Bizler dünyanın hepimize yetecek kadar zengin olduğunu düşünüyorduk.
Okuduğumuz kitaplar, söylediğimiz şarkılar hep bunun üzerineydi. Şu dünya üzerinde yaşayan herkes, dini, dili, ırkı, rengi her ne olursa olsun kardeşçe yaşayacak, Allah‘ın verdiği ürünlerin hasadını hep birlikte paylaşacaktı. Oysa şu çok da uzun sayılmayacak ömrümde Arakan Mülteci Kamplarını gördükten sonra duygu dünyamda inanılmaz bir sarsılma yaşadım. O his hâlâ daha içimde.
Galiba hikayeyi biraz baştan anlatmak lazım. Mynamar adındaki Asya ülkesinde (eski adıyla Burma) 1962‘deki askeri darbenin ardından yönetimi ele alan askeri diktatörlük başta Müslümanlar olmak üzere çeşitli azınlık gruplara büyük bir baskı politikası uyguladı. En büyük sıkıntıyı da nüfusun yüzde 10‘unu oluşturan Müslümanlar yaşadı. Sistematik olarak yok edilmeye çalışılan Arakanlı Müslümanlar, kendi ülkelerinde yasadışı göçmen muamelesi gördü. Ağır vergilere tabi tutuldular, zorla ve ücretsiz olarak çeşitli işlerde çalıştırıldılar, toprakları ellerinden alındı, köyleri basıldı, öldürüldüler ve yaralandılar. Söz konusu baskılara dayanamayan Arakanlılar ise çareyi göç etmekte buldu. İki milyon Arakanlı çeşitli ülkelere gitti. İçeride kalan 1,5 milyon civarındaki Arakanlı ise askeri diktanın baskısı altında hayatlarını sürdürüyor.
"Bir gün döneriz" umudu...
Arakanlı mültecilerin büyük çoğunluğu "Bir gün nasıl olsa geri dönerim umuduyla" Arakan‘a en yakın ülke olan fakir Bangladeş‘e iltica etti. Bu ülkede yaşamaya çalışıyor. Gerçekten de yaşamaya çalışıyor zira bulundukları kampta insanca bir yaşam imkansız. Bangladeş‘te bulunan Leda ismindeki gayri resmi mülteci kampı onlardan biri. Sürekli yağmur alan Bangladeş‘te her yağmurdan sonra çamur deryasına dönen bir ortam. Pis sularda "yıkanan", giyecek elbisesi bile olmayan, üstlerine muson yağmurları damlaya damlaya Kur‘an öğrenmeye çalışan, fotoğraf makinesinden korkan, gördükleri zaman avaz avaz bağırarak ağlayan çocuklar. Hepsi aç. Açlıkları gözlerinden okunuyor, tıpkı babaları- anneleri- dedeleri gibi ayakta durmakta güçlük çekiyorlar. Mesela para vermeye kalksan hangisine verebilirsin ki? Bu çocuklardan binlerce var bu kampta. Kamp gayri resmi olduğu için ne Birleşmiş Milletler sahip çıkıyor ne de Bangladeş hükümeti. Kutupalong Mülteci Kampında 35 bin aile yaşıyor ve kamp sakinlerinin neredeyse tamamı yetersiz beslenmeden kaynaklı sorunlar nedeniyle hasta!
6 bin ailenin yaşadığı Leda Mülteci Kampı sakinleri ise Kutupalong‘a nazaran biraz daha şanslı zira bu kamp resmi ve nüfusu daha az. Birkaç ayda bir gönderilen gıda yardımından nasipleniyorlar ama bu durum kampta baş gösteren açlık sorununun önüne geçemiyor. Bu kampta da giyecek elbise bulamayan çocuklar çıplak şekilde sokaklarda dolaşıyor ve herhangi bir eğitim de almıyorlar.
