Allah Resulünün gözbebekleri... Soyunun maddi anlamda devam ettiricileri... Efendimizin ciğerpareleri... Ve Yüce Resul‘den bize kalan hatıralar... "Nimetleriyle sizi beslediği için Allah‘ı sevin. Beni de Allah sevgisi için sevin. Ehl-i beytimi de benim sevgim için sevin" (Tirmizi) buyurmuştur efendimiz.

Ehl-i Beyt kimlerden oluşur?

Ehl-i beytin kimlerden oluştuğu biraz tartışmalıdır. Ancak genel olarak şu ifade edilebilir. Ehl-i Beyt; Peygamberimizin mübarek eşleri, çocukları, damadı Hz. Ali ve tüm torunlarından oluşmaktadır. Fakat bunu çok dar anlamda değerlendirerek sadece eşleriyle veya sadece Hz. Fatıma, Ali, Hasan ve Hüseyin‘le sınırlayanlar da vardır.

Ehl-i Beyt‘in yanı sıra bir de "evlad-ı resul" deyimi de vardır. Bunlar ise daha çok Peygamber Efendimiz (sav)‘dan sonraki dönemde, O‘nun soyundan gelenlere verilen bir isimdir. Başta Hicaz yöresi olmak üzere İslam coğrafyasının değişik bölgelerinde yaşamaktadırlar.

Hz. Hasan‘ın soyundan gelenlere ‘şerif‘ Hz. Hüseyin‘in soyundan gelenlere ise ‘seyyid‘ denmektedir. Ayrıca ‘habîp‘ de denilmektedir.

Tarih boyunca evlad-ı resulden olanlar, Müslümanlarca büyük bir sevgi ve ilgiye mahzar olmuşlardır. Bu yüzden kimileri, aslı olmadığı halde kendilerini ehl-i beyte nisbet ederek, kendilerine bazı çıkarlar elde etmeye çalışmışlardır. Ancak böyleleri tespit edildiğinde değişik cezalara çarptırılmışlardır.

Evlad-ı Resul olmak bir ayrıcalık mıdır?

BAZI durumlar vardır ki insanın elinde değildir. Bir insan, anne babasını kendisi seçemez. Uzun boylu veya sıska olmayı kendisi pek tayin edemez. Irkını, rengini belirleyemez. Ama dinini, davranışlarını kendisi belirler. İşte bu yüzden kişiler; inançlarından dolayı hesaba çekilir ama renk veya boyundan dolayı hesaba çekilmezler. Her Müslüman Peygamber Efendimizin devrinde yaşamayı, O‘nun ailesinden olmayı ister. Ama bu mümkün değil. Örneğin Hz. Hüseyin, Peygamberimizin torunudur. Ama bu konumuyla, hem büyük bir sorumluluk almıştır hem de bu yolda canını vermiştir. Ehl-i beytten olmak, evlad-ı resul olmak,  insanların sevgisini kazanmak için değildir. Bilakis ilahi sorumluluğu, saf kulluğu en mükemmel bir şekilde yerine getirmek için, kişilere daha büyük bir sorumluluk verir. Evlad-ı resul olan, "ben peygamberin soyundan geliyorum, üstünüm, herkes bana saygı göstermek zorunda..." diye düşünürse günahkâr olur ve o soydan gelmenin hakkını vermemiş olur.  Evlad-ı resul olmak mesuliyet gerektirir, daha çok ibadet gerektirir, takva gerektirir, insanların dertleriyle dertlenmek gerektirir, bazı haklarından feragat gerektirir, dünyaya rağbet etmemeyi gerektirir ve bazen canını feda etmeği gerektirir.

Yani bir saygınlığı var ise de çok ağır görevleri de vardır.

"Nakib-ül Eşraf‘‘

Yine Hz. Peygamberin ehl-i beytinin işleriyle meşgul olan görevlilere "Nakib-ül Eşraf‘‘ denmiştir. Ki bu görevde olmak da insanlar arasında bir saygınlık kazandırıyordu. Bir dönem evlad-ı resulün tanınması ve bilinmesi için özel kıyafetler de düzenlenmiştir.

Ehl-i Beyt masum mu?

Şiiler ehl-i beyte çok özel bir anlam yüklerler. Onlar; ehl-i beyti günah işlemekten korunmuş,  masum görürler. Hz. Ali ve onun soyundan gelen on bir imamın, Hz. Âdem‘den itibaren gelen bütün peygamberlere verilen ilme sahip olduklarını söylerler. Onları seven ve onlara itaat eden kimsenin, Allah‘a itaat etmiş olduğuna inanırlar.

Şii anlayışında bu masum olan on bir imam şunlardır: Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin,  Ali Zeynel Abidin, Muhammed el-Bakır, Cafer-i Sadık, Musa el-Kâzım, Ali er-Rıza, Muhammed el-Cevad, Ali el-Hadi, Hasan el-Askeri, Muhammed el-Mehdi. (Sonuncusu beklenen mehdidir)

Ehl-i beyti de Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin‘den ibaret kabul ederler.

Ehl-i sünnet anlayışında ehl-i beyt masum değildir. Ancak Cenab-ı Allah‘ın sevgisini kazanma ve günahlarının bağışlanması noktasında, ilahi lutfa mahzar olmalarının daha mümkün olduğuna inanılır. Aslında tüm mü‘minler için de aynı imkân elbette vardır.

Onları sever ve sayarız

Hz. Aişe anlatıyor: "Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem, üzerinde siyah yünden nakışlı bir kumaş olduğu halde sabahleyin (evden) çıktı. O sırada Hasan geldi, onu örtünün içine aldı. Sonra Hüseyin geldi, onu da örtünün içine aldı. Sonra Fatıma geldi, onu da aldı. Sonra Ali geldi onu da örtünün altına aldı. Sonra da şu ayeti okudu: ‘Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor‘ (Ahzap 33/33)(Müslim)

Ümmü Seleme (ra) anlatıyor: Ben Resulullah‘ın evinin kapısındayken (Ahzap Süresi 33.)  ayet nazil oldu. Evde Resulullah, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin vardı. Onlara bir örtü bürüdü ve: "Allah‘ım, işte bunlar benim ehl-i beytimdir. Bunlardan günahı gider ve bunları kirlerden tertemiz kıl." Buyurdu.

Ben atılıp: "Ya Resulallah! Ben de ehl-i beyt‘ten değil miyim? Bana: "Sen (yerinde dur, sen zaten) hayırdasın, sen Resulullah‘ın zevcesisin" diye cevap verdi. (Tirmizi)

Görüldüğü gibi ehl-i beyt‘i Allah ve Resulü seviyor. Onları temizlemeye çalışıyor. Biz de seveceğiz, seviyoruz. Onlara zaten her tahiyyatta dua ediyoruz. Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed.

Allah‘ım salat ve selam, efendimiz Muhammed‘e ve O‘nun âline (ehline ve tüm mü‘minlere) olsun.

Geniş bilgi için:

[1] Sahihi Müslim (Müt. Ahmed Davudoğlu) Sönmez Neş.

[2] Prof. Dr. İbrahim Canan Kütüb-i Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yay.

[3] İslam Ansiklopedisi Diyanet Vakfı Yay. Ehli Beyt Maddesi İst. 1994

[4] M. Yusuf Kandehlevî, Hayatüs Sahabe, Müt. Sıtkı Gülle- Divan Yay.

Muhabir: Haber Merkezi