‘Ortak Evimiz Avrupa‘

‘Ortak Evimiz Avrupa‘

Ecevit‘in vaktiyle AET olarak anılan AB ile ilgili bir kehaneti gerçekleşti. O da şudur: Onlar ortak biz pazar. Gerçekten de Tansu Çiller‘in ülkeyi dolduruluşa getirerek sokmuş olduğu gümrük birliği sonunda bizi onların pazarı haline getirdi. Neo-liberalizmin peşine takılarak da aslında her şeyimizi kaybettik. Uluslar arası sermayeye kaptırmadığımız hiçbir şeyimiz kalmadı. AB ile ortaklığımız ‘desti izdivacımız ahrete kaldı‘ deyimini hatırlatıyor. AB‘nin bekleme salonundan içeriye buyur edilmemiz ise artık kıyameti bulur. Uluslar arası sermaye bizi dişlileri arasında öğüttü. Gorbaçov da SSCB yıkılırken bizim gibi bir ham bir hayal kurmuştu. O da Avrupa ile ortak ev kurmak hayalinde idi. Bundan dolayı Asyalı ortaklarına gayet haşin davranarak onları küstürdü ve sonunda kızıl imparatorluğu dağıttı. Brejnev hantallığı ve duraklama devrini temsil ediyordu. Belki bir anlamda Sovyetler‘in İkinci Abdulhamid‘i sayılabilir. Asya‘ya yabancılaşmamıştı ve bu yüzden de imparatorluğu bir arada tutabildi. Hatası Afganistan‘ı işgal etmek oldu. Bu da hassas dengeler üzerinde duran imparatorluğu yıprattı ve kan kaybetmesine vesile oldu. Genç Gorbaçov gençleştirme yaptı ve deneyimsiz ama enerjik genç kuşakları iş başına getirirken İttihatçılar gibi yüzünü Avrupa‘ya ve Batı hayat tarzına dikti. Dinamizm getireyim derken hantallaşan yapıyı manevra yaptırmakta zorlandı ve imparatorluk kırıldı. Gorbaçov‘un, Tanzimat hevesi veya ıslahatçılığı Glasnost ve Peretsroika ile birlikte Ortak Avrupa Evi kavram ve projeleriyle hatırlanıyor. Bu projeler belki hâlâ akıllarda ama yapı taşı haline gelemediler. Zihinde kaldılar, harice taşamadılar. Yeltsin ve ondan sonra gelen ortakları ve bu bağlamda Putin ve Medvedev, Gorbaçov reformlarına bir daha geri dönmediler. Gürcü Lider Şevardnadze ise Gorbaçov‘un hayali kavramlarla imparatorluğu yıktığını söyleyecekti. İttihatçılar da Fransız Devriminden devşirdikleri özgürlük, eşitlik ve kardeşlik sloganlarıyla Osmanlı‘yı çok kısa bir zaman dilimi içinde önce altüst ettiler sonra da çökerttiler. Hızlı yaşadılar genç öldüler. Yahudi kökenli felsefeci Oliver Leaman‘a göre, aslında bu kavramlar sadece telakki/algı düzeyinde vardı. Yani zihni alanın dışında ya da gerçek hayatta bir karşılığı bulunmuyordu. Karşılığı bulunmayan değerler uğruna imparatorluk çarçur edilmişti. Bu kavramlar II. Abdulhamid Han‘ın realizmine karşı İttihatçıların hayalciliklerini temsil ediyordu.

Hayrünnisa Gül, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Genel Kurulu‘nda konuşma yapan ilk cumhurbaşkanı eşi oldu. Bazı boyutları ve veçheleriyle olaya müspet de bakılabilir. Lakin konuşması en azından bizim kriterlerimize göre yadırgatıcı olmalı. Zira, Garbaçov‘un ortada bıraktığı kavrama o sahip çıkmış ve Ortak  Evimiz Avrupa veya Ortak Avrupa Evi‘nden bahsetmiş.  Keşke bu temenni veya kavramların zihin haricinde veya algı dışında ve gerçek hayatta bir karşılığı bulunabilse! Avrupa gerilerken ve bize muhtaç olduğunda bile kapılarını yüzümüze açmayacaktır. Fethin dışında Avrupalıların bizi içlerine kabul etmeleri devenin iğne deliğinden geçmesi kadar zor. Bizi içlerine almaları mümkün olmamakla birlikte AB‘nin gevşemesi sonucunda zayıf halka haline gelecek kolları ve kanatları veya en azından bazıları geçmişteki gibi bize bağlanabilir. Tekrar Avrupa Ortak Evi atfına gelecek olursak; Hayrunnisa Gül‘ün konuşması adeta ‘kendin çal kendin oyna‘ havasına dönmüş. Avrupalılar pek iltifat etmemişler. Ortak ev projesi diğer tarafın boykotuyla birlikte tek yanlı bir dilekten öteye geçememiş. Başbakanın eşi Emine Erdoğan da Avrupa parlamenterlerine hitaben yaptığı konuşmada aynı vurguda bulunmuş ve ‘Biz Avrupalı kadınlar‘ söylemini ve hitabını kullanmış. Lakin Avrupalılar artık bu ortaklık ifadelerine pek iltifat etmiyorlar. Tavsamış görünüyor. Avrupalı aidiyetimiz onların istiskalı karşısında ne kadar da kompleksli ve ne kadar da cılız ve iğreti duruyor. Her alanda böyle denemelerimiz oldu. Fehmi Koru gibi yazarlarımız 28 Şubat ertesinde ‘Avrupa İslamı‘ tezine sıcak bakmışlar ve Bessam Tıbi gibiler de bu tezi olgunlaştırmayı denemişlerdi. Lakin muvaffak olamamışlardı. Son dönemlerde Avrupa ile Türkiye arasında psikolojik soğukluk her alanda yaygınlaşıyor. Hayrunnisa Hanımı bağrına basmayan Avrupalılar ilk dönemlerde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eşine pek iltifatkarlardı. İsviçre‘de St. Moritz veya benzeri yerlerde Hayrunnisa ve Emine Hanımlar merak ve sempati uyandırmışlardı. Şimdi ise bu ilgi profili çok düşük. Ortak Avrupa Evi kavramı bizden ziyade Ruslara daha çok yakışıyor. Sebebi, en azından onlar Hıristiyanlığın bir şubesine ve kanadına mensup olarak bizden fazla Avrupalı ve Batılı. Üvey evlat gibi olsalar da böyle. Bizim ise kültürel anlamda sentetik sekülerizm bağı hariç hiçbir ortak bağımız yok. Rus-Batı ilişkileri Bizans-Batı ilişkilerine benzerken biz ne kadar inkar etsek de onlara göre hâlâ Osmanlı duruyoruz. İlla da bir ortak evden bahsedeceksek; bu ortak evde bizim yerimiz ancak misafirhane olabilir. Ya da Ecevit‘in deyimiyle onlar ortak biz pazar. Kendimizi kandırmaktan bir kurtulabilsek dünyaya daha kompleksiz bakacağız.

16 Ekim 2010 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Andımız referanduma götürülmeli mi?