişisellik‘ üzerine değil, ‘ilkesellik‘ üzerine oturtmuştu. Bu uğurda herkes fedakarlığı göze almıştı. Zira ucunda ‘tarihe nasıl yazılacağınız‘ vardı, ayrıca askerler TSK kamuoyuna, AKP de seçmen tabanına nasıl görüneceğini düşünüyordu. Onlarca senaryo tartışmaya açıldı. Sorunun kontrolden çıkabileceği fark edildi. Ve ‘kriz çözücü adımlar‘ peş peşe geldi. Size sunulan görüntüye aldanmayın, doğrusu şudur: Gül ve Erdoğan ‘anlaşarak‘ birisi Koşaner‘le, diğeri Başbuğ‘la görüştü. Ortak karar alındı, stratejik davranıldı. Komutanlar da aynı şekilde: Başbuğ, Koşaner ve bütün komuta kademesi, hatta tüm orgeneraller ‘ortak akıl‘ üreterek müzakere odasına döndüler.
Sonuç olarak, asker teamüllerine -önemli oranda- sahip çıktı. Siyaset -büyük ölçüde- yasaların belirleyiciliğini devreye soktu. Ortaya sentez çıktı. Kriz bu kez çözüldü, lakin asker sivil ilişkileri artık asla eskisi gibi olmayacak...
Bu saatten sonra herhangi bir sorun kalırsa, o ikincil konularla ilgilidir. 30 Ağustos‘a kadar da çözüme kavuşur. Ana eksen yerine oturmuş gibi görünüyor.