Hükümet geri dönmeye zorluyor
Kamplara giren yabancılara istisnasız her çocuk yüzlerce kez "bay bay, thank you" şeklinde bağırıyor. Bu da şunu gösteriyor: "Bu kamplara daha önce batılı kuruluşlar yardım için defalarca gelmiş. Gitmeden önce de çocukların dillerine bu kelimeleri yerleştirmişler." Peki batılı kuruluşların yardımları yeterli olabilmiş mi? Bunun cevabı kocaman bir hayır! Mültecilerin kamptan dışarı çıkması kanunen yasak. Bu ise Bangladeş hükümetinin Mynamar ile imzaladığı anlaşmaya dayandırılıyor ve Bangladeş devletinin Arakanlı mültecileri geri dönmeye mecbur ettiği şeklinde yorumlanıyor. Zaten oldukça fakir olan Bangladeşliler ile Arakanlı mülteciler arasında ise zaman zaman sonu yaralanmalara varan kavgalar yaşanıyor.
Gasp, hırsızlık almış başını gitmiş
Bazı Arakanlılar imkansızlıklar nedeniyle olmadık işlere girişiyorlar. Geçimlerini sağlamak için gasp, hırsızlık gibi yollara başvuruyorlar. Bazı terör örgütlerinin de eleman kaynağını söz konusu mülteci kamplarından karşıladığı konuşuluyor. Bu durumun üstüne hükümet ve medyanın yönlendirmesi de dahil olunca, başlangıçta Arakanlıları çok iyi karşılayan Bangladeşliler ile Arakanlılar arasında sorunlar meydana geliyor. Az önce de belirttiğimiz gibi kamplara giriş ve çıkış yasak. Bangladeş merkezli yardım kuruluşları kamplara yardım götüremiyor. Uluslararası kuruluşlar ise bin bir güçlükle az sayıda yardımı kamplara ulaştırabiliyor fakat bu da kampların nüfusu dikkate alındığında hiç yeterli değil. 18 yıl önce askeri yönetimin baskıları sonucu Bangladeş‘e göç eden 68 yaşındaki Ebu Talip Yaklaşık 3 yıldır Leda Mülteci Kampında yaşıyor."Arakan‘da çiftçilik yapıyordum. Askerler bizleri dağlara götürüp zorla ve ücretsiz çalıştırıyorlardı. Burma‘da seyahat özgürlüğümüz yoktu. Müslümanların ailelerine tecavüzlerde bulunuyorlardı" dedi. Ebu Talip, "Neden Bangladeş‘e geldiniz" sorusuna, "Başka yere gidebilirdik ama burası ülkeme en yakın yer. Eğer bir gün durum düzelirse döneceğim" diye cevap verdi.
Kampta sorundan başka bir şey yok
5 kişilik ailesiyle birlikte diğer tüm mültecilerden farksız olarak 10 metrekarelik kulübede yaşayan Sultan Ahmet (42) "8 yıldan beri bu kamptayım. Arakan‘da tarlam vardı, çiftçilik yapıyordum. Ama burada kamptan dışarı çıkmamız yasak. Bunu bile bile şehre çalışmaya gidiyorum. Bazen kazandığım parayı hırsızlar gasp ediyor. O zaman ailemle birlikte aç kalıyoruz" dedi. Kampta akıllara gelen bütün sorunların olduğunu söyleyen Ahmet, "Kamptan dışarı çıkamıyoruz, burada hastane yok, okul yok. Problem olmayan bir alan yok. Eğer askerler zorla aldıkları tarlamı ve evimi geri verirse, zorla çalıştırmaktan vazgeçerse geri dönerim. Orası benim vatanım" ifadelerini kullandı. 7 yaşındayken Bangladeş‘e göç eden Amin Mahmud‘un hikayesi ise şöyle: Askerler ailemden birçok kişiyi öldürdü. Ben de geri kalanlarla birlikte buraya göç ettim. 3 yıldan bu yana mülteci kampında yaşıyorum. Burada hayat çok zor. Dışarı çıkmak yasak ama ben bazen gidip rikşa (Bangladeş‘te kullanılan küçük bir tür taksi) şoförlüğü yapıyorum, çünkü eve yemek getirmek zorundayım. Bu işten elime geçen para ise aylık 30 dolar."





