Din Görevlileri ve Camiler Haftası münasebetiyle bir açıklama yapan Abdullah Arslan, İslam‘ı tam olarak yaşamak, yaşatmak ve anlatmak gerektiğini belirtti. Şereflileri Hakka davet etmenin en şerefli görev olduğunu kaydeden Arslan, "Bu dünyada yapılan en şerefli görev insanları Hakka, yani İslam‘a çağırmaktır" dedi.
İslam‘ı bir bütün olarak algılayıp, yaşamak gerektiğini bildiren Din-Bir-Der Genel Başkanı Abdullah Arslan, "Bu dünyada yapılan en şerefli görev insanları Hak‘ka, yani İslam‘a çağırmaktır" dedi.
Din Görevlileri ve Camiler Haftası münasebetiyle bir açıklama yapan Abdullah Arslan, İslam‘ı tam olarak yaşamak, yaşatmak ve anlatmak gerektiğini belirtti. Şereflileri Hak‘ka davet etmenin en şerefli görev olduğunu kaydeden Arslan, "Bu dünyada yapılan en şerefli görev insanları Hak‘ka, yani İslam‘a çağırmaktır. Bu en şerefli görevi yapmak için de, önce İslam‘ı bir bütün olarak kavramak gerekir. Zira meşhur bir sözdür; ‘Yarım imam dinden, yarım hekim candan eder‘ denmiştir. İslam‘ı öğrenmek yetmez. İkinci özellik ise, Hak‘ka çağıran kimsenin Hak‘kı önce kendisinin yaşaması gerekir. Üçüncü bir husus da; Kulun bu şerefli görevi Allah için yapmasıdır. Bu gerçek bir ayeti kerimede şöyle açıklanmıştır; "Allah‘a çağıran ve ameli Salih işleyen, ‘Ben şüphesiz Müslüman‘ım‘ diyenden daha güzel sözlü kim vardır.(Fussilet:33)" diye açıklamada bulundu.
Din görevlilerinin görevlerini Allah‘ın emrettiği şekilde yapması için önce İslam‘ı bir bütün olarak, tam bir hürriyet içerisinde öğrenmesinin şart olduğunu dile getiren Arslan, bu şartın yerine getirebilmesinin kolaylaştırılması için yöneticilerinin bu imkanları sağlaması gerektiğini vurguladı. İnsanların İslam‘ı hakkı ile öğrenip, hayatlarına tatbik etmek ve insanları doğru yola gösterebilmelerinin önü açılmadan din görevlilerinin görevlerini Allah‘ın emrettiği şekilde yerine getirmelerinin mümkün olmayacağını belirten Abdullah Arslan, "Bu da yetmez, bir din görevlisi en mükemmel şekilde yetişmiş olsa bile, eğer görev aldığında İslam‘ın esaslarını Allah‘ın ve Resulü‘nün emrettiği şekilde söyleyemez ve yaşayamaz ise yine topluma faydalı olamaz. Netice olarak; Din görevlilerinin topluma örnek olması ancak Dinimizin emrettiği şekilde yaşama hürriyetine sahip olmasına bağlıdır. Din görevlilerinin sözlerinin topluma tesir etmesi için bir şart da; ortamın Müslümanların inançlarına göre yaşayacak şekilde hazırlanma ve sağlanması gerekir ki; bu da yöneticilerin görevidir" dedi.
Kürsülerde ve minberlerde söylenen hakikatlerle hâlihazırdaki sistem çeliştiği takdirde, söylenen sözlerin camilerin içerisinde kalmasının şart olduğunu belirten Din-Bir-Der Genel Başkanı Abdullah Arslan, balığın suda yaşamasına rağmen karada ölmeye mahkûm olduğunu, Müslümanların ise inancına uygun ortamda yaşamak durumunda olduğuna dikkat çekti. Cami ve Din görevlilerinin görevlerini yerine getirebilmek için yukarıda saydığı şartların yerine getirilmesi gerektiğini kaydeden Arslan, aksi takdirde Din Görevlileri ve Camiler Haftası‘nın gayesine ulaşacağını söyledi. Aslında Müslümanlar için her günün, her haftanın, ayır ve senenin Camiler ve Din Görevlileri Haftası olduğuna dikkat çekti.
Müslümanların bütün insanlar için yeryüzüne çıkarılmış en hayırlı ümmet olduğunu belirten Abdullah Arslan, "Biz iyiliklerle emreden, kötülüklerden meneden bir dinin mensuplarıyız. Bu görevi de başta din görevlileri yapacaktır. Ama bu görev sadece din görevlilerinin de değildir. Ayeti Kerimede buyurmuştur ki; "Siz bütün insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliklerle emreder, kötülüklerden nehyedersiniz...(Ali İmran: 104)" dedi.




