Evvel zaman içinde kalbur saman içinde dağlarda yaşayan yaşlı bir oduncu varmış. Gençliğinde küçük oğlu sel sularına kapıldığından bütün insanlardan soğumuş, hem akrabalarına hem de köyüne küsmüş...

Dağda yaptığı bir kulübeye yerleşmiş.

Sadece ihtiyaç halinde köye iner ve işini gördükten sonra doğruca dağdaki kulübesine çekilirmiş.

Kimseyle görüşmez, herkes onun geçimsiz bir ihtiyar olduğunu düşünürmüş.

Bir gece yatsı namazını kıldıktan sonra yatmış.

Tam uyuyacakken kapının çalındığını duymuş. Şaşırmış.

Bu saatte, üstelik dağ başında yaşayan birini kim merak edebilirdi ki?

Korkmuş. "Ya gelen bir eşkıya ise?" diye düşünmüş.

Bu tereddüt içinde, "Tevekkeltü/alellah" demiş ve kapıyı açmaya karar vermiş.

Bir de bakmış ki, küçük bir keçi karşısında duruyor.

"Bu keçinin burada ne işi var?"

Keçi dile gelmiş, konuşmaya başlamıştı:

"Ey insanoğlu, ben Allah‘ın bir misafiriyim, beni içeri davet etmeyecek misin?"

Adam, "Ama, sen konuşuyorsun?" demiş.

Keçi gayet sakin, "Biz hayvanların da kendi lisanı var, konuşamaz mıyız ?" demiş.

Neyse, keçiyi içeri buyur etmiş. Kapıyı sıkıca kapattıktan sonra, ona kurumuş otlardan bir yatak hazırlamış.

Sabah olmuş. Yaşlı oduncu sabah namazından sonra evinden tam çıkacakmış ki, keçi arkasından seslenmiş:

"Bak oduncu! Sakın yaş ağaca balta vurmayasın. Ormanda her zaman gittiğin yerde, bu sefer uzunca bir kütük göreceksin. O kütüğü dilim dilim doğra... Odun yap. O seni zengin edecektir" demiş.

Oduncu gülerek söylenmiş. Ancak yine de dediği gibi yapmış. Kuru, uzun ağacı odun yapmak için işe başlamış. Bir de bakmış ki, içi boş sandığı kütüğün içinde çil çil altın varmış... Gözleri parlamış.

Hemen bir çuvala odunları, bir çuvala da altınları koymuş. İki çuvalı da sırtına yükledikten sonra, doğru kulübesine gitmiş. Gördüklerini bir bir keçiye anlatmış. Keçi gayet sakin:

"Artık bu yaştan sonra odun kesmene gerek yok. Bu altınlar seni ömür boyu yaşatır" demiş.

Ancak yaşlı adamı birden bire bir üzüntü kaplamış:

"İyi ama ben bu altınları ne yapacağım. Bu dağ başında altını harcamadıktan sonra ne kıymeti var? Hem harcasam da zaten yaşlıyım. Göreceğimi gördüm. Bundan sonra zengin olsam ne, olmasam ne?"

Keçi:

"Öyle deme... Şimdi sen köye in ve ihtiyacı olan akrabalarını, köylülerini bir bir tespit et. Altınların yarısını dağıt. O zaman harcamanın bir anlamı olduğunu fark edeceksin."

Yaşlı oduncu keçinin bu söylediklerini harfiyen uygulamaya başlamış.

Gerçekten de, köydeki insanların ihtiyaçları karşılandıkça, yaşlı oduncu daha mutlu oluyormuş. Bir zaman kaçtığı insanlara şimdi yardım etmek için etraflarında dört dönüyormuş.

Artık yaşlı oduncu eskisi gibi onlardan kaçmıyor, hatta eski anlaşmazlıkları da bir kenara bırakarak onlarla birlikte yaşamaya karar vermiş.

Gel zaman git zaman insanlar onu daha da çok sevmeye başlamış. Önce köyün muhtarı seçmişler onu.

Yaşlı oduncu verdikçe, daha çok zengin olmuş. Zengin oldukça, daha fazla toprak almaya başlamış. Öyle ki, ülkenin tek söz sahibi olmuş. Dağ başındaki kulübeden taşınıp, dev saraylarda yaşamaya başlamış.

İşin tuhafı, oduncuyu mutlu eden ona verilen serveti değil, o serveti fakire fukaraya dağıtımasıydı.

Oduncu, keçinin geldiği günden beri hayatında köklü değişiklik olduğunu fark etmişti. Bu keçi diğer hayvanlara benzemiyordu, hem konuşuyordu hem de çok akıllıydı.

Bir gün ona sordu:

"Sen diğer hayvanların aksine çok zekisin. Üstelik akıllıyım diyen insanlardan daha akıllısın. Kimsin sahi?"

Keçi artık kim olduğunu açıklamak zamanının geldiğini anlamıştı.

Onun bir zamanlar sel sularına kapılan oğlu olduğunu anlatmış. Oduncu hem şaşırmış hem de sevinmiş... Keçiyi sıkıca sarmış... Bu şefkat yüklü sarılıştan sonra keçi değişim geçirmiş ve gerçek haline dönüşmüş.

Oğlu bunca zaman sonra büyümüş adam olmuştu. Babasına elini öptükten sonra sıkıca sarılmış:

"Yıllar önce bir büyücü tarafından bu hale getirildim. Allah‘a çok şükür ki, yaptığın yardımlar ve insanların duası beni eski halime getirdi. Artık bundan sonra bir ve beraberiz" demiş.

Oduncu daha ne isteyebilirdi ki. Hemen oğluna kırk gün kırk gece düğün yaptırmış ve böylelikle hem oğlan hem de kız babası sahibi olmuş, Allah‘a çok ama çook şükretmiş.

Çocuklar, varlıkta da yoklukta da insanlar daima doğru bildiği yoldan ayrılmamalı. Sıfırdan başlayıp zirveye doğru giden yolda daima insanları mutlu etmenin yollarını arayın.

Çünkü bu dünya bir imtihan dünyası. Fakirlik de zenginlikte birer imtihan vesilesidir.

Gözlerinizdeki nur hiç sönmesin, Allah‘a emanet olun.

Muhabir: Haber Merkezi